Kayıp Mispoya – Bölüm 6

Nedan ve Alya bir kaç saatin sonunda Karatalya kalesine ulaşmışlardı. Ancak ikisi de ulaştıkları yer hakkında bilgi sahibi değillerdi. Dikkat çekmek istemiyorlardı ama Nedan’ın gözlemine göre bu yerde yaşayanların giyimleri onlarınkinden oldukça farklıydı. Onların arasına girdiklerinde üzerlerindekilerle zaten dikkat çekeceklerdi.

“Baba neden çekiniyorsun ki zaten evimize gideceğiz kalmayacağız burada!” dedi Alya. Biraz dinlenince o da kendine gelmişti artık. Babasının şaşkın bakışları altında yürümeye başladı kalabalığa doğru. Nedan onu son anda yakaladı kolundan.

“Alya nereye gidiyorsun?”

“Yol soracağım. Neden bu insanlar düşmanımız gibi saklanalım ki?” dedi Alya kendinden emin bir sesle.

Nedan ondaki değişimi farketmeye başlamıştı. Alya o uzun uykudan sonra daha öz güvenli ve kararlı davranmaya  başlamıştı. Kam uykusunda bir şeylerin değişeceğini ima etmişti ama kehanet gerçekleşmediği için şimdi bu değişikliğin onları ne yöne sürükleyeceğini bilmiyordu. Kızın bunun farkında olup olmadığını da anlayamamıştı. Bu yüzden ona bir yorumda bulunmadı davranışlarındaki farklılıktan dolayı.

“Evet elbette düşman değiller. Ben sadece güvende olalım istiyorum tatlım!”

Tam bu sırada asker olduklarını anladıkları bir grubun diğerlerinden farklı görünen birini yakaladığına şahit oldular saklandıkları yerden.

Askerlerin başı diz çöktürdükleri adama “Nereden geliyorsun?” diye sordu.

“Buralıyım ben!” dedi adam yalvarır bir ses tonuyla, “Burada yaşıyorum!”

“Evin nerede?”

“Hemen şehrin biraz dışında bir çiftliğim var!”

“Kralın buyruğunu bilmiyor musun? Şehrin içinde kafana göre dolaşamazsın, belgeni göster!”

Adam belgesini gösteremeyince onu apar topar alıp götürdüler diğerlerinin arasından.

“Gördün mü?” dedi Nedan kızına bakıp.

“Ne kralından bahsediyorlar bunlar? Biz bir krallıkta yaşamıyoruz ki?” dedi Alya şaşkın şaşkın.

Buna Nedan’da şaşırmıştı. Onların ülkesi krallıkla yönetilmiyordu. Evet eski bir krallık ailesi vardı ama sadece temsili bir sarayda oturuyorlardı. Uzun bir zaman önce parlemento kurulmuştu. Halk artık yönetimde  söz sahibiydi.

“Biz başka bir ülkenin sınırına mı geldik anlamadım!” dedi Nedan,”Ancak burası bizim için tehlikeli bir yer belli ki!” diyerek kızının elindne tutup ormanın içine doğru çekti.

Geldikleri yöne doğru yürürlerken “Peki ne yapacağız?” diye sordu Alya, “Yiyeceğimiz de kalmadı!”

“Evet, biliyorum bir çare düşüneceğim kızım! Lütfen merak etme!” dedi Nedan düşünceli bir sesle.

Kam ile ormanın içinde çok fazla yürümemişlerdi..Yani bir başka ülke sınırına gidecek kadar çok değlidi en azından. Ayrıca sınır komşularından krallıkla yönetilenlerin hangileri olduğunu hatırlamıyordu. Dünya üzerinde temsili krallıklardan başka böyle yönetilen bir yer kalmadığı söyleniyordu sürekli. Sonra Ortu’nun söylediği isim aklına geldi “Karatalya’lı mısınız?” demişti delikanlı.

“Burası Karatalya olmalı!” dedi Alya’ya bakıp.

“Karayalya!” dedi Alya birden bire. “Biliyorum burayı. Rüyamda gördüm!”

Nedan heyecanla kızına baktı, “Nasıl rüyanda gördün!”

“Rüyamda bir kadın beni bir yere götürdü. Bir kale vardı. O kalede insanlar hapsedilmişti. Bu kaledeki insanları Karatalya’lıların hapsettiklerini söyledi bana”

“Mispoyalılar mı?” dedi Nedan heyecanla.

“Evet sen nereden biliyorsun?”

Nedan kızının kehanetle ilgili bir şeyler gördüğünü anlamıştı, “Başka ne gördün?”

“Çok hatırlamıyorum, kalenin bir girişi vardı galiba! Mispoyalıları oradan çıkarabileceğimi söyledi.”

“Rüyanda gördüğün yer buraya benziyor muydu peki?”

“Hayır benzediğini söyleyemem, sadece Karatalya dediğin için hatırladım”

Nedan’da hatırlıyordu bu ismi bir yerden. Ortu ilk söylediğinde de aklına takılmıştı ama nereden hatırladığını bir türlü bulamıyordu. İkisi birden bu isimde buluştuklarına göre buranın bir özelliği vardı demek.

“Geri dönüp Ortu ile konuşmalıyız!” dedi kızına dönüp.

“O eve geri mi döneceğiz? Evimize gidecektik hani?”

“Haklısın, gideceğiz ama önce geri dönmeliyiz. İçimden bir ses öyle söylüyor!”

Alya itiraz etmedi babasına, ikisinin de aklında bir sürü düşünce ile Ortu’nun evine doğru geri yürümeye başladılar. Alya’nin zihninden bir sürü görüntü ve ses geçiyordu üst üste. Onları anlamlandıramadığı için babasına söylemeye çekiniyordu. Yorgunluk zihninin ona oyunlar oynamasına neden oluyordu belli ki.

Nedan’ın da iyice kafası karışmıştı. Uyandıktan sonra birden bire zembille inmiş gibi bir krallığa rastgelmişlerdi kendi yaşadıkları bölgede. Böyle bir şeyin olması ne kadar mümkündü bilmiyordu. Sonuçta çok uzaklaşmamışlardı. Uyudukları mağarada uyanmılardı tekrar.  Kimse gelip onları başka bir yere taşımamıştı. O halde nasıl olup hiç bilmedikleri bir ülkenin sınırlarına girmiş olabilirlerdi ki.

Nedan ve Alya Ortu’nun evine geri döndüklerinde hava kararmak üzereydi. Ortu her zaman ki gibi ormanı dolaşıp geri gelmiş, yemeğini yiyordu. Dışarıda ayak sesleri duyunca koşup içeriden silahını getirdi. Bu  tüfeği avlanırken kullanıyordu sadece. Elbette öldürdüğü hayvanlardan özür dileyerek.

Mumları söndürüp cama doğru yanaştığı  sırada kapı vurulmaya başladı ve Nedan seslendi.

“Ortu biziz! Nedan ve Alya! Geri döndük!”

Ortu şaşırmıştı Nedan’ın sesini duyduğuna ama yine de temkinli olarak gidip kapıyı açtı.

“Sabah sana haber vermeden gitme kabalığını gösterdiğimiz için özür dilerim Ortu! Bizi içeri alır mısın yine!”

Ortu arkalarında kimse var mı diye bakıp başını salladı. Evet sabah yaptıkları kabalıktı gerçekten. Onlara yardım etmiş, evini açmıştı ama onlar kaçıp gitmişlerdi yine de. Gidip masayı toplamaya başladı ama içine sinmediği için yine de “Aç mısınız?” diye sordu onlara bakıp.

Alya başını salladı, “Çokta susadık!”

“Yemek sıcak!” dedi ocağı göstererek. Alya hemen yemeğin başına gitti ve tezgahın üzerindeki tabaklardan bir tane alıp doldurdu.

Nedan kızının rahatlığına şaşırmıştı ama toparlanıp Ortu’ya döndü tekrar, “Sana sormak istediğm şeyler var!”

“Neyle ilgili?” dedi Ortu soğuk bir sesle.

“Karatalya ile ilgili”

“Oraya mı gittiniz? O yüzden geri geldiniz değil mi?”

“Evet oraya kadar gittik. Tek istediğimiz bir araba bulup eve gitmekti. Bak Ortu biz çok uzakta yaşamıyoruz. Yani buraya yürüyerek geldik. En çok kırkbeş dakika yürmüşüzdür. Sonra sana rastladık. Seninle de yarım saatten çok yürümedik. ”

“Yani?” dedi Ortu elindeki işe devam ederek.

“Yanisi şu, nasıl oluyor da bir başka ülkeye varmış olabiliriz. Üstelik adını daha önce komşularımız arasında duymadığımız ve krallıkla yönetilen bir ülkeye?”

Ortu başını kaldırıp ona baktı, “Siz nereden geldiğinizi söylemiştiniz?”

“Vartan!”

“Nerede bu Vartan?”

“Buraya çok uzak olmamalı. Tadika’ya bağlı küçük bir kasaba!”

“Tadika mı? Bu bir ülke mi?”

“Evet bizim ülkemiz işte!”

“Siz ormana neden gelmiştiniz?” dedi Ortu merakla onun da kafası karışmaya başlamıştı.

“Sen neden ormanda tek başına yaşıyorsun?” dedi Nedan’da bu kez.

“Baba ona rüyalarımdan bahsetmelisin!” dedi Alya araya girerek, tabağındaki tüm yemeği bitirmiş bir tane de babasına doldurmuştu.

“Ne rüyası?” dedi Ortu bu kez.

“Ben rüyamda bir kadın gördüm beni bir kaleye götürdü ve orada Mispoyalılar denilern birilerinin yaşadığını söyledi. Onları hapsetmişlerdi!”

Nedan  Alya’nın açıkça Mispoyalılardan bahsettiğini duyunca paniğe kapıldı bir anda

“Alya sus!”

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s