Kayıp Mispoya – Bölüm 5

Alya ağacın arkasından kendisine doğru yürüyen Ortu’yu görünce bir çığlık attı. Nedan kızının çığlığını duyar duymaz uzandığı daldan elini çekti ve  onu bıraktığı yere doğru koşmaya başladı.

“Buraya nasıl geldin?” dedi Ortu, “Sana zarar vermek niyetinde değilim! Benden kormana gerek yok!”

“Baba!” diye bağırdı Alya bu defa.

Ortu yavaş yavaş Alya’ya yaklaşırken, Nedan hızla arkadan koştu ve onun üzerine atladı. Ortu beklemediği bu saldırı karşısında dengesini kaybedip yere yuvarlanır gibi oldu ama hemen kendini toparlayıp doğruldu.

“Kızımdan uzak dur!” dedi Nedan, bir yandan bu delikanlıyı tartıyordu. Ondan genç ve çevik görünüyordu. Saldırmaya kalkarsa Nedan’ın ona güç yetirmesi biraz zor görünüyordu ama kızını korumak için gerekirse hayatını bile tehlikeye atardı.

“Sakin olun!” dedi Ortu yeniden, o da bir yandan savunma pozisyonuna geçmişti, “Ormanın bu kısmı tekin olmadığından kimse gelmez! Siz buraya nasıl geldiniz?”

Ortu ve Nedan bir yandan saldırma pozisyonu almış karşılıklı dönüyorlardı.

“Biz kızımla evimize gidiyoruz delikanlı! Ormanınla  da ilgilenmiyoruz!”

“Karatalyalı mısınız?”

“Hayır!” dedi Nedan, daha  önce böyle bir şehir adı duyduğunu hiç hatırlamıyordu ama  yine  de bu isim ona tuhaf bir şekilde tanıdık gelmişti, “Vartan’dan geliyoruz biz! Ben bir din adamıyım!”

“Vartan?” dedi Ortu gözlerini kısarak. Bu adam yalan söylüyordu  büyük ihtimalle ama bunu neden yapıyordu çözememişti, “Durup, dururken bana niye saldırdınız o zaman?”

“Ben sana saldırmadım, sen kızıma saldırmak üzereydin!”

“Hayır ben sadece ona yardım etmek istedim!”

“Ama o çığlık attı!”

İkisi de dönüp Alya’ya baktılar. Kız yine kendini bırakmış ve  gözlerini kapamıştı.

Nedan bir anda savunma pozisyonunda olduğunu unutup kızının yanına koştu ve eğilerek cebine doldurduğu orman meyvelerinden ona yedirmeye çalıştı. Alya bir iki tanesini zorla aldı ağzına.

“Bakın Vartan neresi bilmiyorum ama ben duymadığıma göre buraya uzak bir yer olmalı. Sizi kendi evimde misafir edeyim. Dinlenin, sanırım onun bakıma ihtiyacı var!”

Nedan ona bakıp çaresizce başını salladı. Delikanlının kim olduğunu bilmiyordu, bir din adamı olmasına rağmen onu daha önce hiç görmemişti de. Bu nedenle temkinli olmaya karar verdi. Alya’yı yeniden sırtlamak için eğildiğinde Ortu ona yaklaştı ve eliyle işaret ederek kendisi kucağına aldı kızı.

Yirmi dakikalık bir yürüyüşün ardından Ortu’nun evine vardılar. Evin düzeni Nedan’a biraz tuhaf  gelmişti ama dikkatini Ortu’nun üzerinde yoğunlaştırması gerekiyordu şimdi. Alya’yı salondaki geniş sedire yatırdılar. Ortu’nun sabah yaptığı etli çorbadan biraz daha kalmıştı. Isıtıp bir kase Nedan’a verdi ve Alya’yı göstererek ona yedirmesini işaret etti. Kendi yaptığı ekmekten de bir parça yanına koymuştu teneke tabağın. Masaya bir kase de Nedan için hazırladı.

Nedan arkasını kollayarak kızına çorbayı içirdi. Alya’nın boş midesi günlerdir yemek yüzü görmediğinden kramplarla tepki veriyordu bu sıcak içeceğe. Bir iki kaşıktan sonra bir parça ekmekte yedikten sonra yavaş yavaş kendine gelmeye başladı.

“Neredeyiz baba? Eve gitmeyecek miyiz?” dedi babasına.

“Gideceğiz kızım, biraz dinlendikten sonra gideceğiz”

“Hava karardı bu saatte orman tehlikeli olur. Sabah  gün doğduğunda yola çıkabilirsiniz ancak. Burada baba kız uyuyabilirsiniz benim için sıkıntı olmaz. Benim odam arka tarafta. Bir ihtiyacınız olduğunda seslenmeniz yeter!” diyerek içerideki odasına doğru döndü Ortu.

“Ne diye sesleneceğiz?” dedi Nedan.

“Ortu!”

Alya halsizlikten yeniden uykuya dalmıştı. Nedan uyumak yerine kızının başında nöbet tutmaya karar verdi. Sabah nasılsa evlerine gitmek için çıkacaklardı. Kam’ın peşinden çok uzun saatler yürümediklerine göre evlerine yarın gün bitmeden varmış olurlardı tahminlerine göre. Ortu denilen bu adamın tepkilerine baklılırsa Vartan’dan uzakta olmalıydılar.

Peki kehanet neden gerçekleşmemişti. Neden onu ve kızı almak için kimse gelmemişti. Boşu boşuna o mağarada uyumuşlardı ikisi ve bunun ne kadar sürdüğünü bile bilmiyordu. Ortu’nun onlara verdiği şu yemekler olmasa ikisi de dönüş yolunda açlıktan yeniden bayılacaklardı muhtemelen. Yıllarca bu görevin kızını ondan ayıracağı korkusuyla yaşadıktan sonra böyle bir fiyasko yaşadığına sevinse mi üzülse mi bilmiyordu şimdi. Mispoyalı kam bir daha  gelcek miydi acaba? Eğer gelirse bu defa onu dinlemeyecekti. Şu yaşadıkları saçmalığı bile kızına nasıl anlatacağını bilmiyordu henüz. Nedan  sabaha kadar kendi düşüncelerinin içinde dolandı durdu. Sonunda gün ışımaya başladığında ise Ortu uyanmadan çıkıp gidebileceklerine karar verdi. Ona da güvenemiyordu çünkü. Peşlerinden gelmesini de göze alamazdı. Gerçi onlara bir şey yapmak istese bu gece de yapabilirdi ama yine de onun görevi Alya’yı korumaktı..

Mutfaktan Ortu’nın pişirdiği ekmekten iki parça daha alıp koynuna soktu ve Alya’yı uyandırdı.  Kızın halsizliği devam ediyor olmasına rağmen bir gün öncesine göre daha iyiydi. Ona yolda anlatacağını söyleyerek dışarı çıkardı. Birlikte ormanın içine doğru yürümeye başladılar. Bu arada yeniden halsiz düşmemek için Ortu’nun ekmeğinin birini Alya’ya uzattı, diğerini de yürürken kendi kemirmeye başladı.

Ortu onların toparlanmalarının sesini duymuştu. Bu baba kızın bir şeylerden kaçmaya çalıştığı sonucuna varmıştı. Kaçtıkları her neyse kimseye güvenmedikleri belliydi. Zaten onun da kurtarıcıyı beklerken burada yanlız olması gerekiyordu bu yüzden uyuyormuş gibi yapmaya devam etti. Gitmelerini dinledi. Onlar evden çıktıktan sonra pencereden baktı arkalarından. İkisi ağır adımlarla ormanın içinde kayboldular.

Uzun süre insan görmedikten sonra Ortu onlarla biraz olsun sohbet etmeyi tercih ederdi. Vartan diye bir yer gerçekten hiç duymamıştı. Karatalya topraklarında bile değildi muhtemelen.  Aslında gittikleri yönde bulabilecekleri tek şey Karatalya sarayının olduğu yerdi. Şimdi bir de askerlere denk gelecekler ve muhtemelen sorguya çekileceklerdi.

“Neyse bu da benim derdim değil nasıla! Ben onlara yardım edebilirdim isteselerdi!” dedi kendi kendine, “Bana da biraz değişiklik olurdu. Hem zaten buradan ayrılamam. Kurtarıcıyı beklemeliyim'” dedi derin bir iç geçirerek. Bu gün yine ağaçları dolaşacaktı. Zaten yapacak daha iyi bir işi hiç olmuyordu. Biraz sıcak su ısıtıp ekmeğiyle yedi.

Alya ekmeğin tadından hiç hoşlanmamıştı. Onların yaptıkları ekmeklere hiç benzemiyordu. Ayrca da çok sertti. Isırmak mümkün olmadığı için ancak kemirilebiliyordu gerçekten. Babasına yetişmeye çalışarak bir iki kemirdikten sonra yemeye çalışmaktan vazgeçti.

“İyi misin?” dedi Nedan ona dönüp.

“Evet daha iyiyim ama neden buralarda dolaştığımızı anlayamıyorum. Ne olur artık eve gidelim baba!”

“Gideceğiz kızım merak etme!”

Nedan bir yandan da etrafını kolaçan ediyordu peşlerinden gelen var mı diye. Ormanın bu yönünde ilerlediklerinde tam olarak nereye çıkacaklarını bilmiyordu ama elbet bir yaşam alanına ulaşacaklardı. Ulaştıkları ilk yerden Vartan’a kolayca gitmeleri için bir araba kiralamaya karar verdi. Kızıyla gideceği yerde lazım olur diye bütün birikimini de yanına almıştı.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s