Kayıp Mispoya – Bölüm 4

Nedan ve Alya onları almaya gelen kamın ardından ormanın en derin yerlerinden birine gelmişlerdi. Kam ağaçların arasındaki büyük kayalığın önüne gelince durdu ve eliyle kayalığı saran sarmaşıkları temizlemeye başladı. Nedan Alya’yı kucağından bırakmak istemediği için ona yardım edemiyordu. Zavallı kız üç gündür derin bir uykudaydı. Kam işini bitirdiğinde kalan sarmaşıkların arasına giriverdi. Bir anda ortadan kaybolmuştu sanki. Kısa bir tereddütten sonra Nedan’da kucağında Alya ile yürüdü sarmaşığa doğru. Burası bir mağaranın girişiydi ve anlaşılan sarmaşık onların orman evini sakladığı gibi burayı da saklamıştı. Dikkatli bakınca bunun aynı sarmaşık olduğunu gördü Nedan. Sanki bir bilinci var gibi gizlenmesi gereken her yerde o vardı nedense. Kam duvardan aldığı meşaleyi cebinden çıkardığı garip bir şey ile tutuşturdu. İçeride otlardan hazırlanmış iki kişilik bir döşek vardı. Ne zamandır burada olduğu bile anlaşılmıyordu. Kam’ın işareti ile Alya’yı döşeğe yatırdı. Kam beline bağladığı kuşaktan daha önce  Alya için verdiği küçük şişeden bir tane daha çıkardı.

“Son kez soruyorum Nedan! Onunla gitmek istediğinden emin misin?”

“Evet elbette!” dedi Nedan, son dakkikada kamın onu vazgeçirmeye çalışacağını sanmıştı.

“O halde gece yarısı olmak üzereyken bu sıvıdan sende iç ve kızının yanına uzan!” diyerek şişeyi ona uzattı kam.

“Hepsi bu mu yani?”

“Evet hepsi bu”

“Bu sıvı beni de uyutacak mı?”

“Evet uyutacak!”

“Peki  neden uyanık olmuyoruz, gelip bizi taşıyacaklar mı buradan!”

“Nedan denileni yap! Başarırsanız o zaman Mispoya kurtulacak!” diyerek mağarayı terketti kam.

Neyi başaracaklarını bile söylememişti. Herhalde onları almaya gelenler anlatacaktı bundan sonrasını. Bu uyuma işi gerçekten çok saçma gelmişti Nedan’a. Ya birileri onları almaya gelmeden buraya vahşi hayvanlar gelip onlara uyurken saldırırsa ne olacaktı. Bu  ormanda pek çok çeşit hayvan yaşıyordu. Ancak gece yarısına kadar kızının başında nöbet tutabilecekti peki ya o da uyuduktan sonra. Ya kötü niyetli insanlar gelirse ne olacaktı ya da kimse gelmezse. Bu ilacın ardından ne kadar uyuyacaklarını bile söylememişti kam. Alya üç gündür uyuyordu zaten. Demek ki Nedan’da üç gün uyuyacaktı en az. Bu arada kamın çıkışı ile sarmaşığın yeniden hızla büyüyüp kapıyı sarmaya başladığını farketti. Onun sıradan bir bitki olmadığından emindi artık. Onlar uyurken güvende olabilirlerdi belki böylece.

Gece yarısı olana kadar kafasında binbir düşünce ile bekledi. Sonra kamın verdiği şişenin ağzındaki mühürü açtı. Güzel kızının yanına oturdu ve onun elini okşadı.

“Birlikte başaracağız!” dedi ve ilacı içip onun yanına uzandı.

Ortu ormanda hasta ağaçları aramaya devam ediyordu her gün. Kehanet kitabından çıkardığı tüm notları ezberlediği halde dolaşırken onları kendi kendine tekrar ediyor e ağaçlara anlatıyordu. Bu onun konuşma pratiği yapmasını da sağlıyordu çünkü yakında konuşmayı unutacağına dair tuhaf bir hisse kapılmıştı. Hatta belki de unutmuştu ve tuhaf sesler çıkardığında ona anlamlı geliyordu.

“Böyle giderse kurtarıcı gelmeden delireceğim herhalde!” dedi kendi kendine. Orman her zamankinden çok daha sessizdi bu gün. İşin ilginci tek bir hasta ağaca bile rastlamamıştı. Belkide hepsini kestiği için orman artık sağlıklıydı ve ağaçlar hasta olmuyordu.

“Zaten yeterince odunum var!” dedi yine kendi kendine. Sadece günlük rutini olduğu için yapmaya devam ediyordu. Böylece hem kasları açılıyor hem de hava alarak oyalanmış oluyordu.

Hiç hasta ağaca rastlamayınca bu gün turu erken kesip eve dönmeye karar verdi. Havanın kararmasına da daha çok vardı. Kestiği hasta ağaçların dallarından küçük hayvan heykelcikleri yapmaya başlamıştı. Gidip onlardan bir kaç tane daha üretebilirdi. İnsanların arasına karışabiliyor olsaydı onları çocuklara hediye ederdi ama ne yazık ki böyle bir şansı yoktu. Görevi burada kurtarıcının gelmesini beklemekti ama bunca yıl sonra o bile böyle  bir şeyin belki de hiç olmayacağını düşünmeye başlamıştı.

Nedan gözlerini açtığında hâlâ aynı mağarada olduklarını gördü. Alya’da yanında kıpırdanmaya başlamıştı.  Kız gözlerini açıp etrafına baktıktan sonra “Baba? Burada ne işimiz var?” dedi endişeyle.

Nedan ona ne açıklaması gerektiğini bilmiyordu şimdi. Kimse onları almaya gelmediğine göre buraya gelmiş olmalarının da bir anlamı kalmamıştı. Kafası iyice karışmıştı, gereğinden az mı uyumuşlardı acaba? Ya da kimbilir kaç zamandır uyuyorlardı.

“Çok açım ben!” dedi Alya.

“Zavallı çocukçok haklısın!” dedi Nedan telaşla kızcağız günlerdir hiç bir şey yememişti.

“Kalkabilir misin? Haydi evimize gidelim, sana orada neler olduğunu anlatırım!”

Alya babasının yardımıyla kalktı. Nedan burada kalıp birilerinin onları almaya gelmesini beklemeye niyetli değildi. Belli ki bir şeyler yolunda gitmemişti. Belki daha sonra yeniden gelirdi kam ama şimdi kızını alıp eve gidecek ona güzel ve sıcak bir çorba içirecekti. Buraya gelişleri ile ilgili de ne anlatacağunı yolda düşünecek karar verecekti.

Kızcağız iyice halsiz düştüğü için yürürken zorlanıyordu. Nedan kapıyı yeniden saran sarmaşıkları eliyle temizledikten sonra onu yenidne kucağına aldı ve mağaradan çıktılar. Nedan yolu hatırlamaya çalışıyordu. Gecenin karanlığında kamın peşine düşüp buraya gelmişlerdi. Böyle geri döneceklerini düşünmediği için kafasında binbir düşünce ile yürümüş ve yola dikkat etmemişti. Burası büyük bir ormandı ama çevresi yerleşim yerleri ile dolduydu. Eninde sonunda birine ulaşabilirler oradan da evlerine gidebilirlerdi. En azından şimdilik öyle umuyordu. Günün hangi saatinde olduklarını bile bilmiyordu ama gün aydınlıktı henüz. Kararmadan bir yere varma umuduyla hızlı yürümeye başladı. Eskisi kadar genç değildi tabi artık. Kucağınca genç bir kızla yürümek iyice zordu. Alya babasının nefes alışları zorlanmaya başlayınca direnip indi kucağından Nedan onu bir ağacın altına oturttu ileride bir ağacın üzerinde biraz meyve görmüştü. Alya’ya kıpırdamamasını söyleyip oradan meyveleri almaya gitti.

Ortu ileride ağaçların altında baygın bir şekilde oturan kızı görünce hemen bir ağacın arkasına saklandı. Ormanın bu kısmına kimsenin gelmediğini biliyordu. Yıllardır buradaydı ve tek bir kişinin ayak izine bile rastlamamıştı. Kızın hiç kıpırdamadığını görünce sessizce daha yakındaki bir ağacın arkasına geçti. Biraz da orada bekledi. Az önce Alya’nın yanından ayrılan Nedan’ı görmemişti. Nedan’da onu görmemişti gözüne kestirdiği ağaca giderken.

Kızın hiç kıpırdamadığını görünce onun canlı olmayacağı düşüncesi geldi Ortu’nun aklına ve irkildi. Biri onu öldürüp buraya mı getirmişti acaba? Öyle ya burada onu kimse bulamazdı ama bu birilerinin ormanın bu kısmına geçtiğini de gösteriyordu aynı zamanda. Demek ki temkinli olması gerekiyordu artık. Yerden bir taş alıp kızın olduğu tarafa  doğru fırlattı. Taş ağaç dallarına çarpıp tok bir ses çıkartarak toprağa düştü. Sesi duyan Alya gözlerini açtı ve “Baba? Sen misin?” diye seslendi hemen.

 

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s