Kayıp Mispoya -Bölüm 2

Eve vardığında kapının ve pencerelerin bir tür orman sarmaşığı ile kapandığını gördü Ortu. Orman onlar yokken evi korumaya almış gibiydi. Bıçağını çıkarıp kapıdaki güçlü sarmaşığı kesti. İçerisi bıraktıkları gibiydi. Pencereler içeri doğru açıldığı için onları saran sarmaşıkla mücadele etmeden hepsini açtı. Işığın içeri girmesiyle uçuşan toz zerrecikleri görünür oldular. İki gün boyunca sadece evi temizlemekle uğraştı. Burada hayatta kalmak için orman meyveleri toplamak ve avlanmak zorundaydı. Bu konularda iyi eğitilmiş olduğu için sorun yoktu. Ahırda hiç hayvan yoktu ama kış için odun biriktirmesi gerekiyordu. Evi temizledikten sonra ormandaki hasta  ağaçları aramaya başladı. Mispoyalılar yaşayan ağaçları çok mecbur kalmadıkça kesmezlerdi. Pek çok hasta ağaç vardı. Onları iyileştiremeyecekleri için kesiyorlardı. Böylece hastalığın diğer ağaçlara da geçmesini önlemiş oluyorlardı. Yemek için öldürdükleri tüm hayvanlardan özür diliyorlardı. Bunun için özel  bir duaları vardı. Ormanda beslenmek için fazla şansı olmadığından hayvan öldürmek zorundaydı. Ancak kendisinin ve onların ruhunu arındırmak için dualarını etmeyi asla unutmamalıydı. Mispoyalılar yarın aç kalacaklarını bile bilseler asla günlük ihtyaçlarından fazlasını stoklama adetinde değildiler. Doğa onlara karşı her zaman cömertti. Cömert olmayan insanlardı.

Ortu ormanda yeni hayatına başladığı sırada, bir başka  yerde yaşanılanlar ise şöyle gelişiyordu.

“Küçük hanımın banyosu hâlâ yaptırılmamış bayan Ture!” diye seslendi Nedan

“Efendim suyu onun için hazırlıyorum, hemen getireceğim!”

Nedan bir din adamıydı. Yaşadığı kasabanın ibadet evinin arkasına yapılan iki katlı evde yaşıyordu. Evli olmadığı için evlat edindiği kızı Alya’yanın bakımını üstlenmiş bir yardımcısı vardı. Yanlız yaşayan bir din adamının bir kız evlat edinmesi başlangıçta kasabalıyı çok rahatsız etmişti. Ancak zamanla onun kıza ne kadar bağlı olduğu ve iyi baktığı görülünce herkes dedikoduyu bırakmış onu takdir etmeye başlamıştı. Nedanın temsil ettiği dinde bir evlilik yasağı yoktu. Evlat  edinme konularında onayı da din adamları veriyordu. Bu yüzden bir kızı evlat edindiğini açıkladığında kimse ona itiraz edimemişti.

Alya Nedan’ın kapısına bırakıldığında henüz dört aylıktı ve sütten yeni kesilmişti. Sepetinin üzerine bırakılan mektupta yazanlar şöyleydi ;

“Bu  çocuk için sen seçildin. Onu on sekiz yaşına kadar büyütmen gerekiyor. On sekiz yaşına geldiğinde onu geri alacağız! Mispoya’dan kimseye bahsetmemek üzere yeminli olduğunu biliyorsun. Bu nedenle mektubu yok et ve kızın on sekizine  gelmesini bekle. Onun adı Alya.

Mispoya Kamı Ufelya”

Nedan’ın yaşadığı yer ve zaman Ortu’nun yaşadığı zamandan çok sonra ve uzak bir yerdeydi. Ancak ikisi de saklanmak zorunda olan Mispoya’lılardı. İkisinin arasındaki bağı zaman ortaya çıkaracaktı. Kehanet işlemeye devam ediyordu.

Nedan yaşadığı yerde bir Mispoyalı olduğunu asla açıklamıyordu. Bu ırkın varlığını bilenler neredeyse kalmamıştı zaten ama kehanetin gerçekleşmesi için de unutulması gerekiyordu zaten. Irk ancak böyle kurtarılabilecekti. Alya ona geldiğinde Nadan otuz altı yaşında bekar bir rahipti. Onun anne ve babasının gerçekte kim olduğunu asla bilmeyecekti. Mispoya Kamı Ufelya ile hiç yüz yüze gelmemişti, onun fiziksel bir varlığı olduğundan bile emin değildi ama bir kadın olduğunu biliyordu. Onların ırkında kadınların kamlık yetenekleri fazlaydı bu nedenle kehaneti onlar koruyorlardı. Alya’da büyüyüp bir mispoya kamı olacaktı muhtemelen. Belki de on sekiz yaşına geldiğinde onu bu yüzden geri alacaklardı. Belki de o Ufelya’nın varisiydi. Nedan kendi kendine böyle inanıyordu en azından.

Alya’yı  evlat edindiğini açıkladıktan sonra kasabalı kendine bir de eş seçmesi konusunda baskı yapmaya başlamış ama o bunun bir görev olduğunu bildiği ve kimseye söylememsi gerektiği için kabul etmemişti. Alya on yaşına geldiğinde hâlâ pek çok talibi çıkmaya devam ediyordu.

Ormana geri dönersek, Ortu tek başına bir yaşamı oturtmuştu. Evin kilerini temizlerken büyükannesinin üzerine notlar yazdığı bir kaç kitap bulmuştu. Bu kitaplar yıllardır ailesinden dinlediği kehaneti anlatıyorlardı. Sarayda yakılan kitaplardan kurtulanlar bu evde saklanmışlardı yıllar boyunca. Kitapların burada olduğundan ona kimse bahsetmediği için ne yapacağını bilememişti sevinçten Ortu. Eski Mispoya yazısı şimdikinden biraz farklı olmasına rağmen günlerce uğraştıktan sonra çözmeyi başarmıştı. Ailesinin ona anlattığı pek  çok şeyin bu kitaplarda anlatıldığını şimdi anlıyordu. Onlar belki atık yanında değillerdi ama bilgiyi ona bırakmışlardı. Bu kitapların kesinlikle başkalarının eline geçmemesi gerekiyordu. Okuduktan sonra onları ormanın içinde bir yere saklamaya karar verdi. Gündüzleri kışlık odunlarını kesiyor, geceleri ise mum ışığında kitapları okuyor ve kendisinden başka kimsenin okuduğunda anlamayacağı notlar alıyordu.

Alya Nedan’a annesini sormaya başladığında, Nedan ilk önceleri ne söylemesi gerektiğini bilmediği için epeyce düşündü. Ufelya’dan gelen mektupta bu konuyla ilgili bir bilgi verilmemişti. Sonunda ona doğruyu söylemeye karar verdi. Zaten bütün kasaba onun Nedan’ın öz kızı olmadığını biliyordu. İşgüzar biri bir gün ona söylerse her şey  daha  kötü olurdu. Bu yüzden yalan söylemek yerine doğru olmayı seçti ve onu karşısına alıp kapısına nasıl bırakıldığını anlattı. Bir tek mektupta yazanlardan bahsetmedi. Çünkü o henüz bir çocuktu ve bunu ağzından kaçırabilirdi. Bir kaç ay sonra Alya’nın okulundaki çocuklardan biri ona “Seni öz annen baban istememiş biz niye isteyelim!” diye bağırınca Nadan kızına yalan söylemediğine memnun oldu.

Alya ona “Babam olmayan biri bile beni kabul edebiliyorken, annenlerin seni sürekli bağırarak evden atmaları için bir şey diyecek misin?” diye cevap vermişti gülümseyerek. Diğer kızlar gibi ağlayıp kaçacak bir kız değildi o. Nedan onu güçlü bir kız olarak yetiştiriyordu. Mispoyalı kadınlar asla güçsüz bir karaktere sahip olmazlardı. Alya tam eğitilmediği için öngörülerinin farkında değildi. Bazen içindne gelen seslerin söylediği şeyleri tekrarlıyordu ama bunların bir öngörü olduğunu farketmiyordu bile. Nedan anlıyordu onun kehanetlerde bulunduğunu sadece. Büyüdükçe muhtemelen kendisi de fareldecekti. O zaman geldiğinde ona bir şeylerden bahsetmesi gerekebilirdi. Alya on sekizine gelene kadar tüm eğitiminden Nedan sorumluydu. Tam olarak ona ne vermesi gerektiğinden emin olmasa da iç güdülerine göre hareket ediyordu.

Alya on yedi yaşına girmişti. Nedan öyle hesaplıyordu çünkü aslında kızın gerçek doğum günü hakkında bir fikri yoktu. Sadece kapısına bırakıldığı tarihten geri ay sayarak tahmini bir doğum ayı hesaplamıştı. O ayın ilk günü geldiğinde kızın yaş aldığını hesaplıyordu. Onun hesabına göre de Alya’nın on yedi yaşı dolalı iki ay olmuştu. O da ellili yaşlarına gelmişti bu arada. Bir çocuk büyütürken zamanın bu kadar hızlı akıp gideceğini hiç düşünmemişti. Alya’ya o kadar alışmıştı ki on sekizi dolduğunda onu almaya gelecekleri fikrinden korkmaya başlamıştı.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s