Kayıp Mispoya -Bölüm 1

Ormanın derinliklerine doğru baktı Ortu, anlamı “doğan” demekti. Ona bu ismi büyük annesi vermişti. Mispoya halkının son temsilcisiydi o. Ailesinden geriye bir tek o kalmıştı buralarda yaşayan. Mispoyalar farklı bir milletti. Özellikle kadınların güçlü öngörüleri ve şifa yetenekleri vardı. Erkekler avcı ve iz sürücüydüler. Bu nedenle savaşlarda en iyi askerler onlardan çıkardı.

Bir zamanlar Karatalya’nın gelmiş geçmiş en büyük kralı Urtaba zamanında Mispoya ve Karatalya halkı bir arada yaşıyorlardı. Mispoyalı kahinler ve avcılar Karatalya’nın güçlenmesine büyük katkı sağlamışlardı. İleri yeteneklerinden dolayı sarayda yaşıyorlar, nesillerinin korunması için büyük özen gösteriliyordu. Onlar Karatalyalılar kadar çok değildiler sayıca. Kuralları gereği sadece bir çocuk dünyaya getirebiliyorlardı. Amaç anne ve babanın bütün güçlerini o bir çocukta yüceltmeleriydi. Her neslin bir öncekinden daha güçlü olacağına inanıyorlardı.

Ancak bir arada yaşayan pek çok milletin başına geldiği gibi Karatalya ve Mispoyalılar bir gün birbirlerine düşman oluverdiler. Mispoyalıların gizli güçleri ile Karatalya krallarını kuklaya çevirdiği iddiası baş gösterdi. Kral Urtaba öleli on beş yıl olmuş, yerine oğlu Fasart geçmişti. Fasart babası gibi erdemli bir insan olmadığı için kolayca dolduruşa gelen bir adamdı. Mispoyaların sarayda yükselişini çekemeyenlerin oyunlarına yenik düştü ve binlerce yıldır sarayda korunan Mispoya atalarına ait kütüphaneyi yok etti ve ardından tüm Mispoyalıları tutuklatıp köle haline getirdi.

Karatalyalıların hepsi bu görüşü onaylamıyordu elbette ama kralın emri olunca yapacak bir şeyleri kalmıyordu. Bu yüzden bir kaç aileyi saraydan zarar görmeden çıkarmayı başardılar. Bu ailelerin bir kısmı dışarıda kaçak hayatı yaşarken yakalandı ve yok edildi. Sarayda kalanlar ağır işlerde çalıştırıldılar. İçlerinden bir çoğu bu işlerde çalışırken yok olup gitti. Mispoya kültürü ve ırkını tamamen ortadan kaldırmak istiyordu Fasart. Bu nedenle onları ülkenin en ücra köşelerinden birinde yaptırdığı özel bir kalenin içine hapsetti.

Mispoyaların yüzlerce yıl önce ataları tarafından yapılan kehanetleri vardı. Bu kehanetlerde ırklarının başına gelecek olanlar zaten söyleniyordu. Bu nedenle hiç bir Mispoyalı isyan etmedi ve sükunetlerini korudular. Bu onları kurtarmaya gelecek ve kendi ırklarından daha güçlü bir ırkın başlangıcını yapacak olan kişinin doğumu için gerekliydi. Bu kişi Mispoyalar ilk yaratıldığında da gelmiş ve onların dünyaya yayılmalarını sağlamıştı.

Şimdi dünya üzerinde daha faydalı bir ırk olmaları gerekiyordu bir kabuk değişimi yaşanacaktı. Bunun içinde yaşayan Mispoyalar kendilerini feda etmek zorundaydılar. Hayatta kalanlar kurtarıcıları onları bulduğunda yeniden güçlerini birleştireceklerdi.

Ortu’nun ailesi saraydan kurtarılan ailelerin arasındaydı. Kütüphane yok edilmeden önce kehanet kitaplarının bir kısmını da kaçırmayı başarabilmişlerdi. Ortu sarayda doğmamıştı bu yüzden oradaki hayatı bilmiyordu ama babası ve büyükannesi kendi ırkları hakkında her şeyi ona anlatmışlardı. Onun ailesi tüm Mispoyalar içinde en önemli olanlardı çünkü yeni ırkın yükselişi sırasında ona eşlik edecek olan onlardı. Bu yüzden kendi ırklarının bir kalede esir tutulduğunu bilmelerine rağmen onları kurtarmak için kendilerini ortaya koyamadan gizlenmeye devam ettiler. Ortu olabilecek her durum için  eğitilmiş ve ataların kehanetleri hakkında bilgilendirilmişti. Eğer kurtarıcıya rastlayan o olursa ki büyük ihtimalle olacaktı, onu alıp ormanda saklayacak olan kişi de oydu. Bu nedenle diğerleri gibi evlenmesi ve çocuk sahibi olması yasaktı. O kendisine verilen kutsal görevini yerine getirecekti.

Ortu tüm bu bilinçle kendini çocukluğundan beri bir kahraman gibi görüyordu ama zaman ona kahramanlık yapma fırsatını bir türlü sunmadığı için hayal kırıklığı yaşıyordu. Bazen bu kehanet ve benzeri hikayelerden şüphe duyduğu bile oluyordu.

Onların ırkını tarihten sildikten sonra Karatalyalılar hüküm sürmeye devam etmişlerdi. Fasart çoktan ölmüş onun yerine oğlu Borako tahta geçmişti. Borako babasından biraz daha iyi bir kraldı  Ancak Mispoya düşmanlığı ne yazık ki onun döneminde de devam ediyordu.

Mispoya ve Karatalyalılar aynı toprakların insanları olduğu için gözle görülür bir farklılıkları yoktu. Ortu ve ailesinin saklanırken Mispoya’lı olduklarını saklamak için ayrıca bir şey yapmalarına gerek kalmıyordu böylece. Yaşadıkları çevre insanlardan mümkün olduğunca uzak bile olsa herkes onların Karatalya’lı olduklarını sanıyordu.

Saraydan kaçırılan tüm Mispoya’ların yakalandığı bilgisi verilmişti saraya, bu yüzden kimse artık dışarıda bir Mispoya’lıya rastlayacağı ihtimalini düşünmüyordu. Kalanların hepsi de zaten uzaktaki kale de köle olarak çalıştırılıyorlardı. Sarayda bambaşka kahinler peydah olmuştu ama ülkenin o görkemli günlerinin sona ermesi bu kahinlerin de ne kadar başarısız olduklarının göstergesiydi.

“Bak Ortu!” demişti büyükannesi ölmeden önce, o da diğer tüm Mispoya kadınları gibi güçlü bir şamandı, “Kurtarıcı sana getirildiğinde o derin bir uykuda olacak, o birden çok yaşamda aynı anda olabilen biridir bunu unutma. Uyuması ve uyanması seni endişelendirmesin. Kurtarıcılığı için bu dünyada bir can taşıması gerekmez bazen!”

Ortu büyük annesinin tam olarak ne demek istediğini anlayamamıştı ama yinede ona öğretilenlerle başına gelecek her şeye hazır olduğunu düşünüyordu. Büyükannesinin ölümünün ardından ülkede garip bir hastalık baş gösterdi. Hastalık hızla yayılıyor ve bir çok insan hayatını kaybediyordu. Karatalyalılar bunun Mispoya’lıların kaleden gönderdikleri lanet olduğunu konuşmaya başladılar. Mispoya halkı kendilerine yapılanların intikamını alabilecek kadar güçlüydü. Bu güçlerini yıllarca Karatalya için kullanmışlardı ve onların bir yere hapsedilmiş olması bu gücü kullanmalarına engel değildi.

Kral Borako’ya kaledeki tüm Mispoyalıların öldürülmesi için baskı yapılmaya başlandı. Bu arada salgın uzakta olmalarına rağmen Ortu’ların evine kadar girmişti. Anne ve babası peşpeşe bu hastalıktan öldüler. Ölmeden önce ona bunun bir ilahi plan olduğunu, Ortu’nun kaderinin böyle olması gerektiğini söylediler.  Şaşırmış ya da paniğe kapılmış değillerdi. Tüm bu başlarına gelenlerin saraydaki yangında yok olan kenahetlerde söylendiğini biliyorlardı.

Onların bu soğukkanlı gidişleri Ortu’yu sakin tutmaya yetmemişti elbette. Anne ve babasını bir anda kaybedince kendini çok çaresiz ve yanlız hissetmeye başlamıştı. Onlar hayattayken olanı biteni kendi kehanet yazgılarına göre okuyup ona aktarıyorlardı ama şimdi artık rehberi kalmamıştı ve kendi yolunu kendi bulması gerekiyordu. Üstelik bu yol bir kurtarıcı ile kesişecek onu koruması ve kollaması gerekecekti. Oysa eski kehanet kitaplarında yazanlar hakkında hiç bir şey bilmiyordu ailesi gibi. Bilenlerin tamamı da  o kalede hapistiler. Kurtarıcı gelmeden Ortu’nun yolu kesinlikle o kale ile kesişmemeliydi. Bu annesinin ölmeden önce ısrarla söylediği bir şeydi.

Daha önce ormanın daha derin bir yerine bir ev hazırlamışlardı. Ortu annesi ve babası öldükten sonra o eve geçmeliydi.  Kurtarıcı gelip onu evde bulacaktı. Bunun için zamanı beklemekten başka yapabileceği bir şey yoktu.

Böylece anne ve babasını göz yaşları içinde gömdükten sonra yaşadıkalrı evi terketti ve ormanın derinliklerindeki evine doğru yola çıktı. Bu eve çok küçükken bir kez gelmişlerdi büyükannesiyle. Sonrasında istemesine rağmen onu bir daha oraya götürmemişlerdi. Şimdi yeniden o eve  kendi başına gidecek ve yaşayacaktı.

(devam edecek)

Kayıp Mispoya -Bölüm 1” için bir yanıt

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s