Kaldığımız yerden – Bölüm 13

Kapının güm güm vurulmasından kalbi yerinden çıkacakmış gibi oldu Candan hanımın. Gidip açtı telaşla. Önder’de gürültüye çıkmıştı odasından o da annesinin arkasından yöneldi kapıya.

“Betül!” dedi şaşkınlıkla Candan hanım, “Kızım delirdin mi sen?”

Önder Betül’ün telaşlı tavrından Seçil’e bir şey olduğunu sandığı için cevap veremedi ve kaldı öylece.

“Candan teyze çok özür dilerim ama Önder ile dışarıda konuşmak istiyorum!”

Candan hanım dönüp arkasında duran oğluna baktı. Önder başıyla onayladı annesini ve vestiyerden montunu alıp, Betül’ün yanına çıktı dışarıya.

“Seçil gidiyor!” dedi Betül hiç uzatmadan. Candan hanım onlar uzaklaşırken o kadarını duyabildi konuşmalarının.

“Bir daha  geri gelmeyecek!” diye devam etti Betül. Önder cevap vermedi ikisine de ama kalbine hançer sokuldu iki kez.

“Onu terketmeni anlayabiliyorum. Ancak onu dinlemeyi reddetmeni. Evlenmeyi düşündüğün kadını dinlemeden  hiç tanımadığın bir adamın sözüyle ona sırtını dönüşünü anlayamıyorum. Bu seni haklı yapmıyor kusura bakma!”

“Onu dinlememe gerek yok, annem bana senin anlattıklarını anlattı!”

“İşte bunu diyorum. Sen Seçil hariç herkesi dinledin. Hiç birimiz onun yaşadığı bir şeyi onun  gibi anlatamayız sana. Ayrıca onun da sana bir çift söz söylemeye hakkı var. Bu tek taraflı bir iş anlaşması değil öyle benim için bitti diyerek ardını dönemezsin. Bu  sadece senin olaylarla yüzleşemeyen bir korkak olduğunu gösterir anladın mı?”

Betül’ün sesi o kadar yükselmişti ki Önder etraftaki insanların onlara bakışlarından rahatsız oldu.

“Korkaksın işte o insanların bakmasından bile korkuyorsun sen! Sevdiğin kadının gözlerine bakıp artık seni istemiyorum diyecek cesaretin bile olmadığı için kaçak güreşiyorsun! Sonra da erkek ağzı yapıp aldatılmış ayağına yatıyorsun ve bir tür namus meselesi haline getirip gurur yapıyorsun! Acizsin! Hesap bile soramıyorsun oysa!”

“Saçmalamayı kes! Konu namus falan değil!”

“Ne öyleyse?”

Artık ikisi de bağrışıyorlardı sokağın ortasında. Dışarıdan gören aşıkların ikisi olduğunu sanıyordu muhtemelen.

“Konu güven anladın mı? O bana yalan söyledi!”

“Peki bu yalan kime ne zarar verdi düşün o zaman! Bu yalan ne için söylendi. Babası ve seni korumak için söylenmedi mi? Sen ve babası ne zarar gördünüz bu yalandan?”

“Ayrıldık işte daha ne olsun istiyorsun?”

“Hayır ayrılmadınız! Sen zarar görmediğin bir yalan yüzünden onu terkettin! Şu an yaşadığınız durumu o yaratmadı sen yarattın. Bu yüzden de kocaman bir aptalsın!”

Önder şaşkınlıkla baktı Betül’ün yüzüne. Betül onun aklına girmeyi başardığını anlamıştı bu bakışla. Düşünmesi için zaman verdi ve konuşmadı. Bir süre sonra sesini düşürerek devam etti.

“İkinizin bir araya gelip konuşmaya ve her şeyi farklı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirmeye ihtiyacınız var. Eğer bu inadı sürdürmeye devam edersen onu kaybedeceksin. Ne diyor biliyor musun?”

Önder’in meraklanması için sustu yeniden ve baktı ona.

“Bu şehir önce annemle sonra Önder ile terketti beni diyor. Yani ona verdiğin acının boyutu bu. İkinci kez o zavallı kızın bu şehirdeki yaşamını sen bitirdin. Üstelik bu ilişkiyi bitirecek ölçüde bir mesele yokken. Kavga edin, bağırışın niye ayrılıyorsunuz? Çok mu film izliyorsunuz? Dram mı seviyorsunuz? Niye ayrılıyorsunuz?” diye tepinmeye başladı birden sokağın ortasında.

Etraflarındaki kalabalık yeniden onlara bakmaya başlayınca, Önder onu kolundan çekip yürümeye devam  etti. Betül yarattığı şokun etkisinin işe yaraması için sustu yine. Söylediklerinin haklı olduğunu biliyordu, onu dövmesi de gerekse düşünmesini sağlayacaktı. Çok aptalcaydı olanların hepsi. Bir serseri Danimarka’dan kalkıp gelip yıllar önce yazılmış bir hikayeye ortasından dalmış ve her şeyi mahvedip geri dönmüştü.

“Hayatımda gördüğüm en saçma senaryo bu!” dedi kendi kendine içinden. Önder sessizce yanında yürüyordu. Düşünmeye başladığını biliyordu Betül.

“Seçil gittikten sonra benimle de görüşmen için bir neden kalmayacak bu arada. Bu benim de sana vedam olsun. Sana son bir iyilik yapacağım ve o kızın uçak biletine ait bilgileri yollayacağım. Ondan sonra ne halin varsa gör arkadaşım. Yolun açık olsun!” diyerek elini uzattı bir anda durup ona.

Önder bir kez daha affalladı bu karşı saldırı sonrası. Sonra hızla elini geri çekip dönüp gitti Betül. Eve döndüğünde Seçil henüz gelmemişti. Kevser hanım onun geri dönünce ne yaptığını anlatmasını bekledi ama Betül hiç bir açıklama yapmadı.

Sonra annesinin bakışlarını görünce “Son bir kozum vardı onu da oynadım!” dedi alaycı bir gülümsemeyle, “Bu  da işe yaramazsa onları kaybedeceğiz!”

Önder Betül’ün arkasından öylece bakakalmıştı. Kalbindeki sancı o kadar artmıştı ki birazdan kaldırıma yığılıverecek gibi hissediyordu. Yaklaşık üç hafta sonra askere gidecekti. Orada düşünmek için çok zamanı olacaktı ama Betül haklıysa o zaman her  şey için çok geç olacaktı. Onu görüp affetmemekten korkuyordu belki de gerçekten.

“Onu  affetmekten korkmak!” dedi sonra yüksek sesle. Bu hangi dürtünün sonucu bir korkuydu. İnsan affetmekten korkar mıydı hiç? Biraz daha yürüdükten sonra eve döndü. Eve girdiğinde yüzündeki allak bullak olmuş ifadeden korktu Candan hanım.

“İyi misin?” diye sordu sadece.

“Evet!” diyerek odasına girdi Önder. Betül ile ne konuştuklarını anlatmadı ama sonraki günlerde iyice durgunlaştı.

Bir hafta sonra Seçil uçak biletini ayarlamıştı. Gitmeden Betül ve ailesine bir iyilik yapma şansı olmadığı için gider gitmez bir işe girecek ve oradan onlara güzel bir evlilik hediyesi hazırlayacaktı. Aslında becerebilse onları Kopenhag’a davet ederdi tatil için ancak döndüğünde neyi ne hızda becerebileceğini kendisi de bilmiyordu. Tankut beye olanları anlatmış, ondan dönüşünden Mert’e bashetmemesini rica etmişti.

Tankut bey kulaklarına inanamıştı Seçil’i dinleyince. Mert’i gerçekten çok severdi. Annesi öldükten sonra ruh halinin bozulmuş olabileceğini, onunda yaptıklarının ne kadar hatalı olduğunu anlayabileceğini söyledi sadece.

Anlasa bile Seçil’in hayatını mahvetmişti ve bu yüzden artık devam edecekleri bir arkadaşlıkları bile kalmamıştı geriye. Yaptığı tüm iyiliklerin bedelini ödetmişti Seçil’e.

Betül Seçil’e  çaktırmadan dönüş biletinin bir fotoğrafını çekti ve söz verdiği gibi Önder’e gönderdi. Başka da hiç bir yorumda bulunmadı bilet fotoğrafının yanında. Bu  onun da Önder ile kurduğu son bağ olabilirdi zaten.

“Aptal!” dedi içinden yine hırslanıp. İnsanların acizliklerinden, korkularından yaptıkları hataları kabul edemiyordu. İnsan böyle özel bir bağı nasıl bir kez bile konuşmayı göze alamadan kaybederdi. Nasıl bir akşam üzeri kapının ağzında gördüğü bir adamın sözüyle bütün hayatını kendi eliyle mahvederdi. Bütün kapıları kapamak neydi ayrıca. Yılların yaşanmışlıkları vardı. Ortada kimsenin ölümüne neden olmayan bir hata varken insanca bile ayrılmayı beceremiyor olmak da neyin nesiydi böyle?

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s