Kaldığımız yerden – Bölüm 12

Sonraki bir kaç gün Seçil ateşlenerek yattı kimseyle konuşmadan. Önder ve ailesinden hiç ses çıkmıyordu. Seçil bu beraberliğin kesin olarak bittiğine inandırmaya çalışıyordu kendini ama bunca yıl bekledikten sonra yapamıyordu. Hayatının geri kalanı ile ilgili tek planı bu olmuştu. Türkiye’ye gelecek, Önder ile evlenip mutlu olacaklar. Bundan başka bir yaşama planı asla yoktu. Şimdi olanlar yüzünden bir yaşamı, bir  planı da kalmamıştı. Betül’lerde sonsuza kadar kalamazdı, bir ailesi yoktu. Yerleştirdikleri o ev Önder ve onun  için hazırlanmıştı, orada asla yaşayamazdı. Yeni bir hayat kuracak, kurmayı hayal edecek bile gücü kalmamıştı ayrıca.

Betül sürekli ona telkin vermeye çalışıyordu “Bırakma kendini,her  şey yoluna girecek. Önder ile veya değil! Bu iki sersemin sana bunu yapmasına izin vermemelisin Seçil. Sen tek başına bir bireysin zaten. Yaşamak veya ayakta kalmak için kimseye ihtiyacın yok. Olmamalı da! Ben varım, biz varız ayrıca!”

“Sen ailenle yaşıyorsun Betül!” dedi Seçil hıçkırarak, onu anlamasının mümkün olmadığını düşünüyordu bu yüzden. Annesi, babası daima yanındaydılar, onu koruyup kolluyor ağladığında göğüslerine alıyorlardı. Seçil’in tek ailesi Önder kalmıştı elinde. Şimdi o Mert denen canavar bunu çekip almıştı elinden.

“Yasını tutmakta özgürsün ancak sana katılmıyorum!” diyordu Betül sürekli.

Kevser hanım da ne yapacağını bilemiyordu Seçil için. Betül ona kendisinin yeterince konuştuğunu esktradan üzerine gitmemesini söylemişti. Kadıncağız sadece arada bir odaya giriyor, Seçilin dağılmış saçlarını okşayıp, gözyaşlarını siliyordu. Bu bile o kadar iyi geliyordu ki Seçil’e bir keresinde kadıncağızın göğsünde uyuyakamıştı uzun bir süreden sonra ilk kez.

Bu arada Mert sürekli arıyor ve mesaj atıyordu. Kapıya yeniden gelmeye cesaret edememişti belli ki. En son on gün sonra yeniden Danimarka’ya döneceğini yazmıştı. Seçil’in de eninde sonunda onun yanına geleceğini bildiğini ve beklediğini ekleyerek.

“Kopenhag’da bıraktığın hayatın seni bekliyor olacak! Doğru insanın o olmadığını anlayacaksın!” yazmıştı.

Seçil hiç birine yanıt vermiyordu bu aramaların ve mesajların. Önder’den bir dönüş olur umuduyla telefonunu da kapatmaya cesaret edemiyordu. Onbeş günün sonunda insanların evinde yatak döşek ağlamanın da onlara çok yük olduğunu düşünerek toparlamaya çalıştı kendini. Onlara yaşattıkları için özür dilerdi hepsinden. Geçen iki hafta boyunca düşünmüş bir karar vermişti.

“Yeniden Kopenhag’a döneceğim!”

Betül ve ailesinin yüzündeki ifadeyi görünce açıklamak zorunda hissetti, “Hayır elbette Mert’e değil! Kopenhag büyük bir şehir. Benim burada bir hayatım gerçekten yok. Olsaydı Önder ile olacaktı!” sesi titredi ve yutkundu, “Ancak artık bildiğim yerde yaşayabilirim, yeniden farklı bir mücadeleye girecek gücüm gerçekten yok. Tankut amca orada bana yardımcı olacak onunla konuştum. Bir ev tutup, yeniden onun yanında işe gireceğim.”

“Neden gidiyorsun? Burada da bir işe girip ev tutabilirsin?”

“Hayır Betül! Bu şehir bana bir kez annemle, şimdi de Önder ile terkedilmişliği  yaşattı. İkisi birbirinden beter iki acı. Artık bu şehri terketmem gerektiğini anladım bende. Bana burada bir yaşam yok gerçekten. Hiç değilse oradaki yaşamım da tamamen dağılmadan  döneyim kaldığım yerden devam etmeye çalışayım. Yapacak daha iyi bir şey yok!”

“Haklısın kızım!” diye mırıldandı Kevser hanım, “Bu ev her zaman senin evin, sakın misafirliğinden ufacık bir rahatsızlık dahi duyduğumuzu düşünme! İstediğin zaman geri gel! Başka ev bile aramaya ihtiyacın yok. Bizim kızımızsın zaten!”

“Kevser teyze!” diyerek sarıldı ona Seçil, “Annem beni bırakıp gitti ama o kadar iyi anneler ile karşılaştırdı ki hayat beni, hepsi ayrı ayrı annelik yaptılar bana! Çok teşekkür ederim her şey için! Bu gün gidip uçak bileti ve dönüşüm için gerekli işlemleri başlatacağım!”

Betül hâlâ Seçil’in kalmasını istiyordu, “Bence acele ediyorsun. Önder’e de toparlanması için zaman vermelisin! Kendine de! İki hafta çok az bir zaman bu karar için!”

“Önder bir ay sonra askere gidecek Betül!”

“Evet bir de o var!” diye iç geçirdi Betül bu kez, “Neden hiç bir şey lehimize değil acaba? Candan teyze ile bir de sen mi konuşsan acaba?”

“Oğluna yaptıklarımdan sonra ne yüzle yapacağım bunu?”

“Ama sen bir şey yapmadın ki?”

“Kızım sen gidip anlattın ya kadıncağıza, zaten o zaman arardı Seçil’i inanmış olsaydı öyle değil mi?” diye araya girdi Kevser hanım.

“Off!” dedi Betül yine sıkıntıyla, “Bir yolu daha olmalı bunun!”

“Güzel yürekli arkadaşım umarım sözlün askerden gelince sen çok mutlu olursun!” dedi Seçil.

“Evet daha onunla tanışmadın, ayrıca yeniden gelebilecek misin bizim düğünümüze?”

“Önce bir gideyim!” dedi Seçil sonra yeniden odasına döndü, “Bu insanlara teşekkür için de bir şeyler yapmak istiyordu ama  parası ancak geri dönüş ve orada kendini biraz idare edebilecek kadar kalmıştı. Evleneceklerini düşünerek, getirdiği parayı burada düzenledikleri ev için harcamıştı.”

Öte tarafta Önder ailesini zorlamış ve Foça’daki yazlıklarına gitmişlerdi bir kaç gün. Hızla bu şehirden ve Seçil’den uzaklaşmanın çare olacağını düşünmüştü nedense. Candan hanım Betül’ün anlattıklarını aktarmıştı oğluna.

“Anne bana yalan söyledi sonuç olarak, sahte olan bir nişanı sakladı benden! Ona nasıl güvenebilirim yeniden!” dediğinde oğluna diyecek laf bulamadı Candan hanım. Seçil’in bir günahı olmadığına inansa bile ortada gerçekten yıkılan bir güven vardı ve bir evlilikte o güven olmayınca yürümesi ne  yazık ki mümkün olmazdı.

Foça’da bir hafta kaldıktan sonra, buranın da bir çözüm olmadığına kanaat getirip geri döndüler evlerine. Önder’in askerliği için de yapılması gereken işler vardı. Candan hanım oğlunu böyle göndermeyi hiç istemiyordu ama ne yapacağını da bilemiyordu. Aslında arayıp Seçil ile konuşmayı da düşünmüştü ama ikisinin arasına girmenin ne derece doğru olacağına emin değil. Bu sorunu ya ikisi birlikte aşacaklar ya da burada noktayı yine ikisi birlikte koyacaklardı.  Seçil’in durumunu biliyor ve onun için üzülüyordu ama oğlunu düşünmek zorundaydı o da anne olarak. Önder’in büyük  bir sadakat ve azimle yıllarca onu nasıl beklediğini biliyordu. Bunca fedakarlığın üzerine yaşadığı gerçekten çok ağırdı onun  için. Bu yüzden kendi kararını kendi vermeliydi. Eşine de oğlunun düşüncelerine müdahale etmemesi gerektğini tembihlemişti bu yüzden.

Betül, Seçil’in Kopenhag’a dönme kararından sonra yine duramamış Önder ile konuşmaya karar vermişti. Ancak bu sefer evde değil onu dışarıda yakalamak istiyordu. Ona mesaj atarak görüşmek istediğini söyledi ama Önder geri dönüş yapmadı. Ertesi gün aradı ama Önder doğrudan meşgule attı aramayı.

“Pataklamak istiyorum artık seni!” diye tepindi Betül olduğu yerde, “Bu ikisi konuşmanın insanı öldüreceğini mi sanıyorlar acaba?”

Yine ani bir kararla kapıyı vurup çıktı. Kevser hanım onun bir iş peşinde olduğunu biliyordu artık bu tavrı görünce.

“Allah nişanlısına sabır versin bunun bu gel git aklıyla!” dedi sadece içinden. Seçil işlerini halletmek için dışarı çıktığından bu kez evde değildi.

(devam edecek)

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s