Kaldığımız yerden – Bölüm 6

Mert Seçil’e planlarını anlattıktan sonra onun kabul etmeyeceğini düşünerek hastaneden ayrılmıştı. İki gün sonra yeniden geldiğinde Seçil “Haklı olabilirsin! Babam aynı söylediğin gibi beni evlendirmekten bahsetmeye başladı!” deyince onun da ikna olduğunu anladı.

“O zaman beklemek için hiç bir nedenimiz yok!”

“Evet sanırım. Babama seninle bu süreç içerisinde aramızda bir duygusal bağ oluştuğunu ve bana evlenme teklif ettiğini söyleyeceğim!”

“Süper ben de anneme aynı şeyi söyleyeceğim! Göreceksin hayatımız daha kolaylaşacak!”

“İnşallah!”

Seçil babasının ilk konuyu açışında sessiz kalmayı tercih etmiş ve fazla bir yorumda bulunmamıştı. Bu konudan asla Önder’e bahsedemeyeceğini biliyordu. İki yıldır göremediği aşkını beklerken bir anda sırf ebeveynlerinin gönlü olsun diye bir adamla nişanlı rolü oynayacaklarını ona nasıl anlatabilirdi ki. Seçil’e ne kadar güvenirse güvensin böyle bir şeyi kabul etmek kolay değildi hiç kimse  için.

“Neden benimle nişanlı olduğunu söylemiyorsun?” diyecekti haliyle. Kim olsa öyle söylerdi. Betül’e bahsetmeyi düşündü ama sonra ne kadar az kişi bilirse o kadar az risk alacağını düşündüğünden bundan da vazgeçti. Türkiye’deki hiç kimse bu nişanı duymayacak, bilmeyecekti.

Lütfi bey bir kaç gün sonra konuya yeniden döndü, Seçil babasını bir süre dinledikten sonra Mert ile anlaştıkları cümleleri tekrarlardı.  Lütfi bey önce biraz şaşırsa da çok mutlu oldu bu habere. Mert günlerdir hastaneye gelip gidiyordu. Onun ne kadar iyi ve  nazik bir delikanlı olduğunu görmüştü. Üstelik Tankut beyin de onu çok sevdiğini biliyordu. Hepsinden önemlisi kızının seçmiş olduğu biri olmasıydı.

“Ben hastaneden çıkar çıkmaz yüzüklerinizi takalım o halde!” dedi sevinçle. Mert’in de hemen bu konuşma üzerine hastaneye gelmesiyle ne kadar mutlu olduğunu ona da tekrarlardı. Mert’de Lütfi beyin elini öperek saygı ve sevgisini dile getirdi.

Şimdi sıra Nedime hanımın içini rahatlamaya gelmişti. Babasının ilaçlarını alıp uyuduğu bir ara birlikte eve gidip hasta kadıncağıza durumu açıklamaya karar verdiler. Bu  defa birlikte söyleyeceklerdi. Nedime hanım Seçil’i yeniden gördüğüne çok sevindi ve hemen babasını sordu. Bir an önce onun geri gelmesini istiyordu. Söylemese  de bu yeni gelen kızdan pek memnun değildi. O Seçil’in geri gelme haberini beklerken gelini olacağı haberini duyunca sevinçten ağlamaya başladı.

“O kadar çok dua ettim ki oğlum için. Hep senin gibi bir gelinim olsun istedim. Allah dualarımı karşılıksız bırakmadı çok şükür!”

Seçil kadıncağızın sevinci üzerine o kadar duygulandı ki gidip sıkıca sarıldı ona. Kendi annesinden görmediği yakınlığı görmüştü Nedime hanımdan. Üstelikte bu kadar kısa zaman içinde. Ona sarıldığında ne kadar doğru bir karar verdiklerine bir kez daha ikna oldu. İkisinin ebeyveni içinde hayatlarında duydukları en güzel haber olmuştu bu. Bu mutluluğu onlara yaşatmamış olsalar ikisi de ömür boyu vicdan azabı çekebilirlerdi.

Lütfi bey hastaneden çıktıktan sonra ikisine birden koşturmak zor olacağından onunda bir süre Nedime hanımlarda kalmasına karar verildi. Onlar artık dünür olacaklardı. Seçil’in ikisine ayrı ayrı yetişme şansı yoktu. Mert artık müstakbel eşine bakım için para ödemeyecekti elbete ama Lütfi beyin tüm bakım masrafları ile evin masraflarını o üstlenecekti. Seçil ona bu fedakarlığından dolayı nasıl teşekkür edeceğini bilemiyordu.

“Sen de benim anneme hayatının en büyük mutluluğunu yaşattın ve sayende bir kızı oldu bunun karşılığı nasıl ödenebilir acaba?” diye cevap verdi Mert.

Lütfi bey  yabancı bir  evde kalmayı baştan reddetmiş olsa da kızının başka türlü ikisine birden yetişemeyeceğini gördüğü için ikna olmuştu. Kendini iyi hisseder hissetmez evine geri dönecekti elbette. Bu çözümün gerçekten de hepsi için en iyisi olduğunu zaman geçtikte daha da ikna oldular.

Lütfi beyin eve geçişinin ardından şatafat istemedikleri için aile içinde bir yüzük takma töreni yaptılar. Bu törene dışarıdan davetli yoktu. Günün anısına bir fotoğraf çekildi sadece. Bu fotoğraf bastırılarak bir adet Nedime hanımın odasına, bir adette Lütfi beyin odasına konuldu. Seçil zaten babası ile aynı odada kalıyordu.

Geçici olarak yardıma gelen kızcağız yeniden evine dönmüştü. Seçil iki hastayla da ilgileniyordu. Bütün gün üçü birliktelerdi artık. Arada bir kısa sürelerle onları evde bırakıp alışverişi de yapıyordu böylece. İki yaşlı birbirlerini bir şekilde idare edebiliyorlardı. Onlara duyurmadan “Kendimiz yerine onları mı nişanlasaydık?” diye gülüşüyorlardı Mert ile. Nedime hanım ya da Lütfi bey bu şakayı duysalar kesinlikle çok sinirlenirlerdi. Nikahı iki yaşlı da daha iyi olana kadar erteleyeceklerini söylediler onlara. Nasılsa aynı evde yaşıyorladı artık ve çoktan bir aile olmuşlardı. Nikah için bir aceleleri yoktu. İki yaşlı da ikna olmuşlardı bu söze. Çocukları yanlarındaydı ve ikisi de onları güvenebilecekleri birine emanet ettiklerini biliyorlardı.

Seçil “Ben Türkiye’de nikah yapmak istiyorum!” demişti yine de ısrarların başlama olasılığına karşılık. Türkiye’ye hep birlikte gitme fikri de yaşlıların hoşuna gittiğinden neşeyle karşılamışlardı.

Seçil, Betül ve Önder’e hastalardan bahsediyor ancak nişandan hiç söz etmiyordu. Bir şekilde ikisini de yola koyduklarını ve ikisinin de artık daha iyi olduğunu söylüyordu. Bu arada derslerine devam ediyor, okula sadece sınavlara girmeye gidiyordu. Böylece yaşanılan bu olaylar eğitimini yarıda bırakmasına da neden olmayacaktı.

Herkesin gönlü olmuş mutluk içinde yaşarlarken yedi ay sonra Lütfi beyin durumu yeniden ağırlaştı. Bu arada Nedime hanımın ameliyat sonrası ile ilgili iyileşme süreci sona ermiş olsa da başka ağır problemleri baş göstermişti. Lütfi bey yeniden hastaneye kaldırılınca Nedime hanımın yanına yine geçici birisi ayarlandı Ancak bu kez önceki kadar uzun kalması gerekmedi gelen kızcağızın. Lütfi bey bir hafta içinde hastanede hayata gözlerini yumdu.

Seçil ve Mert o son nefesini verirlen yanındalardı. Seçil için hayatının en acı günüydü. Hayatta onu her zaman seven tek kişide onu bırakıp gitmişti. Tek ailesi, tek kahramanı, tek dayanağı. Bir süredir Mert ve annesi hep yanındaydı elbette yanlız değildi ama bu sadece bir süreçti. İyi ki Betül ve Önder vardı hayatında. Önder bunca zaman geçmiş olmasına rağmen sabırla onu bekliyordu. Kendi babası hayattan ayrılsa da Mert’e borçlu olduğu için Nedime hanım yaşadığı sürece Önder’in yanına gidemezdi. Bu nedenle babasını kaybettiğini bir süreliğine onlara söylememeye karar verdi. Acısını paylaşabileceği insan sayısı iyice azaldı böylece.

Mert onun düştüğü  durumu farkettiği için çok üzülmüştü ama kendi annesine de şu nokta da gerçeği söyleyemezlerdi. Nedime hanımın kaldırabileceği bir olay değildi bu.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s