Kaldığımız yerden – Bölüm 4

Nedime hanım uyuduktan sonra Seçil’de hemen odasına çekiliyor, Betül ya da Önder ile yazışmaya başlıyordu. Mert’de  kendi odasına kapanıyor evi sessizlik kaplıyordu. Seçil geleli henüz on beş gün olmasına rağmen Nedime hanım onun evdeki varlığına çabucak alışmış, nezaketi ve ilgisinden son derece memnun kalmıştı. Seçil’de Nedime hanımı sevmişti. Kendi annesinden ilgi ve sevgi görmeye alışık olmadığı için kadıncağızın gösterdiği  en küçük sevgi ve şefkat gösterisi bile onu çok mutlu ediyor. Ona daha iyi bakıp, yanlızlığını gidermek adına elinden ne geliyorsa fazlasını yapmaya gayret ediyordu. Mert’de Seçil’in evdeki varlığından çok memnundu. Seçil aynı zamanda evdeki pek çok işi de hallettiğinden daha  düzenli bir hayatları olmaya başlamıştı. Annesi hastalığından beri pek çok işi kendi üstlendiği için bu yeni düzen onun da rahatlamasına neden olmuştu. Sadece arkadaşları ile dışarı çıkıp bir nefes almak değil aynı zamanda evde de konfora kavuşmak hoşuna gitmişti. Ancak annesi bu konfordan memnun kaldığını farkedip “Evlenirsen böyle hayatın olur!” diyecek diye korktuğundan hiç sesini çıkarmıyordu.

Nedime hanım Seçil’in bir sevdiği olduğunu bilmiyordu. Ancak Tankut bey Mert’e Seçil’in Türkiye’deki sevdiği ile yeniden görüşmek için bu işi kabul ettiğini söylemişti. Bu yüzden Seçil’i hoş bulmasına rağmen ona olan ilgisini belli edecek bir davranışta da kesinlikle bulunmuyordu. Zaten annesi asıl bunu farkederse elinden asla kurtulmaları mümkün olmazdı. Ancak bilmediği annesinin onun  ilgisini farketmemiş olmasına rağmen Seçil ve onu birbirlerine yakıştırıyor olmasıydı.   Nedime hanım için yeterli olan tek bilgi vardı. Seçil evli değildi.

Nihayet Mert’in korktuğu başına geldi ve Nedime hanım oğluna Seçil’in ne kadar iyi bir kız olduğundan bahsederek konuya girmeye başladı. Annesini tanıyan Mert bir kaç gün içinde bu muhabbetin “Bu kızla evlen!”e döneceğini tahmin ediyordu. Annesi o noktaya gelmeden Seçil’in bir sevdiği olduğundan ona bahsetmeyi planlıyordu ki Lütfi beyin evde rahatsızlanıp hastaneye kaldırıldığı haberi geliverdi.

Haber  geldiğinde Seçil Nedime hanım ile evde Mert ise iş yerindeydi. Babası akşam konuşan Seçil, onun sesindeki yorgunluğu hissetmiş olsa da kötü olabileceğini hiç düşünmemişti. Lütfi bey son bir kaç gündür gerçekten kendini kötü hissediyordu  ancak  kızını üzmek istemediği için  ona  hiç bahsetmemişti. O sabah yataktan kalkmakta zorlanmış daha banyoya bile gidemeden yere yığılıp kalmıştı. Dizlerinin üzerinde zorla doğrularak sokak kapısına  kadar gitmeyi başarmış. Sabah işe gitmek için dairelerinden çıkan komşuları onu yarı açık sokak kapısının hemen arkasında baygın bulmuşlar ve ambulansı aramışlardı.

Seçil’i arayan kişi hastane görevlisiydi. Komşular Lütfi beyin yakını olarak onun adını ve telefonunu vermişlerdi. Adamcağızı yoğun bakıma aldıkları için yanında kalmaları mümkün olmamış Seçil’e ulaşılmasını istemişlerdi. Seçil Nedime hanım ile  yaptıkları kahvaltının ardından ikisine birer kahve yapmış onları salondaki sehpanın üzerine bıraktığı sırada çalan telefonuyla öğrenmişti olanları. Babasını ancak  hastaneye gelirse görebileceğini öğrenince ona bir şey olduğunu ama ondan sakladıkalrını sanarak iyice paniğe kapılmış. Nedime hanımın onu sakinleştirme çabalarını bile farketmeden Mert’i aramış, Mert’de zaten çok uzak olmayan iş  yerinden hemen  fırlayıp gelmişti.

Seçil’in evde kimse olmadan Nedime hanımı tek başına bırakıp çıkması mümkün değildi başka türlü. Mert geldiği taksiyi kapıda onun  için bekletmiş ödemesini de yapmıştı.  Seçil çok teşekkür ederek hemen fırladı ve hastaneye ulaştı.

Babasının doktorunu bulduğunda Lütfi beyin çok uzun süredir bu hastanede tedavi gördüğünü ve hastalığının artık normal hayatını sürdürmesine izin vermeyecek kadar ilerlemiş olduğunu öğrendi. Duyduklarına inanmak istemiyordu. Babası bunca zamandır ondan hastalığını saklamıştı. Üstelik hayatta ondan başkası kalmamışken. Ağlayarak koridordaki kolttuğa yığıldığında “Seçil iyi misin?” diyen sesle başını kaldırdığında Mert’i gördü.

Mert annesinin yanında duracak birini ayarlayıp, vakit kaybetmeden hastaneye onun yanına koşmuştu. Göz yaşları içinde ona  doktorun söylediklerini anlattı. O haftalardır Mert’lerin evindeyken babasının hastalığı da ilerleme kaydetmişti. Bundan sonra çalışmaması ve kendini çok yormaması gerekecekti. Henüz bu ülkede bir sosyal güvenceleri olmadığından Lütfi beyin çalışmaması demek bütün geçim yükünün Seçil’e kalması demekti.  Elbette şimdi düşünülecek konu bu  değildi. Seçil’in tek istediği babasının iyi olmasıydı ama şoka girmiş her insanın yaptığı gibi kendini rahatlatır umuduyla aklına gelen her şeyi yüksek sesle söylüyordu.

“Onu görebildin mi?” dedi Mert araya girip.

“Hayır! Yoğun bakımdaymış ama bir kaç saate servise almamız  mümkün olabilir dedi doktor!”

“Bana söylememiş!” diyerek yeniden ağlamaya başladı sonra.

“Söylese üzülmekten başka ne yapabilecektin ki?” dedi Mert onu sakinleştirmek için, “Zaten olması gerekli tedaviyi oluyormuş. Sen bilseydin de olacaktı ve hastalık bu seviyeye yine de gelecekti.”

“Evet ama ben onun yanında olacaktım belki o zaman! Bir işe girmeyeceketim  uçak bileti almak için!”

“Evet ama  bunu da ikiniz için yaptın. Onu da ülkesine götürecektin, ardında bırakmayacaktın ki! Lütfen kendini suçlamayı bırak artık. Babanın iyi olması için önce seni iyi görmesi gerek!” dedi Mert yumuşak bir sesle.

“Nedime teyze yanlız mı?” dedi Seçil bu sefer panikle.

“Hayır değil merak etme! Burada seni tek başına bırakmayacağım!”

“Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum!” dedi Seçil hıçkırarak.

Mert cevap vermedi ve ona sarıldı sakinleşmesi için. Bir süre yan yana oturdular öylece. Doktor, Lütfi bey yoğun bakımdan çıktı diyene kadar yapacakları hiç bir şey yoktu. Mert biraz sonra annesini arayıp Seçil’in yanında olduğunu ve doktorun söylediklerini anlattı. Kadıncağız dört gözle oğlundan haber bekliyordu. O sırada doktor gelip Lütfi beyi yarım saate kadar servise alacakları haberini verdi ve oda numarasını söyleyerek onu odada bekleyebileceklerini bildirdi.

Seçil ve Mert hemen üç kat yukarıda olan odaya çıkıp Lütfi beyi beklemeye başladılar. Lütfi bey odaya getirildiğinde kendine gelmişti. Kızını görünce yüzü hemen aydınlandı.

“Ah canım kızım! Seni de korkuttum ama inan bana önemli bir şey yok!” dedi sesini iyi çıkartmaya çalışarak.

“Baba! Artık saklamana gerek yok doktorunla konuştum!” dedi Seçil dudakları titriyordu. Mert baba kızın rahat konuşabilmesi için odadan çıktı ve arkasından kapıyı kapattı.

“Bana neden söylemedin baba? Bunu ikimiz atlatabilirdik!”

“Kızım ben zaten sırf senin için kendime çok iyi baktım, ne tedavi yapılması gerekiyorsa yaptırdım inan bana! Şu aşamada bile seni böyle üzmek istemezdim ama ne yazık ki artık saklayamayacağım bir noktaya geldi her şey!”

“Doktor bundan  sonra çalışmaman, yorulmaman ve dinlenmen gerektiğini söyledi!”

“Sen onlara ne bakıyordun. Ölmeden mezara koyarlar insanı bilmiyor musun. Ben gayet iyiyim, çalışmaya devam edebilirim!”

“Hayır baba!” dedi Seçil sert sert “Burada çalışmasan bile sana bir maaş bağlayacaklarını biliyorsun. Zaten ondan çok yüksek  bir maaş almıyordun fabrikada.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s