Kaldığımız yerden – Bölüm 3

Seçil geçen iki yılın ardından ülkesini ve tabi Önder’i yeniden görmeyi çok istiyordu. Ancak durumları ne kadar iyi olsa da henüz uçak biletlerine harcayacak ekstra paraları yoktu. Tankut bey kızının yanına gideceğini söylediği zaman onunda içi gidiyordu ama yapabileceği bir şey  yoktu.

Profesör Seçil’i gerçekten seviyor ve  onun  her  şeye rağmen ayakta kalmış olmasına ve babasına destek olmasına hayranlık duyuyordu. Buraya geldiklerinden beri Pervin hanımdan hiç haber almamışlardı. Lütfi bey bir kaç kez karısını aramak istemişse de sonunda o numaranın artık kullanılmadığı mesajı ile karşılaşınca yapabileceği bir şey kalmadı.

Görüşmek istemiyor olsa da Seçil’i en azından doğum günlerinde arayacağını ummuştu karısını ama ne yazık ki o bağlantıyı tamamen koparıp, izini kaybettirmeyi seçmişti.  Seçil’de Kopenhag’a gelmelerinin ardından geçen altı yedi ay boyunca annesinden bir haber beklemiş sonra yavaş yavaş bu konudaki umudunu kaybetmişti. Önder isterse annesinin izini takip etmeyi teklif etmişse de, kesinlikle kabul etmemişti. Onu istemeyen bir annenin izini sürmenin ne anlamı olabilirdi ki?

İki yılın ardından yeniden ülkesine ve mahallesine dönmek istiyor olmasının  elbette annesi ile hiç ilgisi yoktu bu yüzden. Sonunda onun ölmüş olduğuna ikna etmişti kendisini ve artık neredeyse hiç düşünmüyordu.

Tankut bey Seçil’in Türkiye’den bahsedilince nasıl içinin gittiğini ve orada Önder isminde bir erkek arkadaşının olduğunu bildiği için ona bir iş daha teklif etti. Çok sevdiği eski öğrecilerinden birinin annesi ameliyat olmuştu. Aile Türktü, ameliyat sonrası yaklaşık iki aylık bir bakım süreci vardı. Bu  iki ayın ilk yirmi günü yatılı, kalan kısmı gündüzleri devam edebilirdi. Öğrencisi Mert annesi için güvenilir ve mümkünse Türk bir yardımcı arıyordu. Seçil bu işi kabul ederse babası ve kendisi için uçak biletini karşılayacak ekstra bir kazanç sağlayabilirdi. Tankut bey yatılı olacak bu iş için ayrıca Lütfi bey ile de konuşup ailenin güvenli olduğuna dair ona garanti de verecekti.

Seçil profesörün söylediklerini duyunca neredeyse sevinçten havalara uçacaktı. Uzun zamandır öz amcası veya dayısıymış gibi ona ve babasına sahip çıkan bu güzel insanın boynuna sarılmamak için kendini çok zor tuttu.

“Elbette çalışırım!” dedi sevinçe ve hemen o akşam bu güzel haberi Önder’e verdi. İkisinin de üniversiteyi bitirmesine az kalmıştı. Önder ailesi ile konuşmuş bir an önce nişanlarının yapılmasını istediğini söylemişti. Ancak Seçil ve babası bir türlü ülkeye dönemedikleri için tanışma dahi mümkün olmıyordu.

“O zaman mutlaka nişan işini de hallederiz!” dedi Önder de sevinçe.

İkisinin içinde de ne zamandır hissetmedikleri bir bayram havası canlanmıştı yeniden. Bir kaç gün içinde Tankut bey Seçil’i alıp bahsettiği ailenin evine görüşmeye götürdü. Mert annesi ile yaşıyordu. Annesi yeni ameliyat olduğu için çalıştığı yerden izin almış ona bakıyordu şimdilik ama bunu uzun süre yapması mümkün olamayacaktı. Anne oğul birlikte yaşıyorlardı. Evde onlardan başka kimse yoktu. Mert zaten bütün gün işte olduğundan Seçil gündüzleri Nedime hanım ile birlikte olacaktı.

Lütfi bey kızının böyle yorucu bir işte çalışmasını hiç istemiyordu ama Tankut bey onun Türkiye’ye ziyaret için de olsa yeniden gitmek istediğini ısrarla vurgulayınca kıyamadı. Seçil babası üzülmesin diye bundan fazla bahsetmiyordu evde. Lütfi beyin de ülkesine dönmek için bir isteği yoktu gerçekte. Ailesi ile de bağları eksilmişti iyice ve burada kızıyla mutlu bir hayat sürdüklerine inanıyordu. Seçil’in dönmeyi bu kadar istiyor olmasına hüzünlenmişti biraz ama ona hak vermesi gerektiğini de biliyordu. Bu yüzden çok itiraz etmedi, sadece yatılı kısmın fazla uzamamasını rica etti kendi sağlığını bahane ederek.

Nedime hanım Seçil’i görür görmez sevmişti. Günlerini böyle genç ve uyumlu bir kız ile geçirme fikri harikaydı ona göre. Burada çok fazla dışarı çıkamadığı için bütün gün evde canı sıkılıyordu. Türk komşuları da vardı bina da ama onlarla da fazla görüşmüyorlardı. Herkesin kendi koşturmacası vardı. Bundan yirmi beş yıl önce gelmişlerdi Kopenhag’a. Kocasına çalıştığı şirketin buradaki merkezinde iyi maaşlı bir iş teklif edilince düşünmeden kalkıp gelmişlerdi. Nedime hanım o günlerde  hamile olduğundan çocuklarının da burada doğacak  olmasından mutlu olmuşlardı. Burayı ve buradaki hayatı sevmişti geldiklerinde. Mert’de burada doğup büyümüştü. Ancak kocası vefat ettikten sonra o da sosyal hayattan elini eteğini çekince iyice yanlızlaşmış sonra da yeniden insanlarla bağ kurmayı yapamamıştı. Hastalığı da çıktıktan sonra iyice eve kapanmış. Bir tek oğlu ile sohbet edebilir olmuştu. Şimdi onunla yirmi dört saat kalacak olan bu tatlı kız bir hediye gibiydi o yüzden.

Ayrıca Mert’in onu tek  başına bırakmamak için evlenmediğini düşünüyordu. Eğer kendini evde bir yabancı ile yaşamaya alıştırabilirse o zaman oğluna da bir an evvel evlenmesi için baskı yapabilirdi. O da hayattan ayrıldıktan sonra tek başına kalmasını istemiyordu. Mert annesine  sürekli evlenmek istemediğini söylese bile bazen göz yaşlarına boğuluyor ve hem oğlunu hem kendini üzüyordu.

Mert öğrencilik döneminde tıpkı Seçil gibi Tankut beyin çok desteğini görmüştü. Babasının vefatından sonra Tankut bey ona da sahip çıkmış bir müddet babalık etmişti.  Bu yüzden onun annesi için getirmiş olduğu kızdan da memnun kalacaklarına emindi. Onun da kendisi gibi profesörün sahip çıktığı öğrencilerinden biri olduğunu öğrenince daha da sevinmişti.

Böylece Seçil’in Nedime hanımların evindeki macerası başladı. Daha önce hasta bakmamış olmasına rağmen kısa zamanda yapılması gerekenleri kavramıştı. Hastaneden  iki güne bir görevli gelip Nedime hanımı kontrol ediyordu zaten. Onun beslenmesi, ilaçlarını zamanında alması ve gün içindeki ihtiyaçlarının karşılanması konusuyla Seçil ilgileniyordu. Nedime hanımın odasının hemen yanındaki küçük odayı ona vermişlerdi. Mert işten geldikten sonra annesi ile kısa bir sohbet edip çoğunlukla yeniden dışarı çıkıyordu.

Nedime hanım Seçil gelmeden önce Mert’in sürekli onun  başını beklediğini bu yüzden bunu bir fırsat bilip arkadaşları ile dolaşmaya çıktığını söylemişti. Oğlunun bu şekilde sosyalleşmesi onu çok mutlu ediyordu. İlk bir hafta boyunca sürekli dışarı çıkan Mert sonunda çok yorulduğunu söyleyip evde oturmaya başlayınca akşamları beraber sohbet etmeye başladılar.

Seçil her gün babasını arıyor, Önder’e de olan biten aktarmaya devam ediyordu. Önder’de Seçil’in bu kadar yorulmasına karşıydı. O da dönüş biletlerine destek olabilmek için orada bir işe girme çabasına girmişti. Müstakbel nişanlısının bütün sorumluluğu üzerne almasını içine sindiremiyordu. Okul bitip çalışmaya başladıklarında her şey daha kolay ve güzel olacaktı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s