Kaldığımız yerden – Bölüm 2

Başlangıç olarak bir kaç gün Lütfi beyin Danimarka’da yaşayan arkadaşının evinde kaldılar. Ömer bey, Danimarka’lı eşi Christhania ve iki çocukları Kopenhag’da yaşıyorlardı. Geniş bir evde yaşamıyor olmalarına rağmen yine de konuk ettiler.

Bu ülkede bir hayat kurmaları için önlerindeki en büyük engel dil olacaktı. Otelde kalsalar, ayrı bir eve çıksalar bile bir şekilde bu ülkenin diline hakim olmaları gerekecekti öncelikle. Dahası burada yaşamak ve oturma izni almak için  de dil bilmeleri  gerekliydi. Ömer bey sahte  bir evlilik yaparak biraz işleri hızlandırabileceklerini önermiş olsa da Lütfi bey bunu kesinlikle kabul etmedi. Turist vizesi ile gelip bu ülkede kalabilmek için bu yolu tercih eden pek çok Türk vardı. Danimarka’lı kadınlarla kağıt üzerinde anlaşma yaparak evleniyorlar ve ülke vatandaşı oluveriyrolardı. Aksi durumda dört yıl ile sekiz yıl arasında değişen bir süre geçmesi gerekiyordu. Henüz Pervin hanımla boşanma işlemleri resmen tamamlanmış olan Lütfi Bey, kağıt üzerinde de olsa bir süre daha evlilik kelimesini duymak istemiyordu.

Karısının onu çok sevmediğinin her zaman farkındaydı ama kızını da terkedecek kadar kalpsiz bir insan olması fikrini bir türlü içine sindiremiyordu. Seçil’e böyle bir anne seçmiş olduğu için kendini suçlamaya başlamıştı. Karısının sevgisiziliğinin sadece kendisine karşı olduğunu varsayarak ondan bir çocuk sahibi olmuştu. Kendi terkedilmişliğinden ve aldatılmışlığından öte bu acıtıyordu şimdi canını. Seçil’in gözlerinde annesi tarafından istenmeyen bir çocuğun o derin acısını görebiliyordu. Zavallı çocuk annesinin sevgisini gösteremeyen biri olduğunu zannederken. Yabancı bir adama ve onun  kızına gösterdiği sevgi ve  bağlılığı görmüştü. Bir kadın nasıl olupta kendi kızını gözden çıkarıp böyle bir şey yapardı. Elbette o adamın kızına değildi öfkeleri. O da annesiz kalmış bir çocuktu nihayet. Bu olayda en masum kişilerden bir de oydu. Yine de acı düşen tarafta değildi en azından. Onu sevecek bir cici annesi olacak sanıyordu belki. Kendi kızını sevemeyen bir kadın onu ve babasını ne kadar sevebilecekti ki zaten.

Seçil’in İngilizcesi babasına göre daha iyi olduğundan Christhania onu evlerinin yakınında bulunan bir liseye götürdü görüştürmek için. Okulların açılmasına bir ay kalmıştı ve Seçil’im eğitimine burada devam etmesi gerekiyordu artık. Burası Kopenhag’da yaşayan yabancılar için bir okuldu. Bu yüzden eğitim İngilizce veriliyordu. Ömer bey de oturdukları evin sahibi ile konuşmuş hemen onların evinin yakınındaki bir daireyi kendi adına kiralamıştı. Oturma ve çalışma izni gibi resmi işlemler tamamlananakadar evin kiracısı Ömer bey gözükecekti.  Ailesinden gelen misafirlerini ağırlamak için bu evi kullanacağını söyleyerek ayarlamıştı bunları. Kiranın peşin verilen kısmını Lütfi bey ödemişti elbette. Kalan aylar için ise bir işe girmesi gerekiyordu. Şimdilik Ömer beyin tanıdığı bir Türk marketinde başlayacaktı. Market bir Türk mahallesinde olduğundan dil problemi fazla olmayacak. Bu arada dilini geliştirecek ve ardından daha bir işe geçiş yapabilecekti.

Christhania Seçil’in içine kapanıklığına ve başına gelenlere gerçekten çok üzülmüştü. O yüzden mümkün olduğu kadar gideceği yerlere onu da yanına alıp gidiyordu. Çocukları okula bıraktıktan sonra birlikte Kopenhag’ı gezmişlerdi okulların açılma zamanı gelene kadar. Lütfi bey  hemen çalışmaya başladığı için onun hüznü kendi içinde kalıyordu daha çok. Daha önce ev işlerinde annesinin yükünü hafifleten Seçil evi çekip çevirmek konusunda fazla zorlanmıyordu. Yine de Christhania ona elinden gelen desteği vermeye çalışıyordu. En azından market alışverişine birlikte çıkıyorlardı. Ömer bey karısına Seçil’in dilini geliştirmesi için Türk’lerin yaşadığı yerler yerine Danimarka’lıların yaşadığı ve alışveriş yaptkları yerlerde gezmelerini önermişti.

Ömer bey ve ailesi sayesinde işleri bir şekilde yoluna girse de  baba kızın  içlerindeki hüzün ve acı kolay  eksilmiyordu. Hayatın sorunsuz yaşanması için gerekli şartların oluşması neredeyse bir yıldan fazla sürdü. Çalışma izni çözülmüş ve geçici oturma izni almayı başarmışlardı.

Seçil  gelir gelmez Önder ile internet üzerinden haberleşmeye başladığından ancak onunla dertleştiğinde kendini rahatlamış hissediyordu. Ona olan biten her şeyi anlatıyordu. Çoğunlukla yazılı haberleşseler de, en az hafta da iki gün de internet üzerinden konuşuyorlardı.  Önder’de Türkiye’de eğitimine devam ediyordu. Seçil’e sürekli ne zaman geleceğini soruyor, Seçil ise bir türlü bir tarih veremiyordu. Henüz babasından Türkiye’ye gidip gelmek için uçak bileti almasını isteyemezdi. Bunun için durumlarıının biraz daha düzelmesi gerekiyordu. Kavuşamamak ve dertlerini paylaşmak ikisinin arasındaki bağı giderek güçlendirmişti.

Lütfi bey evin kira sözleşmesini kendi üzerine geçirmiş, marketteki işinden ayrılarak bir fabrika da çalışmaya başlamıştı. Seçil hem okuyor hem de  akşamları Christhania’nın yakın bir arkadaşının çocuklarına bakıcılık yapıyordu. Hafta sonları ise bir komşularının köpeğini gezdiriyordu. Maddi ve yasal açıdan bir sorunları kalmamış, az da olsa bir çevre edinmeye  başlamışlardı.

Seçil Türkiye’deyken en yakın arkadaşı olan Betül ile de bağını koparmamıştı. Betül Önder’i de tanıdığı için ;

“Kızım başka erkek olsa yemin ederim sen yoksun diye fink atar ortalıkta! Bu çocuğa ne yaptıysan kimseye bakmıyor! ” diyordu sürekli

Buraya geldiklerinden beri böyle sağlam kalan başka  bağı yoktu zaten Seçil’in. Diğer Türk arkadaşları ile sadece sosyal medya üzerinden birbirlerinin fotoğraflarına beğene basıyorlardı. Burada da bir kaç iyi arkadaşı olmuştu tabi.

Böylece evlerini bırkıp geleli iki yıl geçiverdi çabucak. Artık ikisine ait güzel bir yaşamları vardı yeniden. Acılar bastırılmış, hüzünler azalmış, gündelik yaşam az da olsa renklenmişti.

Lise bittikten sonra burada tanıştıkları bir Türk profesör sayesinde gazetecilik ile ilgili bir yüksek okula kayıt olmuştu Seçil. Derslerden sonra prefesörün sekreterliğini de yapıyordu. Profesör Tankut bey ise bu desteği için ona maaş bağlamıştı. Böylece yarım gün de çalışsa Seçil’in de gerçek ve maaşlı bir işi olmuştu babası gibi. Tankut beyin eşi dört yıl önce vefat etmişti. Oğlu burada tanıştığı bir kızla evlenip Kanada’ya yerleşmişti. Torunları ile birlikte senede bir kaç kez Danimarka’ya geliyorlardı. Kızı ise bir Türk ile evlenmiş ve İstanbul’a taşınmıştı. Böylece Tankut beylerin de yeniden ülkelerini ziyaret etmek için nedenleri olmuştu.

Seçil ve babasının başına gelenleri az çok bildiği için ona kızı gibi davranıyordu. Hatta çocukları geldiğinde Lütfi bey ve onu da davet edip ailesi ile tanıştırmıştı bir kez. Ömer beyin her şeyin yoluna girmesinin ardından Lütfi beye bir kez daha evlenmeyi düşünmesini önermişti ama o yine reddetmişti bu isteği. O artık hayatını sadece kızına adamak istiyordu. Sağlığı iyiden iyiye bozulmaya başlamıştı ama bunu Seçil’den saklıyordu. Fabrikadan izin alıp kontrollerini yaptırmaya gidiyor eve gelince de hastane işlerinden hiç bahsetmiyordu.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s