Mavi kelebek – Bölüm 19

Lady Charny’nin saraydan uzaklaştırılarak ailesinin daha önce yaşadığı eve gönderilmesine ve bakımının ömrünün sonunda dek saray tarafından desteklenmesine karar verildi. Akıl sağlığı yerinde olmadığı için prens Hao ile olan evlilikleri de otomatik olarak düşmüş oluyordu. Ancak tüm bunlar şimdilik gizli tutulacaktı. Halkın yeniden güvensizlik duyması istenmiyordu. Charny’in özlediği için ailesinin yanına gittiği haberi yayıldı. Kral, kraliçe ve prensi sağlıklı ve bir arada gören halk için de her şey yolunda demekti. Bir tek saraya eklenecek bebek haberini duymayı bekliyorlar ve onun  hakkında da konuşmaya devam ediyorlardı.

Her şeyin bu şekilde düzelmesinin ardından Tılsım, Kral Laan’dan izin isteyerek kızıyla vedalaşıp eve geri döndü. Lurji ve Ble Mavi’nin sarayda prensle kalmasına hem sevinmişler hem de onu göremeyecekleri için üzülmüşlerdi.

“Onun kaderini kendi yaşaması gerek, sabırlı olun!” diye açıkladı Tılsım çocuklara.

“Peki ama o prensi sevdiğini hatırlamıyor nasıl olacak bütün bunlar?” diye sordu Lurji dayanamayıp.

“Zamanla!” dedi Tılsım sadece. Artık Mavi yani Siniy yanlarında olmadığı için rahatça konuşabiliyorlardı.

“Peki ya onun bize ihtiyacı olursa bunu nasıl bileceğiz?” dedi bu kez Ble.

“Onu ziyaret etmemiz yasak değil!” cevabını duyar duymaz ise hem Ble hem de Lurji sevinçten havalara uçtular.

“Peki ne zaman onu görmeye gidebiliriz?”

“Ne zaman isterseniz! O bir tutuklu değil sarayda.”

Mavi babası gittikten sonra tam olarak ne yapması gerektiğini bilmiyordu. Hele ki prens yeniden hastalanırsa diye düşünce iyice tedirgi oluyordu. Tılsım ona her şeyin yolunda gideceğine  garanti vermişti. Ayrıca o bir tılsımdı ne yapması gerektiğini kendiliğinden bilecekti bu nedenle endişelenmesine gerek yoktu.

Ailesi ile arada bir görüşerek onlarla hasret giderdi ve böylece iki ay daha sarayda prensin yanındaki odada kalmaya devam etti. Prens ve o neredeyse hiç ayrılmıyorlardı. O kadar iyi arkadaş olmuşlardı ki sadece birlikte dolaşmıyor aynı zamanda çok iyi de vakit geçiriyorlardı. Mavi yüzündeki yanıkların annesini kaybettiği bir yangında olduğuna kadar ona pek çok şey anlatmıştı.

Prens bir tek Kraliçe bahçesine gitmemişti yeniden Charny ile son gidişlerinden sonra. İki ayın sonunda Mavi’ye oraya yeniden gitmeye hazır olduğunu söyledi. Zaten Mavi’nin de orayı görmesini çok istiyordu.

Birlikte bahçeye doğru yürüdüler. Mavi bahçenin girişini görünce bir an için  arkasında Lurji’nin olduğunu sandı ve başını çevirip arkasına baktı. Prens onun bunu neden yaptığını anlayamadığı için tedirgin olduğunu sandı ve “Korkmana gerek yok burası sadece bir bahçe! Kötü bir şey mi hisettin?” diye sordu.

“Hayır, sadece bir an için kardeşim de bemimle gibi hissettim nedese?”

Tam o sırada bahçenin mavi kelebekleri gelip üzerlerinde uçmaya başladılar. Mavi bilinçsizce gülümsedi ve prensi unutup onları takip etmeye başladı. Hao onun büyülenmiş gibi kelebeklerin peşinden gidişine bakıyordu. Bu kız nasıl oluyor da Siniy’e bu kadar çok benziyordu. Siniy’in ruhu onun içine mi girmişti yoksa?

Kızın peşinden bahçenin içine girdi oda. Mavi sanki daha önce bahçeye girmiş gibi doğrudan gizli çardağı buldu ve girip oradaki salıncağa oturdu.

“Burası o kadar güzel ki! Gördüğüm görüntülerden  bile güzel!”

“Burayı da görüyor muydun o görüntülerde?” diye sordu prens merakla.

“Evet sizi burada görmüştüm.” dedikten sonra kitap geldi gözünün önüne, “Bir kitap vardı, tam şurada!”

Prensin hayretle gözleri açıldı. Bu detayı Siniy ve ondan başkasının bilmesine imkan yoktu. Tabi bir de ağabeyi vardı yanlarında o sırada. Ancak hepsi ölmüştü o yangında!

“Kitabın adı neydi?” diye çıktı dudaklarının arasından.

“Kelebekli bir şey!” dedi Mavi hatırlamaya çalışarak, “Size üzüntü veren şeyleri yeniden hatırlatmak istemiyorum!” diyerek sustu sonra ve bahçedeki çiçeklere bakmaya başladı.

“Bahçedeki tüm çiçekleri soldurdunuz!” dedi prens.

Mavi dönüp ona baktı merakla. Bunu kendisine söylüyor olamazdı herhalde ama garip bir şekilde heyecanlandırmıştı onun bu sözler.

Prens onun yüzündeki ifadeyi anlamaya çalışıyordu. Garip bir şeyler vardı bu kızda. siniy onun aracılığı ile konuşmaya mı çalışıyordu yoksa? Kokusu, tepkileri, söyledikleri hepsi ona benziyordu.

“Belki de ona  aşık oluyorsun!” dedi bu defa içinden bir ses. Prens Siniy’e öyle odaklanmıştı ki, neredeyse ki aydır beş dakika ayrı kalmadığı bu kıza aşık olabileceği düşüncesini aklından hiç geçirmemişti. Ona baktı yeniden. Yüzünde yaralar vardı evet ama bunlar prense hiç çirkin gelmiyordu. Mavi’de onlardan hiç rahatsız olmuyordu zaten.

Mavi’nin ona bir şey sormasıyla düşüncelerinden sıyrıldı. Birlikte biraz daha bahçede kalıp saraya döndüler. Prens sessizleşince, Mavi’de onun yorulduğunu düşünüp susumuştu. Prensin odasına gidip kitap okumaya karar verdiler. İkisi de kitap okumayı çok seviyorlardı. Prens iyi olduğu için artık gece seanslarını yapmıyorlardı. İkisi de kendi odalarında uyuyorlar, kahvaltı ile yeniden bir araya geliyorlardı. Mavi’nin ailesi bir kaç kez sarayın kapısına gelmişti. Sadece onlar geldiğinde prens onu serbest bırakıyordu. Kızı ailesinden bu kadar koparmaya hakkı olmadığını biliyordu. Onlarla rahat vakit geçirebilmesi için de yanlarına gitmiyordu.

Ble ve Lurji Mavi’yi her ziyaret edişlerinde onun prensten ne kadar coşkulu ve sevgiyle bahsettiğini farkedebiliyorlardı. Aslında Tılsım’da onlarla birlikte geliyor ama uzaktan izliyor Mavi’nin yanına gelmiyordu. Yaptığı şeylerin etkili  olması için şimdi onunla konuşmaması gerekirdi. Çocuklardan aldığı bilgilerle ne aşamada olduklarını öğrenebiliyordu zaten. Her şey için çok az kalmıştı. Siniy yakında ondan çalınan her şeye yeniden kavuşacaktı anne ve babası hariç.

Bu arada Kraliçe yeniden fenalaşınca Hao ve Mavi bütün vakitlerini onunla geçirmeye başladılar. Kraliçe Tılsım’a ihtiyacı olmadığını söylediği için Mavi’nin babası yenidne çağrılmamıştı. Kızının sarayda olması yeterliydi. Ancak onun bile başaramayacağı şeyler vardı. Tanrı onu almak isterse Mavi’de bir şey yapamazdı.

Kraliçe oğluna olanları anlatmayı çok istese de bir türlü cesaret edemiyordu. Onları öğrenmesi prensin hayatına bir güzellik katmayacak artı annesinden de nefret edecekti. Kaybettiği hiç bir şey geri gelmeyecek ve hatta belki de baştan hastalanacaktı. O yüzden çoğu zaman dilinin ucuna kadar gelen kelimeleri sürekli geri çevirdi.

Hastalığın iyice yoğunlaştığı sırada sadece bir kez “Beni affet oğlum!” dedi hüzünle.

“Seni ne için affedeyim anneceğim? Ne olur böyle konuşma!” diyerek annesine sarıldı Hao ve zaten bu anne oğulun son konuşmaları oldu. Yaklaşık yirmi gün sonra kraliçe hayata gözlerini kapadı.

Bu Kral Laan içinde çok acı bir tecrübe olmuştu. Sarayda ve ülkede yas ilan edildi. Görkemli bir törenle kraliçenin gömülmesi sağlandı. Hao o kadar üzülmüştü ki herkes onun yeniden hasta olmasından korkuyordu. Bu acı Hao’nun Mavi’ye daha da yakın olmasına neden oldu. Artık ondan başka sığınacak kimsesi kalmadığını düşünmüştü zavallı prens.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s