Mavi kelebek – Bölüm 16

Charny her gece Siniy’in çığlıklarını ve ağlamalarını duymaya devam ediyordu. Ona göre Siniy’in ruhu ondan intikam almaya gelmişti. Geceleri uyku uyuyamadığı için asıl kendisi yaşayan bir hayalete dönmüştü. Artık geceliğini bile üzerinden çıkarmıyor, saçlarını taramıyor Odasına giren herkesten korkuyordu.

Kraliçe baygın yatan oğlunun yanındaki koltukta ondan farksız haldeydi. Hizmetçiler kralın emriyle onları beslemek ve günlük temizliklerini yapabilmek için yoğun çaba sarfediyorlardı.

Tılsım Prens Hao’ya Mavi’nin bakacağını, lady Charny ve kraliçe ile kendisinin ilgileneceğini saraya bildirmişti.

Ble ve Lurji ile vedalaşıp saraya doğru yola çıktılar beraber. Baba kız oldukları için sarayda onlara tek bir oda verilecekti. Tılsım Ble’ye onunla zihninden haberleşeceği sözünü verdi. Mati’nin bile yanında olsa bunu yapabilirdi, mesafe sordun değildi. Ble’nin izin vermesi yeterliydi. Ble ona zihninin ve kalbinin açık olduğunu söylemek isterdi ama yapamıyordu. Bu aklına gelince onun yine zihnini okuyabileceğinden şüphelenip şarkı söylemeye başlıyordu içinden.

Tılsım gerçekte onun zihnini okuyamıyordu, oysa o da okumayı çok isterdi. Böylece Ble’nin zihni ve kalbinde onun nasıl bir yeri olduğunu kolayca öğrenirdi.

Saraya vardıklarında tılsımların böyle görevlerden önce yaptıkları gibi banyolarını yaptılar ve özel kıyafetlerini giydiler. Mavi sarayda kaldığı süre boyunca maskesini asla çıkarmayacaktı. Babası ona prensin odasına girip onun baş ucunda oturmasını ona hafifçe dokunmasını ve öğrettiklerini içinden tekrar etmesini söyledi. Böylece prensin vücudundaki tüm olumsuzlukları emecek onu rahatlatacaktı. Elbette geceleri uyumaması gerekiyordu bunu yapmak için. Sabah olunca odaya gelecek, arınmak için yeniden banyosunu yapıp uyuyacaktı.

Hizmetkarlardan Gameun’a bağlı olan biri Lady Charny’ye az rastlanır bir şekilde bir kadın tılsımın saraya getirildiğini, bir maskesi olduğunu ve onu geceleri prens Hao’nun odasına sokacaklarını söyledi. Ancak bunu o kadar imalı söyledi ki Charny uzun süredir yapmadığı şekilde odasından fırladı ve koridorlarda “Nerede o tılsım?” diye bağırmaya başladı.

O akşam kraliçeye de kendi odasına geçmesi söylendi kralın emriyle. Tılsım önce onun odasına gidecekti. Mavi’de prensin yanına. Prensin bir koruması Mavi ile birlikte içeride onların yanında olacaktı ancak hizmetkar bundan Charny’e bahsetmemişti. Charny bütük akşam koridoru gözetleyerek Mavi kocasının odasına götürülürken yolunu kesti.

“Dur bakalım büyücü? Seni kim gönderdi, kocamın odasında ne yapacaksın?”

Tılsımların seanslardan önce konuşmaması gerektiğinden Mavi cevap vermedi. Onun yerine yanındaki hizmetkar soruları yanıtladı.

“Sana sormadım!” dedi Charny öfkeyle, “Çıkar o yüzündeki maskeyi!” dedi sonra Mavi’ye dönüp. Mavi bunu yapamayacağını söylemesi için yeniden hizmetçiye baktı. Ancak o da bunu bilmediği için bir şey diyemeden kaldı. Sonuçta karşısındaki de tahtın gelecek kraliçesiydi.

Charny onların tereddüt ettiğini görünce elini atıp maskeyi indirdi Mavi’nin yüzünden. Hizmetkar ile aynı anda bir çığlık attılar kızın yüzünü görünce. İkisi de irkilmişti. Mavi dudaklarını ısırarak maskesini yüzüne taktı. Onların suratında gördüğü ifadenin bu gece başarması gereken işi engellemesini istemiyordu. Bu onun ilk deneyimi olacaktı ve burası saraydı. Mutlaka başarmalıydı  ki babasını da zor durumda bırakmasın.

Charny kızın yaralı yüzünü görünce içinde duyduğu kıskançlık uçup gitti.

“Git kocamı iyileştir ucube!” dedi ona ve hizmetçi Mavi’ye yürümesi için işaret edince prensin odasına doğru gitmeye devam ettiler.

Bu arada Tılsım’da kraliçenin korumaları ile birlikte onun odasındaydı. Kraliçenin acısını hissedebiliyordu. Pişmanlığı onu zaten yeterince cezalandırmıştı. Yükünü hafifletebilirdi ancak yaşama tutunmasını sağlayamazdı.Bunu daha odaya girdiği anda anlamıştı. Oğlu düzelse bile Kraliçe için artık çok geçti. Yine de sesini çıkarmadan odanın en kuytu köşesine sessizce geçip oturdu ve işini yapmak için gözlerini kapadı.

Saray sessizliğe büründüğünde yine sadece Charny’nin bağrışları duyuluyordu. Mavi prens Hao’nun odasına girdiğinde garip bir duygu dalgasına kapıldı. Bunun tılsım olduğu için odada hissettiği güçlü bir duygu olduğunu düşündü. Bu duygu o kadar güçlüydü ki kalbini sıkıştırıyordu.

“Zavallı prens çok acı çekiyor olmalı!” dedi kendi kendine Hizmetkar onun odaya getirdikten sonra içeri girmeden geri döndü. Prensin koruması hemen baş ucunda eli silahında ayakta bekliyordu. Gece boyu gözünü Mavi’den ayrmayacaktı. Kral Laan’ın artık tılsımlara da fazla güveni kalmamıştı. Yine de çaresizlikte onlara başvuruyordu.

Mavi babasının öğrettiği gibi elini prens Hao’nun kolunun üzerine koydu. Koruma o prense dokununca silahına davranacak oldu ancak sonrasında kıpırtısız kaldığını görünce eski pozisyonuna geri döndü. Genç prens koluna dokunan bu elin etkisiyle derin bir iç geçirdi ama gözlerini açmadı.

Mavi’nin hissettiği duygu dalgası şimdi daha da yüksekti. Kalbinin çarpışının dışarıdan duyulacağından korkuyordu. Bir yandan da bunu hissedebildiğine göre gerçek bir tılsım olduğunu düşünüyordu. Gece oyunca ona öğretildiği gibi gözleri kapalı durup içinden ona öğretilenleri tekrarladı. Bir ara gözlerinin önünde çok güzel bir bahçe geçiverdi. Prens o bahçedeydi. Çiçekler o kadar güzeldi ki bir rüyaya daldığını sanıp pozisyonunu değiştirdi. Otururken içi geçmiş gibi gelmişti ona. Ya da belki de tılsım olduğu için prensle ilgili görüntüler geliyordu. Henüz bunları oturtacak tecrübesi yoktu. Sabah odaya döndüğünde babasına anlatacaktı. O mutlaka bunları yorumlayacak bilgiye sahipti.

Sabah prens gözlerini açmadan Mavi’yi odadan çıkarıp kendi odasına götürdüler. Tılsım Mavi geldiğinde odadaydı. Mavi ona hemen Lady Charny ve prensin odasına hissettiklerini anlattı. Lady Charny’i görünce gözlerine inanamıştı. O kadın gerçekten çok zor durumda olmalıydı.

“Umarım onu iyileştirebilirsin!” dedi hüzünle.

Tılsım gülümsedi bir şey söylemedi. Odada hissettikleri ve gördüklerinin tılsım olduğu için olduğunu ve yaptıklarının işe yaradığını gösterdiğini söyledi.

“Başarıyor muyum yani?”

“Elbette başarıyorsun sen bir tılsımsın. Haydi şimdi uyu!” dedi Tılsım ona yumuşak bir sesle. Oysa kızın kendi anılarını hatırladığını anlamıştı.

Mavi yorgun ve derin bir uykuya dalarken. Prens günlerdir olmadığı şekilde canlı bir şekilde gözlerini açtı. Henüz yataktan kalkacak kadar iyi değildi elbette ama gözleri daha canlı bakıyordu. Hizmetkarlar sevinçle krala ve kraliçeye durumu haber verdiler. Kraliçe’nin de bu sabah daha iyi hissettiği söylendiğinde kralın içi biraz olsun rahatladı. Tılsım ve kızının yaptıklarına ve sarayda kalmaya devam etmelerini istediğini söyledi.

Tılsım Ble’nin zihnine girip ona olanları özetliyor, o da Lurji’ye anlatıyordu. Kardeşine Tılsım’ın onun zihnine girebildiğini söylemişti onlar gittikten sonra. Lurji’nin ona saldırdığı günde olanın bu olduğunu eklemişti ardından.

“Ona nasıl baktığını gördüm!” dedi Lurji birden bire.

“Nasıl bakıyormuşum?”

“Bize baktığın gibi sevgiyle!”

Ble güldü kardeşine, Lurji çok temiz kalpli bir çocuktu. Konuşmadığı için hepsinden iyi gözlem yapardı. Ble’nin duygularını çoktan çözmüştü. O ise henüz kendine bile itiraf edemediği için diyecek söz bulamadı.

“Benim zihnime giremez mi?” dedi Lurji ablasını daha fazla zor durumda bırakmamak için.

“Bilmem girebilir herhalde! Sorarız geldiklerinde. Unuttun mu ben onu duyabiliyorum ama cevap veremiyorum. ”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s