Mavi kelebek – Bölüm 11

“Evlenmek mi?” dedi Hao şaşkınlıkla, az önce babasının söylediklerinden sonra konunun buraya geleceğini hiç tahmin etmemişti.

“Elbette evlenmek Hao! Soyumuz seninle sona mi ersin istiyorsun? Kralın bir sorumluluğu da tahtı için soyunu devam ettirmektir”

“Baba buna hazır olduğumu hiç sanmıyorum! Görev için bile olsa!”

“Dediğin gibi bu senin görevin. Alim Gameun’un kızı Charny ile gördüm seni az önce bahçede. Onunla anlaşıyor gibiydiniz.”

“Sadece o benim peşimi bırakmıyor!”

“O iyi yetişmiş bir kız Hao, saray adabına hakim. Başta onu sevemeyebilirsin ama zaman sana bu konuda da yardımcı olacaktır. Alim ile konuştuk senin yanıtını bekliyor! Ona kabul ettiğini söyleyeceğim! Ülken için!” diyerek ayağa kalktı kral Laan.

Babası kalkınca Hao’da kalktı saygıyla, ancak bu evliliği kesinlikle istemiyordu.

“Efendim biraz daha bekleyemez miyiz?” dedi çaresizce bu kararın bir baba tavsiyesi değil kral emri olduğunu biliyordu.

“Hayır!” dedi Laan ve oğlunun yanından ayrıldı.

Hao bahçedeki çiçeklere baktı babasının ardından, bu bahçe daima onun anılarıyla kalacaktı hafızasında. Kraliçe bahçesi, kalbinin kraliçesine aitti onun için. Üzgün bir şekilde ayrıldı sonra o da bahçeden. Haftalar sonra ilk kez gelmişti buraya ve orada da babası başkası ile evlenmesi gerektiğini emretmişti. Bu konu bu bahçeyi kirletmemeliydi. Yeniden odasına kendi hüznüne döndü.

Alim Gameun kral yeniden onu çağırınca kalbi çarparak yanına gitti. Az önce kızını görmüş prensle konuştuklarını dinlemişti. Gameun ile konuşurken kralın aniden ayrılmasının nedeninin oğlunun yanına gitmek olduğunun o zaman anlamıştı alim.

“Gel bakalım Gameun!” dedi kral Laan. Bu kez çalışma odasına geçmişti. Konuştuklarının aralarında kalmasını istiyordu.

Alim selam vererek odaya girdi ve arkasından kapıyı kapadı.

“Hao ile konuştum. Evlenmeye hazır olmadığını söyledi ancak kızın ile ilgili olumsuz bir düşüncesi de yok. Bu onların sadece zamana ihtiyacı olduğunu gösteriyor”

“Evet efendim!” dedi Gameun kendini tutamayarak.

“Bu zamanı evlendikten sonra da edinebilirler. Hazırlıklara başlanılmasını emret! Ailemize hoş geldiniz!”

Gameun kral ailesine dahil edildiğini duyunca ne yapacağını bilemedi. Gidip krala aileden biri gibi sarılmalı mıydı, resmi bir tokalaşma mı olmalıydı?

Kral onun yerine bu soruya yanıtı belli etti, “Şimdi çıkabilirsin!”

Gameun geri geri selam vererek odadan ayrıldı ve hemen Charny’nin odasına koştu. Charny’in sevinç çığlıkları sarayın koridorlarında çınladı.

“Biliyordum bir gün bu ülkenin kraliçesi olacağımı biliyordum!”

Haberin Kraliçe Paleun’a ulaşması da hızlı oldu, Kral kocasının oğulları için eş seçip bunu ona bildirmemiş olması çok gücüne gitti ancak bunların kendi suçu olduğu için yaşandığını düşündüğünden sesini çıkarmadı. Kendi inziva hayatına devam edip düğün hazırlıklarını da krala bırakmayı uygun gördü. Sadece görevini yapacak ve  düğünde bulunacaktı. Elbette kral onu davet ederse.

Gemi nihayet Tılsım’ın varmak istediği limana yanaştığında, çocuklar bu uzun yolcuktan kurtulacakları için sevinmişlerdi. özellikle de Lurji. Daha gemiden inmeden bir de dönüş yolculuğu olduğunu düşünüp iyice fena oluyordu. Bir yandan Azulya’ya yani kendi ülkelerine geri dönmek istiyor, bir yandan da bu gemiye bir daha asla binmek istemiyordu.

Mavi yol boyunca hiç bir şeyden şikayet etmeden sadece kendisine söyleneni yapmıştı. Bu uzun yolculuk ona geçmişi hatırlamaya çalışmak için uzun bir fırsat vermişti ama ne yaparsa yapsın tek bir şey bile hatırlamıyordu. Tılsım babası ve kardeşlerinin söyledikleri dışında kendine dair hiç bir fikri yoktu. Sadece yüreğinin içinde bir yerlerde kocaman bir acı vardı. Ble bunun onun yandığı yangında ölen annelerinin acısı olduğunu söylemişti. Gerçek olan annelerinin gemiye binmeden önceki yangında ölmesi olduğundan tılsımın sihiri bunu söylemesine engel olamamıştı. Ble’ye göre de nispeten gerçeklik payı olan bir şeydi söylediği. Sadece Mavi o herşeyin o küçükken olan bir yangında olduğunu sanıyordu o kadar. Ble ve Lurji o yangında babaları Tılsım ile birlikte olduğundan onlara bir şey olmamıştı.

Tılsım Ble’nin zekasını küçümsediğini düşünmüştü Mavi’ye anlattıklarını duyunca ama yine de gülümsemişti. Bu durumdan belasız kurtulmaları için zekasına ihtiyaçları olacaktı. Lurji çok sadık ancak saftı. Aslında çocukları yöneten her zaman Ble’ydi. İkisinin de annesi gibi davranıyordu yola çıktıklarından beri. Ayrıca Tılsım ile de görüşlerini paylaşıyordu. Tılsım bir yardımcıya ihtiyacı olsa Ble gibi biri olmasını istediğini düşündü.

“Yani ben Tılsım mı olacağım şimdi?” demişti Mavi ona ilk söylendiğinde, “Neden ben oluyorum ki?”

“Çünkü tılsım ışığının sadece sende olduğunu söyledi babamız!” diye açıkladı Ble.

“İyi ama ben olmak istemezsem ne olacak?”

“Başka şansın yok Mavi!”

“Bu halde yaşamak için başka şansım yok öyle değil mi?” dedi Mavi yüzündeki yaraları elleyerek. Kendi kamaralarındayken maskesini takmıyordu.

“Hayır!” diye işaretlerle çırpındı Lurji, “Sen çok güzel bir kızsın!”

Mavi gülümsedi ağabeyine, “Sen de öylesin!”

“Bak Mavi bu eğitimi al, belki seveceksin bu mesleği. Sevmezsen senin için babamla konuşuruz ne dersin?”

“Tamam Ble deneyeceğim.” dedi Mavi gülümseyerek.

Ble derin bir “Oh!” çekti. Planın bozulmasını istemiyordu ve bu yüzden de Tılsım’a söz vermişlerdi.

Gemiden iner inmez Tılsım’ın arkadaşının evine doğru yola çıktılar. Mavi’nin maskesi yine yüzündeydi. Burası Azulya’dan çok daha sıcak bir ülke olduğu için onu çok rahatsız etmeye başlamıştı ama babası kesinlikle çıkarmaması gerektiğini söylediği için  çıkarmıyordu. Zaten gemidekilerin sadece kollarını görerek ondan nasıl korktuklarını görmüştü. Bu ülkenin insanları bir de yüzünü görseler kim bilir neler yaparlardı?

“Bu ülkede tılsımlık yasak çocuklar. O yüzden kendimizi asla belli etmemeli, tılsımlıktan söz etmemeliyiz anlaşıldı mı?”

“Peki arkadaşın nasıl burada yaşıyor!” dedi Lurji işaretlerle.

“Yaşıyor ama tılsımlık yapmıyor artık. O bir Azulya’lı. Benim kardeşim!”

“Ne yani amcamıza mı gidiyoruz!” dedi Mavi neşeyle. Buna neden sevindiğini bilmiyordu ama ailenin başka üyeleri olması hoşuna gitmişti.

Ble ve Lurji’de birbirine baktı, “Amcamıza mı?”

“Evet amcanıza!” dedi Tılsım onlara bakıp renk vermemeleri için

“Neden bir amcamız olduğunu daha önce söylemediniz ki?” dedi Mavi yeniden merakla.

“Tatlım sana her şeyi hatırlatmaya çalışırken bu detayı unutmuş olmalıyız!” dedi Ble kıkırdayarak. Tılsım ona bakıp başıyla onayladı. Zekasıyla yine halletmişti konuyu hızlıca.

Ble’nin yanakları kızardı biraz bu bakışın ardından. Tılsım’ı çok gizemli buluyordu gerçekten ve garip bir şekilde de ona hayrandı. Başlangıçtaki korkusu tamamen yok olmuş şimdi onu daha iyi tanımak istediğini hissediyordu. Aralarında yaş farkı vardı ama yine de onu kapşonsuz gördüğünde yakışıklı bir adam olduğunu düşünmüştü. Tılsım veya kardeşleri bunu anlayacaklar diye ödü kopuyordu. Bleu hayatta olsa muhtemelen buna çok kızardı. Anneleri hayatta olsa en azından ona anlatabilirdi ama o da artık asla yanlarında olamayacaktı. Bu defa gözlerine dolan yaşları kontrol etmeye çalıştı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s