Mavi kelebek – Bölüm 10

“Yüce majesteleri kızım Charny, prens Hao’ya aşık olmuş!” deyiverdi Alim kralın sözü üzerine.

Kral bahçede Charny ile dolaşan oğlundan gözlerini ayırıp alime baktı. Charny sarayda yetişmişti, oldukça kültürlü ve güzel bir kızdı. Üstelik o da evlenme yaşına gelmişti. Alimi zaten yıllardır tanırlar ve güvenirlerdi. Ülkedeki dedikodulara son vermek için de Hao’nun toparlanmış olduğunu ispatlamaları gerekiyordu. Yine de alime hemen umut vermek istemedi.

“Bu konuyu oğlumla konuşmam gerek Gameun!” diyerek yeniden başını dışarı bahçeye çevirdi.

“Elbette yüce efendim. Cürretimi bağışlayın. Sorduğunuz için çıkıverdi ağzımdan! Elbette prensin kiminle evleneceğine ancak siz karar verebilirsiniz!”

Kral cevap vermedi.. Charny ve oğluna bakmaya devam etti. Hao sessizce önüne bakarak yürüyordu. Charny ise ona yetişmeye çalışarak bir şeyler anlatıyordu belli ki.

“Ah prens Hao, sizinle bahçede gezebildiğim için kendimi ne kadar şanslı sayıyorum bilemezsiniz. Beni kırmayıp geldiğiniz için nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Bu bahçe o kadar güzel ki inanın yaralarınıza merhem olacak her şey burada var!”

Charny’nin bu sözleri Siniy ile karşılaştıkları o güzel bahçeyi hatırlatmıştı Hao’ya hızla yön değiştirdi ve annesi tarafından düzenlenen kraliçe bahçesine doğru yürüdü. Mavi kelebekleri görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Charny prensin adımları hızlanınca ona yetişmek için eteklerini toplayarak neredeyse koşmaya başladı.

“Prensim sizi böyle enerjik görmek ne kadar güzel!” dedi nefes nefese koşturuken ardından.

Bahçenin sarmaşıklarla gizlenmiş kapısının önüne geldiklerinde durdu Hao ve Charny’e dönüp ;

“İzin verirseniz biraz da yanlız dolaşabilir miyim?” dedi nazikçe. Dışarı çıkmak ona gerçekten iyi gelmişti, ancak kızın durmadan konuşması yüzünden kafasını toparlayamıyordu.

“Evet! Elbette!” dedi Charny, bozuk bir şaşkınlıkla. Yutkundu ve eteklerini tutarak selamladı prensi ve hızlı adımlarla geldiği yöne doğru yürümeye başladı.

Kral oğlunun Kraliçe Bahçesi’ne tek başına girdiğini görünce “Tamam alim sonra konuşuruz!” diyerek onu yanlız bıraktı ve oğlunun yanına gitmek üzere dışarı çıktı.

Alim krala nihayet niyetini söyleyebildiği için o kadar heyecanlıydı ki, onun neden yanından ayrıldığının farkına varmadı bile. Charny’e bu müjdeyi vermek için sabırsızlanarak o da görev yerine döndü. Kızı henüz prensle olduğuna göre akşama kadar sabredebilirdi susmak için. Kızı kraliçe olunca o da bu ülkede kral kadar sözü geçen biri olacaktı. Kızı kraliçe, torunu ise kral olacaktı. Azulya’nın tarihine geçeceklerdi böylece. Bütün soyları kral soyundan gelecekti ileride ve bu onun sayesindeydi. Torunları nesiller boyu ona teşekkür edeceklerdi bunun için.

İki hafta sonra Tılsım ve çocukların bindikleri gemi nihayet bir limana yanaşmıştı.

“Burada inmeyeceğiz!” demişti Tılsım, Lurji’nin tüm sevincine karşılık. Böylece gemi ertesi gün yeniden denize açılmıştı.

“Gideceğimiz yerde bir arkadaşım var. Ne yazık ki hiç birinizde tılsım ışığı yok, bu yüzden size yaptıklarımı öğretemem. Ancak maviye bunu söylemeyeceksiniz ve ona basit bir kaç şeyi göstererek tılsım olduğuna inandıracağız!” demişti Tılsım gemiye binmeden Ble ve Lurji’ne.

Böylece mavi maskesi ve kapşonlu pelerini ile iyice tanınmaz hale gelecekti. Ne gemide ne de gittikleri yerlede onun yüzünü gören olmayacaktı.

“Peki bu maskeyi takacaksa neden onun güzel yüzünü mahvettin?” diye sormuştu Ble’de.

“Çünkü herşeyin gerçek olduğuna inanması gerek! Yüzünde yara izleri olmazsa maskeyi neden takması gerektiğini nasıl ikna edeceğiz onu?” diyey terslemişti Tılsım kızı.

Çok nazik biri değildi Tılsım ama çok bilgiliydi. Kaba da değildi aslında, sadece tek başına yaşamaya alışkın olduğu için çocuklarla yaşamak ona zor geliyordu. Sessizliğe ve az konuşmaya alışıktı ama şimdi sürekli sorulara cevap vermesi gerekiyordu. Yine de Bleu onun dostuydu ve ona verdiği söze sonuna kadar sadık kalacaktı. Hatta ona verdiği sözden fazlasını yapmayı planlıyordu. Böyle barbarca yöntemlerle güzel insanlara zarar verilmiş olmasını asla kabul edemiyordu. Kralın bile böyle bir şey yapmaya hakkı yoktu.

Elbette bu düşüncelerini çocuklarla paylaşmıyordu. Onlar çok gençtiler ve alev almaya çok hazırdılar. Üstelik iksir de içmiş olsalar olmadık konularda boş boğazlık yapabilirlerdi. O yüzden az şey bilmelerini istiyordu. Planları vardı ama onlara istedikleri olana kadar asla açıklamayacaktı.

Gidecekleri yere Mavi’nin tılsım eğitimini almak için gittiklerini söylemişti sadece. Elbette Ble ve Lurji biliyorlardı bunun gerçek olmadığını. Üç çocuğundan sadece mavide bu ışık vardı. Ancak tılsım eğitimi aile dışından birinden alınmalıydı ve babalarının da en güvendiği tılsım arkadaşı başka bir ülkede yaşıyordu. Mavi’nin eğitimi tamamlandıktan sonra geri dönecekler ve Azulya’dan onun ülke tılsımı olduğuna dair belgelerini alacaklardı.

“Gerçekten geri dönecek miyiz?” diye sordu Lurji Mavi uyurken.

“Zamanı gelince!” dedi Tılsım, “Haydi uyuyun şimdi!”

O sırada kral Kraliçe Bahçesindeki her zamanki yerine gitmiş olan oğlunun yanına varmıştı.

“Hao? Gelebilir miyim?” dedi yumuşak bir ses tonuyla.

“Elbette baba!” diyerek ayağa kalktı Hao kral babasını görünce

“Otur oğlum sadece baban olarak geldim!” dedi kral, “Seni yeniden bahçede görünce geleyim istedim.”

“Teşekkürler!” diyerek yeniden oturdu Hao.

“Onu ilk kez bu bahçede görmüştüm!” dedi derin bir iç çekerek.

“Artık onun olmadığını ve senin böyle üzgün olduğunu görse ne kadar üzüleceğini hatırlaman gerek!”

“Onun olmadığını kabullenmem çok zor! Onun nasıl öldüğünü hatırlamak bile istemiyorum. Çektiği acıları!” diyerek ağlamaya başladı Hao.

“Oğlum sen bu ülkenin kralı olacaksın, yeri gelecek başkalarının daha büyük acılarına tanıklık edecek, bazen de savaşlarda kaybettiğin  askerlerin katili  olacaksın. İnan bu şimdi yaşadığından çok daha ağır bir sorumluluk ve acı. Annelerin oğullarını sağ salim geri getirememek bir kralın en büyük acılarından biridir ancak böyle olması gerektiği için olur.”

“Bu ülkenin prensi olarak ben de sevdiğim kızı ve ailesini koruyamadım baba, ülkeyi nasıl koruyacağım!”

“Hao sen bir kral soyundan geliyorsun ve soyumuzdaki tüm erkekler gibi bunu yapmak kanında var. Sadece genç ve tecrübesizsin. Zaman tüm acıları hafifletir. Yaranı sürekli kanatmak yerine zamanın onun sarmasına izin vermelisin. Halkımız senden umudunu kesmek üzere. Bunun sonu bir ayaklanma olabilir. Krallığın devam etmeyeceğine inanan bir halk ne yapar sanıyorsun?”

Hao babasına baktı endişeyle.

“Oğlum en azından halkımız için toparlanmak zorundasın bu ülkeye bunu borçlusun. Sen sıradan biri değil bu tahtın varisisin. Hiç bir halk zayıf bir kral tarafından yönetilmek istemez. İçin kan ağlasa bile lütfen onlar için artık hayatına geri dön!”

“Peki ama bunu nasıl yapacağım baba? Canım bu kadar yanarken nasıl normal olduğumu ispatlayacağım?”

“Evlenerek sevgili oğlum!”

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s