Mavi kelebek – Bölüm 6

Ne yazık ki yangında Siniy’in annesi kurtulamamıştı. Tılsım yeniden içeri girdiğinde  çoktan ölmüştü. Çevreden gelenlerin yardımıyla çıkarabildiklerini dışarı aldılar ama ne yazık ki hiç birini kurtaramadılar evdekilerin. Herkes onların gazdan boğulduğunu sanıyordu. Kimse son içtikleri kadehlerden şüphelenmeyecekti.

Ble ve Lurjin Tılsım’ın onları bıraktığı yerde korku ile bekliyorlardı Siniy’in baygın bedeninin başında. Lurjin panik halinde işaretlerle atölyede olanları anlatmıştı Ble’ye. Tılsım’ı demircinin gönderdiğini söylemişti. Şimdilik tek güvenebilecekleri kişi oydu çünkü zehir saraydan gelmişti.

Tılsım etraftan yardıma gelenler olunca koşarak atölyeye döndü. Bleu ve çalışanların hepsi yerde hareketsiz yatıyorlardı. Hemen Bleu’nun yanına gitti. Lurji eve koşarken ona söylediklerini yapmış, hepsini kusturmaya çalışmıştı ama görünüşe göre zehir hızlı etki ediyordu.

Bleu zorla gözlerini açıp Tılsım’a baktı

“Siniy ve Ble yaşıyor!” dedi Tılsım.

Karısının adını duymayınca Bleu anlamıştı olanları, “Onları götür buradan!” dedi ve daha fazla dayanamayıp bıraktı kendini. Artık o da karısının yanına gitmişti.

Tılsım çocukları daha fazla yanlız bırakmak istemediği için görünmeden oramana döndü. Yardıma koşanlar onları görmedikleri için evde yanarak can verdiklerini sanmışlardı.

Siniy’i kucakladı ve diğer iksine onu takip etmelerini söyleyerek. Ormanın içindeki evine götürdü. Lurji ve Ble Alim’im gelip ikram ettiği içkileri anlattılar. Tılsım’da onlara Bleu’nun son sözlerini aktardı. Bleu ve karısının ölümü yüzünden hepsi çok üzgündüler. Siniy’in hâlâ kendine gelmemiş olmaması yüzünden de paniğa kapılmışlardı ama Tılsım onlara koklattığı şey yüzünden olduğunu söyleyince rahatladılar. Siniy ortalama iki gün uyuyacaktı. Bu arada onlarda buralardan gitmek için hazırlıkları yapacaklardı.

“Uyanınca ona anne ve babamızın öldüğünü söyleyecek miyiz?” dedi Ble göz yaşları içinde.

“Hatırlamayacak!” dedi Tılsım sadece. Ble ona baktı merakla ama başka açıklama gelmeyince soru sormayı bıraktı. Tılsımlar çok konuşmayan gizemli insanlardı. Onların kaynattıkları otlar ile tuhaf şeylerin olabileceğini daha önce de duymuştu. Lurji’de tedirgin olmuştu Tılsım’ın sözlerinden, Ble’nin yanına sokulup işaretlerle “Bizi de mi hatırlamaycak?” diye sordu.

“Bilmiyorum!” dedi Ble, ikisi de Tılsım’ın ona verdiği işleri yapıyorlar ve anne ve babalarını kaybettikleri için sürekli ağlıyorlardı.

“Siniy uyandığından ağlamayı kesmiş olmanız gerekecek!” dedi Tılsım ve onaları evde bırakıp ormanın içinde kayboldu. O gittikten sonra Ble ve Lurji hemen Siniy’in yattığı odaya girdiler. Bleu tüm hayatı boyunca kızını kötülüklerden korumak için elinden geleni yapmıştı. Alim gider gitmez Tılsım’ın atölyeye uğramış olması gerçek bir mucizeydi. Eğer o olmasaydı şimdi muhtemelen hiç biri hayatta olmayacaktı. Çocukların üçü de kurtulmuş ama ne yazık ki diğerleri o kadar şanslı olamamıştı. Sadece anne ve babaları için değil onlarla çalışan o iyi insanlar için de çok üzgünlerdi. Onların da aileleri vardı ve acılarını paylaşmak için yanlarında olmaları artık mümkün değildi. Tılsım onlara buradan gitmeleri gerektiğini söylemişlerdi. Bir hafta sonra gemi yeniden gelecekti. O gemiye binip Azulya’dan ayrılmaları gerekiyordu. Tüm hazırlıklar bu yüzdendi. Ble, Siniy’in nefesini dinledi eğilip. Kız sakin ve derin nefesler alıyordu. Onun yüzünü gözünü silmişler ve kıyafetlerini değiştirmişlerdi. İyi olduğuna kanaat getirince yeniden işlerinin başına döndüler. Tılsım onlara bitirmeleri için iki çuval vermişti. Giderken eşyaları buna koyacakları için hazır etmeleri gerekiyordu. Ayrıca ocakta kaynayan bir çorba vardı. Acıkınca onu yiyeceklerdi. Siniy’in iki gün aç olacağı fikri Lurji’yi rahatsız etmişti ama Tılsım bu endişeli sorulara cevap vermeden çıkıp gitmişti.

Ble ona “Acıktın mı?” diye sordukça acıksa bile söylemiyordu bu yüzden. Sonunda karnından gelen gurultuları bastıramayınca Ble elindeki işi bıraktı ve kardeşine zorla bir tas çorba içirdi.

“Siniy için hepimizin güçlü olması gerek, unuttun mu biz bunun için Bleu babamıza da söz vermiştik. Tılsım’ı duydun! O iyi, bir şey olmayacak!”

Lurji’nin gözlerinden yaşlar inmeye başladı Ble’nin sözlerinden sonra. Ble’de göz yaşlarını tutamayarak sarıldı ona, “Biliyorum, ben de korkuyorum ve çok üzgünüm ama Tılsım’a güvenmekten başka çaremiz yok. Babamız ona güvendi” dedi.

O sırada geri dönen Tılsım iki kardeşi sarılmış ve ağlarken bulunca, “Siz hâlâ ağlaşıyor musunuz? Yapılacak çok işimiz var!” diyerek, elindeki maskeyi masanın üzerine attı. Lurji küçüklüğünden beri böyle şeylere ilgi duyduğu için hemen atılıp maskeyi incelemeye başladı.

“Bu Siniy için!” dedi Tılsım.

“Neden?” dedi Ble merakla.

“Bana bir çorba verin haydi anlatacağım!” diyerek masaya oturdu Tılsım. Ble hemen kaynayan çorbadan bir tas doldurup ona verdi. Lurji ile birlikte hemen karşısındaki sandalayelere oturup merakla onun yüzüne bakmaya başladılar.

“Sizin daha önce Bleu’ya bir yemin ettiğinizi biliyorum!” dedi Tılsım çorbasından iştahla bir kaşık alarak. Henüz kırklarında genç bir adamdı, sürekli kapşonlu giysiler giydiği için yüz hatları saklı kalıyordu. Kapşonundan sarkan uzun kızıl sakalı yüzünü iyice gizlediğinden onun simasının neye benzediğini anlamak zordu.

Çocuklar yeminlerinden bahsedilince heyecanla başlarını salladılar.

“Bir yemin de bu gece etmenizi isteyeceğim sizden elbette yine Siniy için. Bleu’nun vasiyetine uygun olarak onu korumaya devam edeceğiz. O uyandıktan sonra şimdi size anlatacaklarımı ve bu günden önce olan her şeyi dilinizden sileceksiniz. O dahil hiç kimseye bahsetmeyeceksiniz. Bunun için ikinize de bir şey içireceğim.!”

“Biz de mi unutacağız her şeyi!” dedi Ble isyan eder gibi, “Ben anne ve babamızı unutmak istemiyorum!”

“Hayır unutmayacaksınız!” dedi Tılsım sakince, “Hatırlayacaksınız ama asla onlar hakkında konuşamayacaksınız! Konuşmak isteseniz bile diliniz size izin vermeyecek. Ta ki ben bu kilidi açana kadar!”

“Bize büyü mü yapacaksın yani?”

“Bu  bir güvenlik önlemi” diyerek boş kaseyi Ble’ye uzattı Tılsım, “Bir tane daha istiyorum. Siz yediniz mi?”

Çocuklar başlarını salladılar aynı anda, yüzlerinde düşünceli ve endişeli bri ifade vardı.

Yemeğin ardından Tılsım onlara bahsettiği içecekleri hazırladı. Bir kaç otu karıştıırıp kaynatmıştı sadece. Bunun onların dilini bağlayacağına ikisinin de aklı yatmamıştı.

“Birbirimizle de mi konuşamayacağız bu konuda?” dedi Ble içmeden önce.

“Hayır! Biri sizi duyabilir!” dedi Tılsım.

“Nasıl duyacak Lurji zaten dilsiz! Onun bu sıvıyı neden içtiğini anlamıyorum!”

“İşaret dilini sadece siz bilmiyorsunuz küçük hanım. Onun da dili olan elleri kilitlenecek bu konu gelince!”

Lurji endişeyle hemen ellleri ile anne ve baba demeye çalıştı.

“Haydi için şimdi!” dedi Tılsım otoriter bir sesle. İki çocukta ellerine verilen sıvıyı bir dikişite içtiler. Sonra birbirlerine baktılar. Ble Bleu’nun adını söylemek istedi, ağzından garip seslerden başka bir şey çıkmadı, sonra baba demeyi denedi yine olmadı.

“Söyleyemiyorum!” dedi şaşkınlıkla ve normal konuşmaya devam ederek.

Lurji’de işaretlerle denedi bir şeyler söylemeyi ama elleri oynamadı bile. Sanki birisi iki elinide sımsıkı tutuyor gibi hissetmişti. Sonra yine işaretlerle “Ben de söyleyemiyorum!” dedi. Bu defa elleri hareket etmişti.

Tılsım gülümsedi onlara. “Ben kilidi açana kadar böyle kalacaksınız bu hepimizin güvenliği için gerekli!” diyerek. Otlarıyla başka şeyler yapmaya başladı.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s