Mavi kelebek – Bölüm 3

Bleu törenin ardından bürokratlar ve üst düzey askeri yetkililerle sohbet edip tebrikleri kabul etmek için biraz daha kalmak zorundaydı. Siniy ve Lurji bir an önce kitapçıya gitmek istiyorlardı ama Bleu saraydan birlikte çıkmaları gerektiğini söyleyince yapacak bir şeyleri kalmamıştı. Kalabalıktan sıkılan Siniy tören salonunun bahçesine çıktı. Bahçede gördüğü mavi bir kelebeğin peşine takılarak daha küçük ama harika çiçeklerle donatılmış bir başka bahçeye ulaştı. Sarayda her yer çok bakımlı ve güzel olmasına karşılık burası sanki cennet olarak tasarlanmıştı. Dev bitkiler, mis kokulu rengarenk çiçekler ve uçuşan bir çok kelebek hayranlık uyandırıcı bir atmosfer yaratmışlardı. İleride çiçeklerin ortasındaki büyük şadırvandan gelen mırılıtılı su sesi ile birlikte insan kendini dünyadan ayrı bir cenette sanabilirdi koyalıkla.

Siniy hayran hayran bahçeyi incelerken arkasından gelen ses ile irkildi

“Bütün çiçekleri soldurdunuz!”

Yanlış bir şey yaptığını düşünüp endişeyle arkasını döndü ve “Ah çok özür dilerim ben onlara asla zarar vermek istemezdim!”

Karşısındaki genç adam gülümsedi, “Sizin güzelliğiniz karşısında sönük kaldılar demek istedim!”

Siniy kıpkırmızı olarak başıyla selamlayarak teşekkür etti. Genç adamın hemen arkasında kuytu ama harika bir salıncak ve oturma grubu vardı. Bahçeye girdiğinde onu farketmemiş olmasının nedeni de bu olmalıydı. Koltuğun üzerinde duran kitaba gözü takılınca oraya doğru gitti. Bu Lurji ile gelmesini bekledikleri kitaplardan biriydi.

“Okumayı seviyor musunuz?” diye sordu genç adam.

“Ah evet hem de çok! Bu kitabı okumak için de sabırsızlanıyoruz ama aylardır bir türlü gelemedi!”

“Evet bunu büyükannem getirtti benim için, dilerseniz okuduktan sonra size verebilirim!”

“Ne kadar sevinirim anlatamam ama sizi sonra nasıl bulacağım?”

“Kale içinde ki kitapçının önünde buluşabiliriz iki gün sonra size kitabı getiririm ama bir şartla!”

Siniy merakla genç adamın yüzüne baktı “Ne şartı?”

“Festivalin kalan iki günü boyunca bana eşlik ederseniz”

“Memnuniyetle!” dedi Siniy. Lurji her zamanki gibi onun peşinden buraya kadar gelmişti. Bu arada kitabı bulduk demek ister gibi ona da göz kırptı genç adama göstermemeye çalışarak.

“O halde yeniden görüşeceğiz!” diyerek saygıyla eğildi genç adam ve Siniy’de onu selamlayarak bahçeden çıktı, Lurji’de onunle beraber geldi arkasından.

“Ah Lurji ne nazik ve hoş bir genç adamdı değil mi? Üstelik bizim gibi okumayı da seviyor!”

Lurji başıyla onayladı onu.

Babasının saraydaki işi bittikten sonra annesi ile kale içinde bir yere uğrayacaklarını söylediklerinde Siniy ve Lurji’de yeni kitapları görmek için hemen kitapçıya gittiler. Ble anne ve babası ile gitmişti.

Bu defa festival nedeniyle olsa gerek her zamankinden daha çok kitap gelmişti kitapçıya. Hemen bir kaç tane seçebilmek için kitapları incelemeye başladılar. Sonra ikisi de birer tane seçince parasını ödeyip dışarı çıktılar. Siniy elindeki kitabın bazı sayfalarında yer alan renkli resimlere o kadar hayran kalmıştı ki, sürekli onları bulup Lurji’ye gösteriyordu.

“Bak Lurji burada da bir tane var! Resimli bir kitap bulduğumuza inanamıyorum, bunu okumak harika olacak!” der demez önüne bakmadığı için ayağı takıldı ve önce kitap elinden düştü sonra da kendisi yere düşmek üzereyken birisi onu belinden kavrayıp tuttu. Bunun Lurji olduğunu düşünen Siniy, “Ne dikkatsizim! İyi ki sen varsın Lurji!” diyerek bir yandan yere düşen kitaba uzanmaya çalışıyordu. Lurji kitabı yerden alıp ona uzatınca, dönüp onu tutanın kim olduğuna bakmayı akıl etti.

Kolun sahibinin tanımadığı bir adam olduğunu görünce hemen doğrularak nazikçe teşekkür etti.

“Önemli değil güzel bayan, sizin gibi ışık saçan bir hanımefendiyi kurtarmaktan daima onur duyarım!”

Siniy’in düşerken tepesinde topladığı saçları açılmış ve omuzlarına dökülmüştü, bu haliyle gerçekten ilahelere benziyordu. Giyiminden soylu olduğu anlaşılan adam uzanıp onun elini tutarak dudaklarına götürdü. Siniy’de eteklerini tutarak ona selam verdi ve adam yanındakilerle birlikte oradan uzaklaştı.

“Bu kızın kim olduğunu bilmek istiyorum!” dedi yanındaki yardımcısına eğilerek.

“Babamı kızdırmadan dönsek iyi olur!” dedi Siniy, Lurji’ye bakarak. Bir yandan da dağılan saçlarını yeniden tepesinde toplamaya uğraşıyordu. O gün hepsi özel giysiler giydiklerinde festival alanını dolaşmadan geri döndüler. Buna en çok Siniy sevinmişti çünkü artık ayaklarına dolanan o elbiseyi giymek zorunda kalmadan gezebilirdi. Ble’ye kitapçının önünde eteklerine takılıp nasıl düşmekte olduğunu ve bir adamın gelip onu tuttuğunu anlattı.

“Kim olduğunu sormadınız mı?” dedi Ble.

“Hayır hiç aklımıza gelmedi” dedi Sinny, Lurji de başıyla onayladı onu.

Mavi kelebeğin onu götürdüğü bahçeden ve orada konuştuğu genç adamdan hiç bahsetmedi Ble’ye. Onun da kim olduğunu sormamıştı. O cennet gibi bahçenin  içinde ancak bir melek olabilirdi zaten. Neyse ki iki gün sonra kitapçının önünde buluşacaklardı ve o zaman kim olduğunu ve hatta adını sorabilirdi.

İki gün sonra evdekilere Lurji ile festival alanına gideceklerini söyledi. Ble onlara daha sonra katılacaktı. O gelmeden mavi kelebeğin götürdüğü genç adamla ayrılmış olacağını düşündüğü için sesini çıkarmadı Siniy. Lurji zaten hiç bir zaman onu ele vermezdi.

Birlikte yeniden kitapçının önüne gittiler. Siniy bu sefer her zaman ki gibi pantolon giymiş ve şapkasını takmıştı. Genç adam kitapçının önüne geldiğinde Lurji’yi tanıdı ama yanında Siniy’i görmediği içi şaşırarak yanlarına geldi.

“Küçük hanım gelemediler mi?” dedi hüzünle.

Lurji dönüp Siniy’e baktı, o bakınca genç adam da öyle yaptı, cevabı onun vereceğini sanmıştı. Bakınca onun o güzeller güzeli kız olduğunu anladı.

“Ben sizi tanıyamadım çok özür dilerim!” dedi hemen, “Fakat böyle bir giysi giyeceğinizi hiç düşünmemiştim!”

“Haklısınız aslında normal halim bu, siz çok nadir bir giysime denk geldiniz!”

“Her durumda harika görünüyorsunuz!” dedi nezaketle genç adam.

Siniy yanakları kızararak gülümsedi. Genç adam ona adının Hao olduğunu söyledi. Günün yarısını festival alanında birlikte  gezerek geçirdiler. Lurji’de daima yanlarında olduğundan uzaktan bakanlar onların üç erkek gezdiklerini düşünmüşlerdi. Ble geldiğinde Hao yanlarından ayrılmıştı çoktan. Sadece Siniy için getirdiği kitabı bırakmıştı. Kitabın hemen kapağının altında bir mavi kelebek resmi çizilmişti. Siniy onları bir araya getiren kelebeğin resmini görünce gülümsedi. Ertesi gün festivalin son günüydü ve yine aynı yer için sözleşmişlerdi. Kurji ve Siniy evden çıktıktan sonra Bleu Ble’yi çağırıp nerelere gittiklerini takip etmelerini istedi. Çocukların ikisinin de Siniy’i çok sevdiklerini ve koruduklarını biliyordu ama Lurji Ble’ye göre daha uysaldı ve Siniy ne derse onun yapmaya meyilliydi. Bu yüzden Ble’nin otoriter tavrı bazen ikisi içinde gerekli oluyordu. Ble onları kitapçının önüne dek takip etti. Sonra bir genç adamla buluştuklarını gördü. Bu genç adam ona biraz tanıdık geldi ama nereden hatırladığını çıkaramadı. Onun dikkatini çeken şey Siniy’in onu gördüğünde vücut dilinin bile değiştiği oldu. Bu iki gencin arasında bir elektrik olduğu çok açıktı. Hemen geri dönüp demirci Bleu’ya gördüklerini anlattı. Bleu kızına çok güvenirdi ancak onu koruma iç güdüsü baskın geldi ve hemen festival alanına kızını aramaya gitti.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s