Mavi Kelebek – Bölüm 2

Azulya’nın kralı Laan uçurtma festivalinden önce güvendiği adamlarını toplamış yapılacaklar hakkında konuşuyorlardı. Kralın sadık alimlerinden  Gameun’da bu toplantıdaydı. Kızı Cherny babası ile birlikte sarayda büyümüştü. Annesi onları terkedip gittiğinde beş yaşındaydı. Babasının söylediğine göre annesi fakir bir adamla kaçıp gitmiş, sarayı ve kızını ardından bırakmıştı. Baba kızın en büyük hayali Cherny’in bir gün bu saraya kraliçe olması yani prens Hao ile evlenmesiydi. Ancak prens Hao bu güne kadar Cherny’e bir kez bile yakınlık göstermemişti. Gameun kızına sabırlı olmasını ve gerekirse kral Laan ile konuşarak bu evliliği mutlaka sağlayacağını söylemişti.

“Ne pahasına olursa olsun baba lütfen! Ben bu sarayda büyüdüm. Benden iyi kimse kraliçe olamaz!”

Kral Laan uçurtma festivalinin ardından neslinin ve kraliyetin devamı için oğlu Hao’nun eş seçimini yapacağını açıklamıştı. Azulya kanunlarına göre tahtın varisinin eşini eğer hayatta ise babası seçerdi. Çok nadiren prenslerin kendi eşlerini seçmelerine izin verilirdi. Prensin evleneceği duyurulduğu zaman ülkede bütün evlilik işlemleri bekletilir, eş seçiminin ardından yeniden devam etmesine izin verilirdi. Bunun anlamı kralın varisi için başkası ile evlenme hazırlığında olan bir genç kızı da seçebileceğiydi. Kraliyet ailesi tarihi boyunca böyle bir olaya ancak bir kez rastlanmıştı.

Bleu uçurtma festivali ardından geleceğin kralına eş seçileceğini duyduğunda kızının ödül töreninde yanında olmasının ancak daha sonra yeniden eski erkek kıyafetleri ile dolaşmasının uygun olacağına bir kez daha karar verdi. Onun ne kadar güzel olduğunun ve görenlerin ona kolayca aşık olacağının farkındaydı. Tören sarayda yapılacaktı, saray dışında kimse katılanları görmeyecekti. Oysa festival kale içinde ve halka açık olarak devam edecekti. Orada kızının güvende olmasının tek yolu buydu.

Annesi Siniy için hemen bir elbise diktirmeye başladı. Siniy provalardan hiç hoşlanmadığı için aşağı yukarı yakın bedenlerde olduklarından kendisi giyiyordu elbiseyi her defasında. Elbise festivale üç gün kala hazır olacaktı.

Ülkenin pek çok tılsımı vardı. Bu tılsımları farklı alanlarda güçlüydüler. Kötülükleri kovan, kötü enerjileri emerek insanların iyiliği için kendini feda eden kişilere tılsım denirdi. Tılsımlık yapan kişilerin gerçekte kim oldukları ve nereden geldikleri bilinmezdi. Onlar sadece uğursuzluk ve kötülüğün olduğu yerlere kapatılır ve orada bir gece kalarak ortamdaki tüm kötülüğü emerek temizleyeceklerine inanılırdı. Herkes tılsım olamazdı. Eski tılsımlar yanlarına özel seçtikleri kişileri alarak onları eğitir, el verir ve belirli sınavlara soktuktan sonra tılsım olmalarına izin verirlerdi.

Sarayın da çok güçlü tılsımları vardı. Halkın arasında yaşayan da çok ünlü tılsımlar vardı. Tılsımlar para almaz, erzak, giysi ve benzeri ayni yardımları kabul ederlerdi. Toplum için bu kadar iyilik yapmalarına rağmen insanlar onlardan korkar ve uzak dururdu. Çoğunluğu yüzlerini saklayan kapşonlu pelerinler giyerlerdi.

Bir ortamın veya insanın kötülüğünü temizlemeden önce özel dualarla yaptıkları bir banyo ritüelleri vardı. Bu banyoyu ortama girmeden önce yaparlar sonra geceyi yine dualar ve çeşitli otlarla birlikte kişinin yanında veya uğursuz sayılan yerde geçirirlerdi. Bazen bir gece kalmak yetmediği için daha uzun kaldıkları  da olurdu. İnsanların niyetlerini de sezebilir, ortamlara giren insanların kötü niyetlerinden korunması için de çeşitli karışımlar hazırlayıp sunarlardı.

İşleri daha çok otlarla olduğu ve insanlarca çok sevilmedikleri için halkın yaşadığı yerlerin daha uzağında, orman kenarları ve çayırlık alanlarda evlerini kurarlardı. İhtiyaçları olan otları ya ormandan toplar ya da bahçelerinde kendileri yetiştirilerdi. Çok nadiren uzak yerlere gittikleri de olurdu.

Demirci  Bleu’da ülkenin bilinen insanlarından olduğu ve kızını koruma konusunu çok ciddiye aldığından aynı zamanda dostu da olan bir tılsıma çok güvenirdi. Neredeyse on yıldır tanıdığı bu tılsım, onu, ailesini ve iş yerini pek çok uğursuzluktan temizlemişti. Siniy veya diğer çocuklar ateşlendikleri zaman yaptığı şuruplarla hemen onları iyi ederdi. Bleu’da onu ve yanındakileri hiç bir zaman boş bırakmaz, korur, kollardı.

İnsanlar korktukları için tılsım olmak zordu. Bazen hiç olmadık bir felaket durumunda da onları suçlayanlar çıkıyordu. Güya emdikleri uğursuzlukları sevmedikleri insanların evlerine ailelerine bırakıyorlardı. Bu yüzden de o ailelerin başına türlü felaketler geliyordu. Böyle durumlar da Bleu kendi tılsımının her zaman yanında olmuş, onu halka karşı korumuştu.

Lurji ve Ble’nin sessizlik ve Siniy’i koruma yeminlerini de o yaptırmıştı. İki çocuğun da çok temiz yürekli olduğuna dair de Bleu’ya garanti vermişti. Onlar yanında olduğu sürece Siniy daima korunurdu. Bleu kızının daha da korunmasını istediği için Lurji’yi tılsımın yanına verip bir tılsım olarak yetiştirmesini istemişti. Ne de olsa çocuk dilsiz olduğu için topluma karışamıyordu. Ancak tılsım herkesin tılsımlık yapamayacağını vurgulayarak bunu kabul etmemişti. Tılsım olacak insanların belirli bir ışığı olurdu. Bu ışığı da ancak diğer tılsımlar görebilirdi. Lurji veya Ble’de o ışık ne yazık ki mevcut değildi.

Festivalin ilk günü ödül töreni yapılacak sonra da eğlenceler başlayacaktı. Siniy annesinin kendi üzerine deneyerek diktirdiği elbiseyi ancak Ble’nin yardımı ile giyebildi. Elbise o kadar ağırdı ve kabarıktı ki, adım atmakta oldukça zorlanmıştı. Ble ona eteklerini tutarak nasıl yürüyeceğini öğretmeye çalışırken Lurji sürekli gülüyordu.

“Hey Lurji biraz daha gülersen festival boyunca bu elbiseyi sana giydiririm!” diyerek azarladı onu Ble

Siniy ciddiyetini bozmadan yürümeye çalışıyordu ama Ble görmeden Lurji’nin gülüşüne eşlik ediyordu bir yandan.

Bleu’da ülkenin kılıç ustalarının giydiği özel üniformasını giydi ve krala hediye edeceği özel kılıcı alarak dışarı at arabasının yanına çıktı. Siniy annesi ve diğer çocuklar da peşinden gidip arabaya bindiler.

Bleu kızını elbisenin içinde ve saçları tepesinden toplanmış görünce gözlerine inanamadı. O artık çocukluğunda olduğundan bile güzeldi. Onu korumanın en iyi yolu belki de onu  bir an önce evlendirerek kocasına teslim etmekti. Ancak Bleu kızı için uygun bir damat adayı göremiyordu çevresinde.

Evlerin ve bahçelerin arasından geçerek kaleye doğru ilerlediler. Siniy Lurji ile plan yapmış törenden hemen sonra kitapçıya gitmeye karar vermişlerdi. Bleu bu kıyafetle ortalıkta dolaşmasını istemiyordu ama kitapçı da çok uzakta sayılmazdı. Gemi yeni gelmiş ve muhtemelen bekledikleri kitaplar da gelmişti.

Kraliçe prenslerle festival alanında olacağı için ödül töreni sarayda kral, generaller ve diğer askeri ve siyaysi kadro ve onların aileleri ile yapıldı. Kral demirci ve kılıç ustası Bleu’yu gerçekten severdi. Onun dürüst, çalışkan ve çok başarılı biri olduğunu biliyordu. Yaptığı kılıçları da çok güzel kullanır, gençleri de eğitirdi ayrıca. Prens Hao için de özel bir kılıç yapılmasını istiyordu yakında. Bu konuyu da tören sırasında Bleu’ya açtı ve nasıl bir şey istediğini uzun uzun anlattı. Ayrıca kılıç bittikten sonra saraya gelip oğluna eğitim vermesini de istiyordu.

Bleu  eğilerek majestelerinin bu isteklerini saygıyla kabul etti. Bu onun için büyük bir onurdu. Geleceğin kralına da kılıcını o yapacaktı. Kral Laan’ın kılıcı ise naaşıyla birlikte gömülecekti. Azulya yasalarına göre her soylu erkek kendi kılıcına sahip olmalıydı. Her şey miras bırakılsa bile kılıç asla bırakılmaz sahibi ile birlikte gömülürdü.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s