Ailen kaderindir- Bölüm 17

Bir hafta hepsinin düşündüğünden çabuk tükendi. Nisa hemen uyum sağlamıştı buraya. Filiz kızının bu hızlı adaptasyonundan mutlu olmuştu. Marketteki işine başladığı için kahvaltıdan sonra hemen çıkıyor, akşam yemeğine yakında geri geliyordu. Gelir gelmez ev işlerine yardım teklif etmesi Hasret hanımın çok hoşuna gidiyordu. Kızın hemen işe başlaması planladığı gibi daha uzun vakit geçirme fırsatlarını yok etmişti ama ergenlerin zaten saatlerce büyüklerle oturmayacağını oğlundan da biliyordu. Evde olsa bile belki o da Enes gibi odasından çıkmayacaktı. Böyle sorumluluk almaya hevesli atak bir kız olması hoşuna gitmişti aslında.

“Filiz hanım o tuhaf ailenin içinde gerçekten iyi yetiştirmiş kızımızı” demişti hafta sonlanırken kocasına. Rıfat bey de aynı fikirdeydi.  Nisa çok sevecen, girişken ve çalışkan bir kızdı. Ayrıca nazik ve terbiyeliydi.

Filiz’de Enes için düşünüyordu aynı şeyleri.  İçinden şükrediyordu oğlunun böyle iyi bir aileye düşmüş olmasına. Gonca ya hırslanıp çocuklara bir şey yapsa ya da onları bir daha hiç ulaşamayacakları yerlere yollasa ne yaparlardı? Kader onları ayırmış olsa da en azından yardım etmişti yine de en iyi şartlarda olmasına. Enes, Nisa gibi değildi. Erkek çocuğuydu nihayet. Büyüklerle, özellikle de annelerle oturmayı pek sevmiyordu. Filiz’in de öğretmeni olacağını öğrendiği için pek yanaşmıyordu ama nasılsa derslere başlayınca başbaşa kalacaklardı. Bu yüzden sabırlı olmaya karar vermişti Filiz’de. Kızının öz annesiyle çabucak kaynaşmasına bakıp biraz içi buruluyordu  ama yakında oğlu ile de kaynaşacağına emindi.

Çocuklarda birbirlerine uyum sağlamış gözüküyorlardı. Gerçi pek bir arada durmuyorlardı ama arada sırada onları sohbet ederken yakalıyorlardı. En azından birbirlerine tepki göstermemişlerdi. Hatta konuştuklarına bakılırsa ortak yönleri de epeyce çıkacak gibiydi. Nisa basketbol oynamayı ve bisiklete binmeyi sevdiği için Enes onu bir kaç kez arkadaşlarıyla buluşmaya götürmüştü.Onların grubunda da kızlar vardı. Böylece Nisa’nın da daha şimdiden bir iki kız arkadaşı olmuştu burada. Onun çalışmaya başladığını öğrenince şaşırmışlardı biraz hatta heves etmişlerdi onlar da çalışmaya.

“Çok güzel bir duygu!” demişti Nisa onlara, “İnsan kendi parasını kazanınca daha iyi hissediyor!”

Enes bile heveslenmişti aslında ama tatilde yapmayı planladığı öyle çok şey kalmıştı ki kıştan bu yaz çalışmaya vakti olmadığına karar verdi sonunda.

“Seneye yaza beraber gireriz bir işe!” demişti Nisa’ya da.

Nisa’lar kendi evlerine taşınırken de Hasret hanım ve tüm ailesi yardım etmişlerdi. Getirdikleri çok az eşyaları olduğunu görünce Hasret hanım biraz endişelenmiş sonra Filiz’in açıklamasını dinleyince özür dilemişti. Sonunda ona Gonca gibi olmasından korktuklarını da itiraf etmişti bu arada. Filiz anlayışla karşılamıştı bu düşüncelerini.

“Ben de olsam öyle düşünürdüm” diye teselli etmeye çalışmıştı Hasret hanımı. İki kadın tuhaf bir bağ kurmuşlardı aralarında. Çocuklarını paylaşan dünyadaki ilk anneydiler belki de. Bu hem çocuklara karşı hem birbirlerine karşı tuhaf bir sorumluluk ve minnet duygusu yaratıyordu ikisinde de. Birbirlerinin emanetlerine sahiptiler ve değişemiyorlardı.

“Demek ki sadece teyzeler değilmiş anne yarısı olan!” demişti Filiz bir kez çekinerek. Hasret hanımda gülümseyerek onaylamıştı bu sözünü, “O halde biz hem anne hem teyzeyiz aynı zamanda!”

Nisa markete başladığının üçüncü gününde motorsikletli çocuk yeniden çıkmıştı karşısına;

“A sen burada mı çalışıyorsun? Daha yeni geldiğini söylememiş miydin?”

“Yeni geldim ve çalışıyorum! Bunları mı alacaksın?” diyerek kasaya okuttu Adem’in aldıklarını ve ona borcunu söyledi gülümseyerek Nisa.

Sonraki günlerde Adem her gün bir kaç şey almak için uğramaya başlamıştı markete. Nisa bu ziyaretlerin kendisi için olduğunu anlayacak kadar büyümüştü artık.

Enes’de arada bir geliyordu markete ama onun amacı Nisa’yı görmekten çok bir arkadaşının çalıştığı yerden alışveriş etmekti. Kendince ona destek oluyordu böylece.

“Sen burada başlayınca beni markete yollamaktan vazgeçti evdekiler!” diye takılıyordu ona sürekli. Çünkü artık market alışverişlerini Nisa  yapıyordu iş çıkışında.

Nisa ve Enes iyi arkadaş olmuşlardı gerçekten. Enes kızlarla takılmak dışında pek arkadaş edinen bir çocuk değildi ama Nisa’yı sevmişti. Değişik bir kızdı Nisa. Öyle süse püse düşkün değildi. Erkek gibiydi ama değildi de.

Evdekilere karşı onu korumuş, yalanlarını da saklmıştı ayrıca. Bu anlamda da ona güvenmeye başlamıştı. Karşılığında o da markete arkadaşlarıyla geliyor, hem ona prim yaptırıyor hem de çevresinin genişlemesine yardımcı oluyordu.

Filiz ve Nisa kendi evlerine geçtikten sonra Hasret hanım İngilizce derslerine başlamalarını istemişti artık çünkü okul açıldığında başka derslere de çalışması gerekeceğinden açıklarını kapatmaya çok vakitleri olmayacaktı. Filiz Enes’in onlara gelmesini teklif etmişti. Böylece odasındaki gibi dikkatinin dağılma olasılığı az olacaktı. Nisa zaten markette olduğundan gündüz evde kimse yoktu.

Hasret hanım da Filiz’in oğluyla başbaşa kalmak istediğini düşünüp itiraz etmemişti bu duruma. Haftanın iki günü Enes Filiz’lere gitmeye başlamıştı böylece. Filiz ders saatlerini Nisa’nın gelmesinden bir iki saaat öncesine denk getiriyor, böylece kızı geldiğinde üçü birden yemek yiyorlardı beraber.

Enes’te bu aileyi sevmişti gerçekten. Birlikte çalışmaya başladıktan sonra Filiz’e de ısınmıştı. O da tıpkı kızı  gibiydi. İkisinde de bir sıcaklık vardı gerçekten.

Hasret hanım da Nisa’yı yemeğe alıyordu bazen. Böylece iki çocuğun arkadaşlıkları da giderek gelişiyordu. Yavaş yavaş dert ve sır ortağı olmaya başlamışlar. Birlikte daha çok vakit geçirir olmuşlardı.

Rıfat bey ikisinin koyu sohbetine bakarak “Ne dersin Hasret? Olur mu ki bu çocuklar?” diye sormuştu bir kez karısından çekinerek. Hasret hanımın da aklından benzer şeyler geçtiğini o zaman farketmişti.

“Kader onları buraya kadar getirdi Rıfat, bundan sonrasının ne olacağını kim bilebilir?” demişti içini çekerek.

Bu arada bilmedikleri şey Adem’in market ziyaretlerini gün içinden Nisa’nın çıkış saatine denk getirmeye başlamasıydı. Nisa mesaisinin sonuna doğru tanıdığı motorsikletin sesini duymaya alışmaya başlamış, hatta bu sesin onu heyecanlandırdığını farketmişti son günlerde.

Adem onu iş çıkışı almaya geliyor, birlikte sahile gidiyorlar ve sohbet ediyorlardı birlikte. Adem’de Nisa gibi seviyordu sahili. Denizin sesi ile beyninin  dinlendiğini söylüyordu sürekli. Tarzına ve görünüşündeki cakaya rağmen içine kapalı ve az konuşan bir çocuktu Adem. Annesinin olmadığını ve babasıyla yaşadığını söylemişti Nisa’ya.

“Benim de babam yok!” demişti Nisa’da. Sonra buraya gelene kadar olanı biteni bir  çırpıda anlatıvermişti Adem’e. Adem onun içten doğallığını çok sevmiş, uzun zamandır özlediği bir sıcaklığı bulmuş gibi hissetmeye başlamıştı. İçinde yaşadığı fırtınaları o da böyle çabucak anlatıp kurtulmak isterdi ama ne yazık ki yapamıyordu. Bu yüzden Nisa’yı dinlemeyi tercih ediyordu hep. Onun her zaman anlatacağı bir şeyler vardı.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s