Ailen kaderindir – Bölüm 12

Filiz hayatının bu evresinde hata yapma lüksü görmüyordu kendisinde. Ne kızı ne de kendi için. Artık hayatta birbirlerinden başka kimseleri kalmamıştı. Elbette eşinin ailesi vardı ama onlar maddi destek dışında pek hayatarına dahil olmamışlardı. Nisa’nın halası başlangıçta biraz çocukla ilgilenmiş sonrasında ne aramış ne de sormuştu. Muhtemelen onlarda şirketi onların elinden almalarından korkuyorlardı. Çünkü asıl yasal mirasçı Nisa’ydı. Her ay düzenli gelen ve yıllar geçtikçe miktarı artan para Filiz için  yeterli olmuştu.Mal mülk peşine düşecek bir kadın değildi. Bu anlamda bu şehirde onları bağlayan bir şey olmadığı konusunda Hasret hanım haklıydı.

Yıllar önce o geceye götürmeye çalışıyordu aklını. Kocasını ve onun ailesini yeni kaybetmişti, yine bir tavma evresindeydi tüm zihni. Hasret hanım ve kocasının arabaya binişlerini hatırlıyordu ama onların yüzlerini, konuşulanları hatırlamıyordu. Canının yandığını, bir ara bebeğini görüğünü ve sonra bayıldığını biliyordu bir tek. Rıfat beyler DNA test raporlarını ona göstermişlerdi. Yine de buna neden doğrudan inandığını kendine sormaya başlamıştı biraz toparlanınca. Evet yıllar önce böyle bir olay yaşanmıştı. Gonca hakkında söyledikleri de doğruydu ama yine de “Ya söyledikleri doğru değilse, ya Nisa benim gerçek kızımsa?” diyordu içinden bir ses devamlı.

DNA testinin nasıl yapıldığını bilmiyordu bunu da kimseye soramazdı. Yarım yamalak internet bilgisi ile biraz bir şeyler araştırmaya çalıştı. Nisa onun gerçek kızıysa ve Gonca bu söylenileni yapmadıysa üzerinden kocaman bir yük kalkacaktı ve bu DNA testi böyle olması için bir umut olabilirdi. Arada bir içindeki ses “Kendini kandırma!” diyorsa da testi yaptırmadan herhangi bir adım atmamaya karar verdi. Tıpkı Hasret hanımlar gibi o da bunun saç teli ile yapılabileceğini öğrendi. Kızının tarağından aldığı bir kaç tel ile internetten adresini aldığı yere gitti ve talebini iletti. Sonuçların bir hafta kadar sonra çıkabileceğini söylediler.

Testi vermiş olmasına rağmen zihni onu sürekli meşgul ediyordu. Eğer Nisa onun gerçek kızı değilse ve Mersin’e giderlerse orada ne yapacaklardı. Nisa’nın ne yapacağı açıktı okula yazılacaktı. Peki ama Filiz kendi oğluna, tabi eğer doğruysa, ders vermekten başka bir şey yapmayacak mıydı?

“Burada ne yapıyorsun sanki?” diye sordu kendi kendine. Aslında hem mesleğini yapmıyor hem de sürekli melankolik bir ruh halinde olduğu için pek bir şey üretmiyordu. Bir kaç yardım derneğine üyeydi. Eskiden onlarla daha çok vakit geçirip koştururdu ama şimdilerde aidatlarını ödemekten ötesini yapmıyordu. Genellikle evdeydi. Kendini bir şekilde oyalıyordu akşama kadar. Bu hali onu iyice içine kapanık bir kadın yapmıştı. Nisa genelde Gonca ile dışarı çıkardı işleri olduğunda. Israr etmelerine rağmen Filiz onlara takılmazdı. Oysa şimdi Gonca yoktu. Kızıyla bu tür şeyleri onun yapması gerekiyordu. Kızıyla vakit geçirmeliydi. Emine hanıma kızıyordu ama o da belki  kızı ile sağlam bir bağ kuramıyordu.

“Hayır!” dedi içindeki ses, “Nisa seni çok seviyor ve sana çok yakın bir kız! Öyle olsa seni bu kadar düşünmezdi!”

Bir hafta boyunca aklının oynadığı oyunlar, gel gitlerle zor oyaladı kendini. Sonucu almaya gittiğinde çok heyecanlıydı. Eline bir zarf tutuşturup sonucun içinde yazdığını söylediler.

Elleri titreyerek aldı zarfı, hemen uzatan kadının önünde açamadı. Kalbi neredeyse yerinden fırlayacakmış gibi dışarı çıktı önce. Az sonra yaşanılanların bir kabus olduğunun düşünüp yeniden hayatına dönecekti belki. Nisa’nın onun kızı olduğu yazıyor olabilirdi bu kağıtta. En çok istediği böyle olmasıydı.

Belki de tam tersi olacak her şeyi kabul etmesi ve hayatlarını değiştirmek için adım atması gerekecekti artık. Çok zor bir adımdı bu. Bunca acının ardından bu kadar ciddi bir adımı atabileceğine dair cesareti olacak mıydı? Olmazsa kendi öz oğlu ile birlikte olma şansını kaybedecekti. ”

Kendi öz oğlum!” diye geçirdi içinden,  “Bu cümle içimde bir kıpırtı yaratsa da o kocaman coşkuya sebebiyet vermiyor nedense. Kabullenemediğim için mi yoksa iyi bir anne olmadığım için mi?”

Bunun iyi bir anne olmakla ilgisi olmadığını düşündü sonra. Onun eğer onun oğluysa Enes’e annelik yapacak hiç şansı olmamıştı ki, annelik yapıp elinden kaybetmemişti oğlunu. Onlara anne oğul olma şansı verilmemişti hiç. Bir oğul yerine bir kız verilmişti. Bunu hiç umursamadığını düşdü. Yani hamileykende bir kız ya da bir oğlan farketmez diye düşünüyordu.  Onun annesi olmaktı önemli olan. Canından bir can çıkarmaktı. Cinsiyetinin ne olduğunun hiç bir önemi yoktu. Kız oldu diye ekstra ne sevinmiş, ne üzülmüştü. Bir çocuğu olduğunu düşünmüştü sadece. Cinsiyetini de bu yüzden merak edip öğrenmemişti zaten.

“Aman ne iyi yaptın!” dedi içindeki ses bu defa, “Cinsiyetini azıcık merak edip öğrenmiş olsaydın, Gonca’ya bu oyunu oynaması için fırsat vermemiş olurdun ve şimdi bu karmaşanın göbeğinde olmazdın!”

Elindeki zarfa baktı yeniden, “O zaman da Gonca başka bir fırsat bulup zarar verirdi onlara ve belkide bu çok daha fena bir şey olabilirdi.”

Binanın da dışına çıkmış neredeyse otobüs durağına kadar yürümüştü. Zihniyle konuşmaya ara veremediği için bir türlü zarfı açamıyordu. Ya da belki zarfı açmaya korktuğu için zihninin onu meşgul etmesine izin veriyordu kasıtlı olarak.

Derin bir nefes aldı ve zarfın başını düzgünce yırttı. İçinde katlanmış bir kağıt duruyordu. Alın yazısı gibi bir kağıt. Bundan sonra ne yaşayacaklarını bu kağıt belirleyecekti.

Kağıdı açtı, okudu ve gözlerinden yaşlar akarak çantasına sokuşturdu.

Test negatifti, Nisa onun kızı değildi!

Ağlayarak bir süre yürüdü hızlı hızlı. Bu kağıt mı belirliyordu yani onun anneliğini. DNA’lar da kimdi ve onlar ne biliyorlardı anne hakkında. Elinin tırnakları ya da kirpiği gibi bir şeydiler vücudunda sadece. O mu karar verecekti Nisa’nın annesinin kim olduğuna?

“Nisa’nın annesi benim!” dedi hırsla, “Ve benim bir de oğlum var!” dedi sonra daha yumuşayarak.

Evet söz konusu olan bir tek Nisa değildi ki. Öyle olsa zaten kimseyi umursamaz, “Onun annesi benim!” der keser atardı.

Şimdi öte yanda annesi olduğunu bir de erkek çocuğu vardı. Koklayıp sevemediği, ilk adımlarını göremediği, ona hiç anne dememiş, saçlarını karıştırıp, koynunda uyutamadığı, hatta varlığından bile yeni haberi olduğu bir erkek evladı daha vardı. Annesinin onun yanında olmadağını bile bilmiyordu o evlat.

“En azından annesiz büyümedi!” dedi içindeki ses, sinirlendi Filiz bu sese teselli mi bulsaydı yani bununla şimdi.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s