İnsanın “Aşk” Hali – Bölüm 8

Nedim bey bütün hafta sonu Sinem’e söylendikten sonra onunla geleceklerini ve döndüklerinde Sinem’in Efe’nin gönlünü almasını istediğini söyledi. Sinem babasının bu ısrarına bir anlam veremiyordu. Efe ile mutlu olamayacağını biliyordu. Ayrıca onun Sinem’in hayatına bu şekilde müdahalede bulunmuş olmasına da çok kızgındı ve onunla bir araya bile gelmek istemiyordu artık. Tamam belki Taner ile görüşmeyebilirdi ki istediği asla bu değildi. Yine de bu Efe’ye döneceği anlamına asla gelmiyordu.

Gülizar hanım da Nedim beyi sakinleştirmeye çalışmış ancak başarılı olamamıştı. Sinem’in işe dönmesi gerektiğinden onlarda kızlarıyla birlikte Sinem’in dairesine gelmişlerdi kalmak için.

Bu arada Efe defalarca aramıştı Sinem’i, mesajlar atmıştı ama Sinem hiç birine yanıt vermemişti. Yaptıklarından sonra utanmadan hâlâ arayacak yüzü bulabildiğine inanamıyordu. Onu küçük bir çocuk gibi babasına şikayet etmiş, kararlarına saygı duymamıştı. Zaten hiç bir zaman saygı duymamıştı ona. Taner’i tanıdıktan sonra bazı şeylerin farkına varmıştı Sinem. Değerli hissetmenin, özlemenin, sürekli birini düşünüp durmanın nasıl bir şey olduğunu öğrenmişti. Başından beri Derya’nın tarif ettiği, onun programlarında okuduğu şiirlerde, güzel sözlerde olduğu gibiydi her şey. Aşkı sonunda hissedebiliyordu içinde. Aşkı için dik durmayı, cesaret göstermeyi de öğrenmişti. Zarar verecekse ondan uzak durmayı göze alabilirdi. Oysa Efe ona göz göre göre zarar vermek istemişti. Sırf kendi bencil isteklerine yenik düştüğü için. Onun hissettiklerine asla aşk denemezdi. Bunu onunda farketmesi gerekiyordu ama kendisi de ancak başka birine aşık olduktan sonra farkettiği için bir şey diyemiyordu.

Hiç istemediği halde onun kontrol etmek isteyen ailesi ile birlikte evine geri döndü. Neyseki gündüz işi ve akşam da radyo programı vardı. Eve geldiğinde ki artık kendisi geliyordu saat geç olduğu için, onlarla fazla vakit geçirmeden uyuyordu. İşin güzel yanı ise annesi ona her gün sıcak yemek ve harika kahvaltılar hazırlıyordu. Tıpkı eskiden olduğu gibi.

“Allahaşkına siz bu Efe ile ne zaman görüşüyordunuz?” dedi Gülizar hanım kızına merakla bir sabah. Onun ne kadar yoğun çalıştığını ve neredeyse hiç  vakti olmadığını görmüştü.

“Hiç bir zaman, sadece beni radyodan eve bırakırken!” diye omuz silkeledi Sinem. Nedim bey gözlüklerinin üzerinden baktı kızına ama bir şey söylemedi.

Bu arada Efe gibi Taner’de aramaya devam ediyordu. Ona olanları kısaca özetledi ve onunla da bir daha görüşmesinin doğru olmayacağına karar verdiğini söyledi. Oysa onu görmek için deli oluyordu. Taner’den “Özür dilerim her şey için” diye bir mesaj geldi son olarak.

Gülizar hanım Nedim beye kızının haklı olduğunu işlemeye devam ettiği için geldiklerinden beri Efe ile buluşması için baskı yapmıyordu. Ancak Efe ile bir kez daha telefonda görüştüklerini söylemişti annesi. Efe ona biraz zaman tanımak istediğini söylemişti Nedim amcasına, sonra kendisi gidip konuşacaktı zaten. Onlardan ricası o zamana kadar kızlarını etrafındaki o köpek balıklarından korumasıydı.

Sinem bilmiyordu ama Taner’de Efe ile konuşmayı denemiş, onu da tehditler savurarak kovalamştı Efe. Sinem ile görüşmeye devam ederse, kızın göreceği zararın da sorumlusu o olacaktı.  Son konuşmalarında Taner bundan Sinem’e bahsederek kendine dikkat etmesini söylemişti. Elbette onu riske atacak bir şey yapmayacaktı.

Nedim beyin tansiyon hapları bitince çevredeki en yakın eczanenin bir sokak ileride olduğunu öğrendi komşulardan Sinem henüz işteydi. Gülizar hanımda evde yemek yapıyordu. Eczanenin kapısından girene kadar kızının görüştüğü diğer kişinin bir eczacı olduğunu hatırlayamadı. Duvardaki diplomada yazan ismin Taner olduğunu okuyunca ve kızının anlattıkları aklına gelince karşısında duran genç adamın o olduğunu anladı.

Taner elbette onun kim olduğunu bilmiyordu ve nasıl yardımcı olabileceğini sordu hemen. Nedim bey ilacının adını söyledi. Dükkan mis gibi kahve kokuyordu. Nedim bey de kahveyi gerçekten severdi. Ayrıca delikanlıyı da biraz sorguya çekmek gerekiyorsa kızından uzak durmasını istemeyi düşünmüştü.

“Kahve güzel kokuyor!” dedi raflarda ilaca bakan Taner’e.

“Ah evet az önce yapmıştım, içer miydiniz?”

“Yapan olursa içerim elbette!” diyerek kızının daha önce oturduğu koltuğa oturdu dönüp.

Taner ilacı tezgaha koyduktan sonra, “Hemen yapayım!” diyerek arkaya geçti ve biraz sonra elinde kahve dolu fincanla geri gelip Nedim beye uzattı.

“Buralarda mı oturuyorsunuz?” dedi kahvesinden bir yudum alırken Taner’e.

“Hayır efendim” dedi Taner.

“Evli misiniz peki?”

“Evliydim” dedi Taner yine gülümseyerek. Yaşıların evde tek başlarına sıkıldıkları için gelip eczanede onunla sohbet etmelerine alışıktı.

“Ayrıldınız mı?”

“Evet”

“Neden peki?”

“Eşim başkasını  tercih etti.”

Nedim bey kaşlarını kaldırıp baktı Taner’in yüzüne, “Çocuk?”

“Bir kızım var efendim, annemler bakıyor ona ben çalışırken”

“Allah bağışlasın, demek bir kızın var. O zaman bilirsin kız evlat ne kadar değerlidir.”

“Bilmez miyim efendim, üzerinden uçan sineği kırıyorum daha şimdiden”

“Tabi tabi herkesin kızı değerli işte öyle!” dedi Nedim bey kendince imalı bir sesle ve boşalan fincanı bırakıp tezgahtaki ilacı aldı.

“Borcum ne kadar?”

Sonra ücreti ödeyip çıktı eczaneden. Kendince Taner’e biraz göz dağı vermişti. Evet onun Sinem’in babası olduğunu bilmiyordu ama yine de sadece onun kızının değerli olmadığı mesajını alabimişti herhalde.

Sinem olanlardan habersiz hayatına devam etmeye çalışıyordu ama Taner’i aklından bir türlü çıkaramıyordu. Bazen eve dönerken eczanenin uzağından geçip onu görmeye çalışıyor, sonra da kendine kızıp adımlarını hızlandırıyordu. Annesi ve babası geleli on gün olmuştu aşağı yukarı, radyodaki kızlardan birinin doğum günü olduğu için hafta sonu onlarla dışarı çıkmayı planlıyordu. Neyseki Nedim beyin böyle şeylere itiraz etme huyu yoktu.

Giyinip hazırlandı ve onlarla vedalaşıp dışarı çıktığında Taner’in biraz ileride beklediğini gördü. Önce o yana yürümek konusunda tereddüt etti. Sonra kararlı adımlarla ona doğru yürüdü.

“Burada ne işin var?” dedi  hesap soran bir sesle.

“Seni bir kez görmek istedim. İnan o kadar özlüyorum ki!”

“Ama bana bir söz vermiştin hatırladın mı? Biz seninle olamayız.”

“Biliyorum. Bir şey olsun diye değil, sadece seni bir kez göreyim diye geldim.”

“Dışarı çıkacağımı nereden biliyordun peki?”

“Bilmiyordum! Bir kaç gündür gelip bu saatlerde bekliyordum sadece.”

Sinem elinde olmadan sevgiyle gülümsedi.

“Bizi birlikte görmemeleri gerek biliyorsun, Efe yine peşime birilerini takmış olabilir”

“Evet haklısın” dedi Taner hüzünlü bir ifadeyle ve arkasını dönüp gitti.

Sinem kutlamanın yapılacağı yere gider gitmez dayanamayıp Derya’ya anlattı olanları.

“Yaa!” dedi iç çekerek Derya, “Yazık be bu çocuğa da! Bak üzüldüm şimdi”

“Ne oldu hani sen Efe’den yanaydın?” dedi Sinem gülerek.

“Yani senin hayatın açısından evet ama baksana bu çocukta çok seviyor yani parayla alınmaz ki bu da?”

“Ha şunu bileydin!”

“Tamam da ne yapacaksın şimdi?”

“Hiç bir şey yapmayacağım!” dedi Sinem gazozunu içerken.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s