İnsanın “Aşk” Hali – Bölüm 5

“Haklısın, iş, ailem ve sosyal çevre yüzünden seni çok ihmal ettim ben. Yani şu araba yolculukları dışında fazla bir zaman geçirmedik dört yıldır. Buna biraz da sen izin verdin ama kabul et. Fazlasını beklediğini hiç hissettirmedin bana, hep kendine ait ayrı bir dünyan oldu seninde. Gece gündüz kendini işine vermiş olduğun halde benim daha fazla çalıştığımı da düşünmedin herhalde değil mi? Sen radyodakyken ben de kendi arkadaşlarımla görüştüm evet. ”

“Ama?!” diye araya girecekti ki Sinem, Efe izin vermedi konuşmasına, “Neyse boş ver hayatım bunları tartışmanın lüzumu yok ikimiz de hatalar yaptık bu ilişkide. Ancak sana söz veriyorum bundan sonra ben  sana daha fazla vakit ayıracağım hakettiğin gibi, sendem de ricam radyoyu bırakman. Yoksa gerçekten vakit bulamamaya devam edeceğiz birbirimiz için”

Sinem onun yüzüne baktı dikkatle. Haklı olduğu yerler vardı. Başından beri olmasa da son üç yıldır ona ilgisini yitirmiş olduğunu söylemesi gerekiyordu artık Efe’ye belkide. Derya bunu sürekli söylüyordu ama nedense Sinem daha yeni farketmişti. Gerçekten de iki iş arasında çok yoğundu, evde de tercüme yapması gerekiyordu. Bu arada da günün içinde arabasıyla onu eve bırakan bir sevgili fazla gelmediği için ilişki yürüyor sanıyordu belkide. .Oysa bir ilişki bile yoktu aslında ortada ve bunun üzerine bir yuva kurmak istiyordu Efe. Bunda da samimiydi gerçekten.

Rayodaki işini çok seviyordu. Doğru dürütst bir şey kazanmıyordu oradan. Hayatını tercümanlıkla kazanıyordu. Biri para için biri kendisi için lazımdı. Birini bırakması gerekse bu asla radyo olmazdı zaten. Yayın saatlerinin değişmesini de isteyebilirdi ama o kadar oturmuş ve dinleyicisi yüksek bir programın gündüz kuşağına alınması hiç iyi olmazdı birincisi. İkincisi öyle olursa zaten gündüz işini de bırakması gerekirdi.

Efe’nin sevdiği bu işi bırakmak istemeyinişi anlaması gerekiyordu diye düşünüyordu bir yandan. Bir yandan Efe de onu sevdiği için bırakmak istemiyordu. Seviyor muydu, yoksa o da Sinem gibi sevdiğini mi sanıyordu o da belli değildi gerçi.

Daha bir kez bile onu radyo çıkışından almayı ihmal etmemişti. Ne kadar işi olursa olsun geliyordu mutlaka. O da olmasa zaten ayda birden fazla da görüşmezlerdi herhalde. Öte yandan aralarında hiç bir romantizm yoktu. Kırk yıllık evliler gibiydiler. Derya haklıydı. Daha evlenmeden tükenmiş bir ilişkiydi bu. Üstelik hiç bir yaşamadan ya da yaşanması gerekenlere zaman bulamadıkları için bu hale gelmişti. İkisi de suçluydu belki ona da bir şey demiyordu. Ancak geldikleri noktada suçluyu aramak durumu düzeltmeyecekti ki. Bu tür ilişkiler yeniden başlanıp, duyguların başa sarılabildiği şeyler değildi. Duygular olmayınca aynı evin içinde belki de birbirlerine tahammül bile edemeyeceklerdi ayrıca.

“Tüm bu düşünüklerinin Taner ile ilgisi yok değil mi?” dedi içindeki ses. Karşısında durmuş ona bakan Efe yerine içindeki sesle cevap verdi.

“Ne alakası var?”

Efe onca ılımlı sözün arkasında Sinem’in aniden ve duygusuzca söylediği bu soruyu anlayamadı.

“Nasıl ne alakası var?” dedi onunda sesindeki duygu değişmişti.

“Ah çok özür dilerim! Yani ben öyle demek istemedim. Hatalar bakımından demek istedim.” diye biraz geveledi önce ağzının içinde sonra, “Sanırım çok yorgunum bunu daha sonra konuşsak olmaz mı?”

“Tamam” dedi Efe bozuk bir sesle, ardından hiç konuşmadan “İyi geceler” diyerek ayrıldılar birbirlerine.

Sinem’in yine evde çalışması gerekiyordu, yine hiç hali yoktu ve kafası çok karışıktı. Tercüme edeceği dosyayı önüne alıp masanın maşına geçti. Zihni dur durak bilmeden tartışıyordu onunla. Efe ile konuşup bu ilişkiyi bitirmesi gerekiyordu ama o bu kadar barışçıl yaklaşıp her şeyi düzeltmeyi vaad ederken bunun nasıl yapacaktı. Üstelik gerçekten de onun da hataları vardı bu yüzden Efe’yi de suçlayamıyordu. O düzelmeyi ve her şeyi düzeltmeyi vaad ederken Sinem’in gönlü bir başka kıyıya yelken açmaya kalmıştı üstelik.

Çalışamayacağını anlayınca kalktı masadan, halsizliği de giderek artıyordu İki iş temposu, evde çalışma, sosyal hayat bir araya gelince enerjisi tükeniyordu büyük ihtimalle. Son zamanlarda pek düzenli de beslendiği söylenemezdi. Evde bir sebze pişirmeyeli çok olmuştu. Meyve de yediği yoktu.

“Vitamin takviyesine ihtiyacım var!” dedi kendi kendine, yine gülümsedi. Onu alabileceği yer eczaneydi.

Hemen ertesi gün tercüme bürosunun çok uzağında sayılmayan bir eczane olmasına rağmen, yolu uzatıp radyoya gitmeden Taner’in eczanesine uğradı. Hissettiği halsizlikten bahsedip ondan vitamin önerisi istedi. Bu arada yine kahve içip sohbet ettiler. Ayrılırken Taner vitaminler işe yaramazsa yine uğramasını söyledi. Hatta yarasa da kahve için mutlaka gelmeliydi.

Yüzünde kocaman bir gülümseme ile gitti radyoya. Derya onun program sunuşundaki coşkunun artışını hissedebiliyordu. Aşktan bahsederken artık duygular sesine yansıyordu. Hatta neredeyse Taner’de bahsedecek gibi oluyordu ara sıra. Aslında kendince lafı oraya getiriyor ve o sırada Taner’inde programı dinlediğini düşünerek heyecanlanıyordu. Acaba onu kasttetiğini anlıyor muydu o da?

Efe bir kaç hafta kendi işlerine daldığı için radyo programına son vermesi ile ilgili konuya girmedi fazla. Her akşam gelmeye devam etse de çoğunlukla telefonda iş konuşuyor, inerken de Sinem’e el sallıyordu. Bu arada sözünü de tutamıyor olduğu için neredeyse memnundu Sinem. Çünkü eğer gerçekten Efe söylediklerinin arkasında durabilse ondan da fazlasını isteyeme hakkına sahip olabilecekti. Ancak şimdi kozlar yeniden Sinem’in eline geçiyordu.

“Böyle hesaplaşmalı saçma bir ilişki mi olur ya!” diyordu sonra kendi kendine, “Şu düşündüğüm şeylere bak!. Aslına hiç bir şeye gönüllü değilim ben onunla. Neden yıllardır Derya’ye kulak vermedim acaba?”

Bu arada çok sık olmasa da yolunu değiştirip eczaneye uğramaya da devam ediyordu ara sıra. Ziyaretlerin süresi giderek uzuyordu hatta. İkisi de bu sohbetlerden çok memnun kalıyorlardı. Efe’nin yanında ağzını bıçak açmayan Sinem, hayat hikayesi dahil pek çok şeyi çoktan anlatmıştı Taner’e.

Tercüme işinden çıkıp Taner ile sohbet edip, radyoya, radyonun ardından Efe ile buz gibi bir yolculukla eve döndükçe dört yıldır yaşadıkları şeyin kendilerini kandırmak olduğunu daha da iyi anlıyordu. Derya’ya fazla bahsetmiyordu vardığı sonuçlardan ama Derya onu öyle uzun zamandır tanıyordu ki anlatmasa da duygularındaki değişimi farkedip yüzüne vurmaya devam ediyordu yine.

Yine de Taner’in verdiği vitaminler ya da belki mutluluk sayesinde kendini eskisinden daha enerjik ve mutlu hissediyordu. Bu his yayına yansıdıkça dinleyicileri de daha fazla etkileniyorlar ve daha çok takdir geliyordu radyoya. Bunlar Sinem’i daha da mutlu ediyordu. Hayatında hiç böyle zincirleme mutluluklar yaşamamıştı daha önce. Tercüme işi aynı sıkıcılık ve yoğunlukla devam etse de umursamıyor, çabucak yapıp bitiriyordu bir şekilde hepsini. Önceden elinde günlerce sürünen işler, hızlıca bitiyordu artık.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s