İnsanın “Aşk” Hali – Bölüm 2

Yol boyu artan karın ağrısı ile sürekli karın bölgesini ovalamaya başlamıştı Sinem aslında ama Efe bunu bile farketmemişti. Kapının önüne gelince, telefonun mikrofon kısmını eliyle kapatıp;

“Hayatım yarın görüşürüz tamam değil mi?” diyerek cevabı beklemeden uzaklaşmıştı kapının önünden. Sinem öylece bakmıştı arkasından. Onu sevdiği ve korumak istediği için her akşam gelip alıyor ve evine kadar bırakıyordu. Bunu yadsımıyordu elbette minettardı ama şimdi kendini kötü hissederken farketmemiş olması, eczane için bille duramaması bir sızı yerleştirmişti içine.

“Aman Sinem sanki bilmiyorsun adamı!” diyerek eve girmeden eczaneye doğru yürümeye başladı karanlıkta. Şimdi o ilacı almadan eve girerse sabaha kadar canı yanacaktı yoksa.  Efe’ye de kafayı takmak istemiyordu şimdi. Ağır adımlarla eczaneye kadar yürüdü ve içeri girdi. Genç bir adam cam bardağından çayını yumudumluyordu telefonuna bakarken. İçeride hoş güzel bir müzik çalıyordu ağır ilaç kokusuna inatmış gibi.

“İyigeceler, bu gece açık olmanıza gerçekten sevindim!” dedi vitrin camının hemen önündeki tekli koltuğa kendini bırakarak Sinem.

Genç adam onun kendini koltuğa bırakışını görünce hemen kalkıp yanına geldi.

“İyi misiniz? Neyiniz var?” dedi merakla.

“Bir ilaç istiyorum sadece” diyerek ilacın adını söyledi Sinem.

Taner ilacın zaten güçlü bir ağrı kesini olduğunu bildiğindenalmaya giderken, “Ağrınız mı var? Sizi bir hastaneye götürmemi ister misiniz?” diye sordu.

“Hayır teşekkür ederim, rutin bir durum ama ilacım tükenmiş, şimdi içersem bir şeyim kalmaz!” dedi Sinem gülümseyemeye çalışarak, “Bir bardak su rica edebilirim belki ilaç için” dedi peşine de.

Biraz sonra Taner elinde ilaç ve bir bardak suyla gelip uzattı Sinem’e doğru. Sinem hemen kutuyu açarak bir tanesini içti hapların.

“Çok teşekkür ederim on dakika sonra geçecektir eminim!”

“Size bir çay ikram edeyim bu sırada o zaman, ağrınız hafifleyene kadar misafir olun!”

“Çok sevinirim. Ben de ödememi yapayım!” diyerek çantasına elini attı Sinem bu arada. Taner çayı da doldurup getirdiğinde çantasını yanındaki koltuğun üzerine dökmüş aramaya devam ediyordu.

“Bir sorun mu var?” dedi Taner bu kez merakla.

“Ah o kadar mahcup oldum ki şu an, cüzdanımı sanırım iş yerine bırakmışım ve anahtarımı da!” dedi Sinem çaresiz bir ses tonuyla, “Şimdi işe geri dönmem gerekecek ve taksiye verecek param bile yok yanımda!”

“Para sorun değil, sonra da bırakırsınız” dedi Taner nezaketle, “İş yeriniz uzak mı?”

“Evet ne yazık ki!”

“Bakın ne diyeceğim, hemen alt sokakta dükkanı olan çilingir bir arkadaşım var saat henüz on iki bile olmadı. Dilerseniz onu arayayım, evinizi açsın bu saate iş yerinize gitmeyin siz de bu halde!”

“Ama nasıl olur ödeme bile yapamayacağım ki ona, size de borçluyum ayrıca!”

“İnanın sorun değil, Vedat çocukluk arkadaşımdır hemen halleder, arayayım da gelsin” diyerek hemen aradı Taner. Sinem bahsedilen çilingiri hatırlamıştı, kendi sokağındaydı zaten yeri. On dakika sonra eczanenin kapısından girdi Vedat ve içeride Sinem’i görünce “Buyurun ben yardımcı olayım size” dedi nazikçe.

“Vedat’a arabayla gelmesini söyledim rahatsız olduğunuz için. O kapınızı açacaktır, ödemeyi dert etmeyin onu sonra da hallederiz!” diyerek gelip ikisine de kapıyı açtı Taner ve hemen geldiği için arkadaşına teşekkür etti.

“İnanın kendimi o kadar kötü hissediyorum ki, sanki dolandırıcı gibi gecenin bir yarısı dükkanınıza gelip bir sürü eziyet ve masrafa soktum sizleri”

“Hiç olur mu? Bizim işimiz yardımcı olmak zaten” dedi Taner ve Sinem Vedat bey ile birlikte çıktı dükkandan. Tam Vedat beyin arabasına binerken aklına geldi durdu “Sizin bir kartınız ya da telefonunuzu alırsam, ödeme için yani!” dedi kapıda bekleyen Taner’e dönüp.

Taner hemen içeriden bir kart getirip uzattı Sinem’e “Kartın üzerindeki isim ve telefon bana ait!” dedi sonra gülümseyerek.

Vedat beyin kapıyı açması üç dakika bile sürmedi. Sinem ona da çok teşekkür etti. Adamcağız gecenin bir vakti evinden çıkıp gelmişti.

“Bizim işimizde mesai saati olmaz merak etmeyin!” dedi  Vedat bey nazikçe ve iyi geceler dileyip ayrıldı.

İlaç etkisini göstermeye başladığı için Sinem kendini daha  iyi hissediyordu şimdi. Bir duşa girip pijamalarını giydi ve çeviriyi tamamlamak için işinin başına geçti.

Hiç tanımadığı iki adama borçlanmış biriyle gece yarısı evine gelmişti, “İyi ki başıma bir iş gelmedi!” dedi gülümseyerek kendi kendine. Gazetelerde neler yazıyorlardı her gün. Sonra Efe’yi düşündü o gittikten sonra sokaklarda dolaştığını anlatsa kesin kıyameti koparırdı. Oysa ona söylemeye çalışmıştı halini ama o dinlemeden çekip gitmişti.

Bir iki saat çeviri işi ile oyalandıktan sonra telefonu eline alıp yatağa geçti ve hemen uyuya kaldı ardından.

Ertesi sabah saatin sesiyle fırladı.

“Eczaneye ve çilingire borcumu unutmamalıyım!” diyerek kendi kendine söylenerek evden çıktı. Bu defa içerideki yedek anahtarı da aldı yanına. Radyoya ancak akşam gidebilecekti. İş çıkışı eve uğrar üzerini değiştirir gidip borçlarını öder sonra da radyoya geçerim diye planlamıştı.

Yine yetişmesi gereken bir tercüme geldiğinden ne yazık ki planladığı saatte çıkamadı ve duruma göre eve uğrayacak vakti de kalmamıştı. Hiç oyalanmadan hemen radyoya geçti ve orada bir şeyler atıştırırm diye düşündü, yemek yemeye bile vakit yoktu görünüşe göre. Yayın başlamadan cüzdanını ve anahtarlarını çiçeği fırlattığı koltuğun yanında buldu. Neyse ki burada kimse kimsenin eşyasına elini sürmüyordu. Çiçeği de alıp çöe attı, zaten dökülmeye başlamıştı susuzluktan.

Bu gün yayını Derya ile birlikte yapacaklardı. O gelmeden eczacıya bir mesaj yazmaya karar verdi. Bütün gün ortada gözükmemişti ve adamcağız muhtemelen onu atlattığını düşünecekti.

“Merhaba ben Sinem dün gece bana yardımcı olmuştunuz. Bu gün uğrayacaktım ama ne yazık ki işler düşündüğüm gibi gitmedi. Siz bana hesap numarası yollarsanız ben hesabınıza geçiririm parayı. Vedat beye de özürümü iletir misiniz lütfen.”

Yayın başlamadan Derya’ya hızlı hızlı olanları anlattı hemen ve yayından sonra Taner’den mesaj var mı diye telefonunu kontrol etti. Bir cevap gelmemişti.

“Bu akşam yemeğe gidecek misiniz?” dedi Derya.

“Evet gelecek Efe beni almaya” dedi Sinem ama aslında tamamen aklından çıkmıştı ve Derya demese hatırlamayacaktı da. Gerçi zaten her durumda Efe onu almaya geleceği için Derya söylemese bile Efe söyleyince hatırlamış gibi yapacaktı yine. İşin kötüsü akşam dışarı çıkacaklarmış gibi de giyinmemişti. Derya’nın bakışlarındaki eleştiriyi gördü hemen.Şimdi unuttum dese daha çok laf duyacağı için görmeze geldi. Altı üstü bir yemek yiyip eve döneceklerdi. Kutlama dedikleri bu kadardı.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s