İnsanın “Aşk” Hali – Bölüm 1

“Bir İnsanın “Aşk” Hali programının daha sonuna geldik sevgili dinleyiciler. Hafta içi her gün Radyo Kırmızı Kedi’de birlikte olmaya devam edeceğiz. Yüreğinin gücüyle dünyayı güzelleştireceğine  inanan herkesle yarın yine aynı saatte görüşmek üzere hoşçakalın!” diyerek günlük yayınına son verdi Sinem. Bu akşam Derya olmadığı için bütün yayını tek başına götürmüştü. Eşyalarını toplarken dünden koltuğun üzerinde kalan çiçek buketine baktı. Buketi Efe göndermişti. Dört  yıllarını tamamlamışlardı ilişkilerinde dün itibariyle. Her özel günde olduğu gibi radyoya yollamıştı çiçeği ve akşam gelip almıştı radyodan ve eve bırakmıştı onu. Yemeğe bu akşam çıkacaklardı çünkü dün halletmesi gerekli işleri olduğunu söylemişti.

Sinem’in de regl ağrılarının en yoğun olduğu gün olduğu için işine gelmişti böylesi hiç itiraz etmemişti. Dünkü yayın tamamlandıktan sonra “Sizin ne tür bir aşk yaşadığınızı anlamak mümkün değil!” demişti arkadaşı Derya. “Çiçek geldi onu adamdan yüklü bir bahşiş karşılığı aldın, açıp kuru bir teşekkür ettin ve koltuğa fırlatıp attın!”

“Çiçekle bir aşk mı yaşamam gerekiyor?” demişti Sinem de şaşkın şaşkın arkadaşına bakıp.

“Hayır saçmalama! İnsan sevdiği birindne gelen bir çiçeği gözleri ile okşar işi olsa bile. Ses tonu değişir konuşurken, onun nerede olduğunu, ne yaptığını merak eder, özler, görmek ister. Sizin ikinizde de böyle bir çaba hiç görmedim. Görevli gibisiniz aşıktan çok. Şu aşk programları yapan kızın sen olduğunu bilse dinleyicilerin ne yaparlardı acaba?”

Gülmüştü Sinem arkadaşının sözlerine. Haklı olduğunu da biliyordu ama bir şekilde olmuştu Efe ile ilişkileri. Baştan o da böyle bir ölü noktaya varacaklarını hayal etmemişti. Efe aslında başından beri pek romantik biri değildi ama ilgiliydi. O zamana kadar bir erkekten ki Efe gibi yakışıklı, iyi bir aileden gelen bir erkekten böyle bir ilgi görmemiş olan Sinem etkilenmişti ondan. İtiraf ediyordu zaten bunu. Efe kötü biri asla değildi zaten. Biraz şımarıktı belki, biraz kendine odaklıydı tarif etmesi zor biriydi. Etrafındaki her şeyin merkezi gibi davranıyordu çoğu zaman.

Toplumda ilgi gören, popüler biriydi. Ailesinin tek evladıydı, babası şimdiden işini ona devretmeye hazırlanıyordu. Spor yapıyor bir çok etkinliğe katılıyordu. Sosyal çevresi oldukça genişti. Bir arkadaş toplantısında tanışmışlardı. Nedense ilgisini çekmişti Sinem onun. Belki de etrafındaki çoğu kıza benzemediği için seçmişti onu. Dört yıldır da hiç bırakmamıştı peşini. Evlenmek istiyordu. Sinem başta etkilenmişti evet ama sonrasında heyecanı devam etmemişti nedense. Efe her zaman o kadar yoğundu ki zaten, öyle diğer sevgililer gibi sürekli beraber olamıyorlardı.

Tümm yoğunluğuna rağmen de başından beri karşı olduğu radyonun çıkışına gelip alıyordu Sinem’i ve eve bırakıyordu.

Sinem gündüz tercümanlık bürosunda çalışıyordu, bir oda,bir salon bir evde kalıyordu tek başına. Ailesi Mersin’de yaşıyordu. Radyo programcılığı ile üniversite yıllarında tanışmştı. O zamanlar üniversitenin lokal radyosunda programcılık yapıyordu. Okul bittikten sonra Mersin’e dönmemiş, gündüzleri tercümanlık işini bulmuş, geceleri de radyoya giderek kendini gayet güzel idare ediyordu. İki işini de severek yapıyordu. Ailesinin durumu kötü değildi ancak o kendi ayakları üzerinde durmak ve onlara yük olmamak kararındaydı. Babası Nedim bey de başta itiraz etmiş olsa da, annesi Gülizar hanımın desteği ile sonunda ikna olmuştu Sinem’in üniversiteden sonra tek başına bu şehirde kalmasına. Çok sık olmasa da arada sırada geliyorlardı kızlarının yanına.

Efe ile de tanıştırmıştı Sinem onları. Nedim bey Efe’nin ailesinin köklü bir aile olduğunu duyunca çok memnun olmuştu kızının böyle bir eş adayı seçmesinden. Onlarda Mersin’de köklü bir aileden geliyorlardı ve nedense Nedim bey için bu çok önemli bir şeydi. Gülizar hanım da kocasının bu tür düşüncelerini onaylamasa da sessiz bir kadın olduğu için bir şey demiyordu. O kocası gibi bilinen bir aileye mensup değildi babası çiftçiydi, kendilerine ait bir çiftlikleri vardı. Daha çok ağalık söz konusuydu onlarda, Nedim beyin ailesi şehirli ve zengindi. Bu nedenle karısının ailesine eşitlermiş gibi bakmazdı. Sinem başlarda tam tanımlayamasa da Efe’de de babası gibi huylar olduğunu sonradan keşfetmişti.

İş arkadaşı Derya “Zaten kızlar bir şekilde babalarına benzeyen adamlara aşık olurlarmış!” diyerek gülmüştü yorumunu duyunca. Ona göre de Efe kaçıralacak kısmet değildi. Üstelilk çocuk Sinem’in peşine düşmüş ve bırakmıyordu. Sinem onu elde etmek veya elinde tutmak için herhangi bir şey yapmamıştı. Gerçi Derya bunu söylemesine karşılık, dün gece de ilişkilerini eleştirmişti. Daha çok Sinem’i suçluyordu sanki donuk olmakla. Radyoda aşkı ballandıra ballandıra anlatıp, her gece insanları radyo başına çeken o kız kendi sevgilisinin yanında tam bir donuktu.

“Tamam Efe’de pek farklı sayılmaz da yani ne bileyim insanın umudunu kırıyorsunuz yemin ederim. Annemle babam gibisiniz!” demişti sonunda dün akşam ayrılırken. Efe her zaman olduğu gibi Sinem’i almaya geldiğinden fazla uzun konuşamamışlardı.

“Benim annem babam da böyleler sahiden!” demişti Sinem aşağı inerken kendi kendine.

Daha arabaya biner binmez “Yıl dönümümüz tekrar kutlu olsun hayatım. Bu gece yemeğe çıkamayacağımız için üzgünüm biliyorsun şu babamın ayarladığı toplantıya katılmam gerek. Yarın mutlaka gideceğiz ama” diyerek söze başladı Efe.

“Babamları seninle evlenebilmek için ikna etmeye çalışıyorum biliyorsun ama şu geceleri radyoda çalışmaya artık bir son vermelisin.”

“Bunu defalarca konuştuk Efe, sevdiğim işi yaptığımı biliyorsun!”

“Evet ama ben sevmiyorum bu işi, herkes gibi gündüz çalıştığın tercüme işiyle yetinsen olmuyor mu?”

Sinem’in regl ağrıları giderek çoğaldığı için uzatmak istemiyordu bu tartışmayı ki zaten Efe’nin telefonu çalıp imdadına yetişti. Bütün kız arkadaşları Sinem’in regl ağrılarının ününü bilirlerdi. İlk gün ilaç almazsa o kadar çok ağrısı olurdu ki neredeyse çarşafları tırmalaması gerekirdi. Bunun için gittiği doktor bir sorun olmadığını bünyesinin yaptığını, çocuk sahibi olduktan sonra muhtemele daha düzenli ve rahat bir adet dönemi geçireceğini söylemişt,. Ayın bu korkunç ağrılı gününü atlatabilmesi için de bir ilaç yazmıştı. Geçen ay ilacın bittiğini bildiği halde bir türlü alıp yerine koyamamıştı Sinem. Şimdi gecenin bir yarısıda ağrı geleceğini belli etmeye başlamıştı. Ertesi güne yetiştirmesi gereken kısa da olsa bir tercümesi de vardı. Bu yüzden bir eczane bulup ilaç alması gerekiyordu. Efe’ye binince söyleyecekti ama o fırsat vermeyince söyleyememişti. Şimdi de telefon konuşması bitmek bilmiyordu. Ece yaklaştıkları sırada üst sokağın köşesindeki eczanenin açık olduğunu gördü. Efe’ye söylemeye çalıştı ama o dönüp Sinem’in ne söylediğiyle ilgilenmediği gibi eliyle “Sus!” işareti de yapınca, o da susup oturdu. En azından yakınında bir eczanenin açık olduğunu görmüştü. Şanslı bir gün sayılırdı demek.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s