Emanet bir yaşam – Bölüm 4

Doğan beyin sahiden de niye illaki adanın o tarafını geri istediğine bir anlam veremedi. “Belki de yaşam alanına daha yakın olduğu için orayı tercih ediyordur” dedi içinden. Oysa o da söylendiğine göre yaşlı bir adamdı ve eğer bakımevini de gönderirse doktor ihtiyacı olduğunda karşıya yetişmesi gerekecekti. Çünkü onlar adadan ayrıldığında bu tepedeki evdekilerden başka insan da kalmayacaktı burada. Hepten ıssız bir yer olacaktı. Adanın tepesine tırmanmaları toprak yol yüzünden neredeyse yarım saat sürmüştü. Üstelik hava kuru ve iyiydi şimdi. Kötü havalarda aşağı inecek haftada bir gün gelen teknelerden biriyle ancak karşıya geçebilecek ve bir doktora görünebilecekti ihtiyacı olduğunda. Görüşmede bunu da söylemeye karar vererek döndü ki onu merakla izleyen adamla göz göze geldiler.

“Çok özür dilerim. Ben ilk kez bu açıdan bakıyorum adaya da!” diyerek hemen onun yanına gitti. Adam dönüp eve doğru yürümeye başladı bir şey söylemeden. Hayal’de onun arkasından yürüdü.

Kapıyı açan hizmetçi “Hoş  geldiniz Doğan bey!” dediğinde anladı onun zaten aradığı adam olduğunu.

Doğan bey eliyle onu takip etmesini işaret ederek içeri doğru yürüdü ve hizmetçisine onlara çay ve kurabiye getirmesini söyledi.

“Ama neden söylemediniz? O zaman buraya kadar gelmemize de gerek kalmazdı” dedi Hayal adamın gösterdiği gösterişli salona girdiklerinde.

“Neden yoruldunuz mu?” dedi adam sert bir ifadeyle.

Hayal daha başından yanlış bir şey söylemiş olmaktan korktuğu için toparlamaya çalıştı telaşla “Hayır asla öyle demek istemedim elbette, sadece sizin Doğan bey olabileceğiniz hiç aklıma gelmemişti hepsi bu! Bir terbiyesizlik ettiysem lütfen affedin!”

“Seninle konuşmak istediğim pek çok konu olduğu için buraya gelmeni istedim. Bunlar ayak üzeri konuşulacak şeyler değildi. Burada olduğun süre boyunca maskeni sadece ben söyleyince çıkaracaksın, çayını lütfen onı sıyırarak içmeyi dene”

“Anlıyorum efendim” diye cevap verdi Hayal bu kez uslu bir kız gibi. Hizmetçi çay ve kurabiye tabaklarını bırakarak çıktı salondan.

Hayal sessizce çayını yudumladı. Adam da konuşmadan ona eşlik etti. İkisi de çayını bitirene kadar hiç konuşma olmayınca Hayal’de yeniden söze girmeye cesaret edemedi. Çaylar bittikten sonra Doğan bey ayağa kalkarak yine eliyle onu takip etmesini işaret etti. Hayal’de hiç ikiletmeden düştü adamın peşine. Dar ve kasvetli bir koridordan geçtikten sonra üst kata çıkan bir asansörün önüne geldiler.

Hayal ilk kez bir asansör gördüğü için başlangıçta bu kapının ne işe yaradığını anlayamamıştı. Sonra içine binip üst kata çıktıklarında şaşkınlığı iyice artmıştı. Sanki yerden gökyüzüne giden direksiyonsuz bir araba gibiydi bu alet. Doğan beyden çekindiği için bu garip şey hakkında soru soramadı ve onu takip etmeye devam etti. Yeniden kasvetli bir koridor geçtikten sonra büyük ve çift kanatlı kapısı olan bir odanın önünde durdular.

Adam Hayal’in meraklı bakışlarına doğru döndü, bu merakın içinde bir tedirginlik olduğunun da farkındaydı. Hayal hem onu ikna etmek, hem bilmediği bir evde, tanımadığı gizemli insanlarla bir arada olmanın tedirginliğini yaşıyordu. Alışmadığı şekilde yüzüne bir maske taktırılmıştı ve evin içi gerçekten labirent gibiydi.

“İçeride seni biriyle tanıştıracağım. Ben sana elimle işaret edene dek konuşmanı ve bir yorumda bulunmanı istemiyorum anlaşıldı mı?”

Başını yine aynı merak ve tedirginlikle salladı Hayal. Neredeyse günlerdir ezberlediği her şeyi unutmak üzereydi ve şaşkınlığı yüzünden Doğan beyi ikna edemeden buradan ayrılırsa her şey boşa giderdi.

“Allah’ım lütfen bana yardım et bu gün!” diye dua etti içinden kapılar açılırken.

İçeride kocaman bir yatak, yatağın içinde soluk renkli bir kadın yatıyordu. Yanı başındaki koltukta bir başka kadın daha vardı. Koltukta oturan kadın, kapı açılınca başını okuduğu kitaptan kaldırdı. Yataktaki kadının gözleri kapalıydı, onlar içeri girince bir hareket belirtisi göstermedi.

Doğan bey içeri girince koltuktaki kadına onları yanlız bırakmasını söyledi hemen. Yataktaki kadın onun sesini duyunca araladı gözlerini. Hayal o zaman onun yüzünü farketti. Gördüklerine inanamıyordu, bunun odadaki az ışık yüzünden bir göz aldanması olduğunu sandığı için daha dikkatli bakmaya başladı. Yataktaki kadın da bakışlarını ona çevirmişti bu  ara. Koltukta oturan kadının bir bakıcı olduğunu söyledi Doğan bey ona. Yataktaki ise kızıydı. Hayal hâlâ şaşkınlıkla yataktaki kadının yüzüne bakıyordu.

Hayal tam da yüzündeki maskenin bu hasta yüzünden olduğunu düşünmeye başlamıştı. Bakıcı kadın odadan çıkıp arkasından kapıları kapattıktan sonra Doğan bey Hayal’e maskesini çıkartması için işaret etti. Hayal yavaşça maskeyi indirirken gözleri hâlâ yataktaki kadındaydı ve o maskesini indirdiğinde onun yüzündeki ifadenin nasıl olacağını merak ediyordu.

Maske indiğinde kadının yüzündeki ifadede bir değişiklik olmadı, “Biraz daha yakına gelir misin?” dedi Hayal’e sadece.

“Kızımın hastalığı bulaşıcı değil, korkmana gerek yok!” dedi Doğan bey Hayal’in tereddütlü davrandığını farkedince. Sonra gidip odanın yarı kapalı perdelerini sonuna kadar açtı onların birbirlerini daha iyi görebilmeleri için.

Hayal yatağın yanına gitmiş, yatan kadının işaretiyle yatağın kenarına oturmuştu. Şimdi iki genç kadın sessizce birbirlerini inceliyorlardı.

Odadaki ışık çoğalınca Hayal yataktaki bu genç ve solgun kadınla ne kadar çok benzediklerine iyice şaşırdı. Dönüp Doğan beye baktı soran gözlerle, bu nasıl olabiliyordu. İnsanların çift yaratılmış olduklarını duymuştu ama daha önce bu kadar benzeyen iki insan hiç görmemişti. Bunun kendi başına gelebileceğini ise hiç aklına getirmemişti zaten.

“Seni patika yolda ilk gördüğümüzde biz de aynı şeyleri hissettik” dedi yataktaki kadın zayıf sesiyle, “Benim adım Zarife bu arada. Seni görür görmez merakla babama baktım acaba benden sakladığı veya haberi olmayan bir kardeşim olabilir mi diye”

Hayal’de Doğan beye baktı bu kez merakla. Öyle ya o bir kapıya bırakılmıştı tam da karşı kıyıda ve bir şekilde bu adaya gelmişti. Belki de haklıydı Zarife hanım.

“Hayır!” dedi Doğan bey kesin bir sesle, “Bunu Zarife’ye de açıkladım. Ben asla onun annesini aldatmadım. Hele ki onun doğduğu yıllarda deliler gibi aşık olduğumuz yıllardı. Sadece bir çocuğum var o da Zarife. Aranızda dört beş yaş olduğunu tahmin ediyorum sadece. Zarife yirmi üç yaşında”

“Ben on sekiz yaşındayım!” dedi Hayal, iyice sersemlemişti olanlardan.

“Çok fazla bir farkımız da yok gerçekten. Seni bulmuş olmamız Allah’ın bir lütfu oldu bizim için”

“Bakın ben hiç bir şey anlamıyorum bu olanlardan!” dedi Hayal. Onu neden buraya getirmişlerdi. Onun tek istediği bakımevinin bu adada kalmaya devam etmeseydi. Bu adamın ona ikiz kardeşi kadar benzeyen hasta kızı için ne yapabilirdi ki?

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s