Emanet bir yaşam – Bölüm 2

“Peki Doğan Demir bey ile konuşmaya gidilmeyecek mi yeniden? Kırk dokuz yıllık kira sözleşmesi sona erse bile uzatılabilir. Yine kırk dokuz yıl olmasa da ne bileyim otuz yıl, yirmi yıl bir şey istenilir.”

“Doğan bey son derece inatçı ve yaşlı bir adamdır. Babası Sezai bey hayatta olsaydı onu ikna etmek çok daha kolay olurdu. Necmi beyler geçen hafta konuşmaya gittiler zaten. Adam onları kapıdan kovmuş daha konuşmalarına fırsat vermeden. Tepedeki eve  kimsenin randevusuz gitmesini istemiyormuş. Gelecek haftaya randevu verdirtmiş Necmi beylere yeniden konuşacaklar ama pek umutları yok.”

“Yine de belli olmaz böyle şeyler. Buradaki yaşlıların durumunu dinleyince ikna olabilir. Kendisi de yaşlı bir adam diyorsun. Yanlız mı yaşıyor?”

“Karısı öleli çok  oldu. Epeyce namı bilinen bir kızı var. Sanırım son altı aydır o da burada babasının yanında. Arada bir dolaşmaya çıkıyorlar.”

Hayal duyduklarına inanamamıştı. Bakımevinin kapanması demek onunda evsiz kalması demekti. Bir kaç gün sonra on sekiz yaşında olacaktı. Bu yüzden yeni bir bakım evine transferi de mümkün olmayacaktı büyük ihtimalle ve sokakta kalacaktı. Ancak şimdi kendini düşünmenin zamanı değildi. Bunca insanın durumunu da düşünmek zorundaydı. Kafasında yüzlerce düşünceyle morali bozuk bir şekilde sahile doğru yürüdü. Doktorlar onun konuşulanları duyduğunu farketmemişlerdi. Zaten bu haber yaşlılar arasında duyulursa hepsinin çok morali bozulurdu.

“Allahım ne yapabiliriz?” diye kendi kendine bir yandan hayıflanıp, bir yandan yürüken patika yoldan gelen arabayı farkedemedi. Araba acı bir fren yaparak toprak yolda biraz kaydıktan sonra Hayal’in tam önünde durdu. O da arabayı son anda farkettiği için yolun ortasında kasılıp kalmıştı. Bir süre ne arabada, ne Hayal’de bir hareket olmadı. Hayal toparlanıp arabayı sürenin başını vurup kendinden geçtiğini düşünüğü için camlara doğru meyletti. Camlar film kaplı olduğu için içeriyi görmek mümkün değildi. O arabaya doğru gidip ; “İyi misiniz? Çok özür dilerim, iyi misiniz? Lütfen cevap verin!” diye heyecanla bağırırken, arka cam yavaşça indi. Arka koltukta hayal meyal iki kişi gördü ve cam yeniden kapanarak araba yoluna devam etti.

Hayal iyice sarsılmış şekilde arabanın arkasından baktıktan sonra sahile inip sakinleşmeye çalıştı bir süre. Kafasını bir türlü toparlayamıyordu. Yukarıdaki evde kimin oturduğu ile daha önce hiç ilgilenmemişti, bir şeyler duymuştu ama merak edip araştırmamıştı. Adadan hiç ayrılmamış olmasına rağmen o tarafa da yürümemişti hiç. Gerçi sahibinin özel mülke girilmesinden hoşlanmadığı biliyordu. Belki de bu yüzden bilinçsizce sadece sahile gidiyordu. Diğer alanlarda gezmemesi gerektiği zaten ona öğretilmişti. Bakımevinin üzerine kurulu olduğu arsanın o evin sahiplerine ait olduğunu da yeni öğrenmişti. Kedini bildi bileli buradaydı ve bu güne dek kimsenin bu konudan bahsettiğini duymamıştı. Az önce şahit olduğu sohbet hariç.

Necmi bey bakımevinin yöneticisi ve çok nazik bir adamdı. O da emekli bir doktordu. Diğer gönüllü personel gibi bu adada sakin bir hayat yaşamak mesleki açıdan körelmeden yaşıtlarına faydalı olabilmek için buraya gelmek istemişti. Tepedeki evi saymassak ada gerçekten de gölün ortasında dünyadan soyutlanmış bir yer olarak yükseliyordu. Hele kış yaklaştığında çöken sis ile iyice hayali bir görünüme bürünüyordu. Buradaki yaşlıların çok fazla ziyaretçisi olmadığından da karşı taraftakiler adayı hayaletli gibi görüyorlardı çoğu zaman. Yaşlıların kapatıldığı ve öldükten sonra ruhlarının adada dolaşmaya devam ettiğine dair garip hikayeler uydurmuşlardı. Sadece bakımevine erzak ve ihtiyaç getirenler gerçeğin böyle olmadığının farkındaydılar.

Necmi bey ve yanında bir kaç kişinin daha gittiklerinde Doğan beyi ikna etme olasılıkları yüksekti. Hepsi de aklı başında, nazik ve bilgili insanlardı. Hayal’in eğitimlerine de büyük katkılar sağlamışlardı. Doğan bey ne kadar aksi bir adam olursa olsun, böylesine beyefendi insanları geri çevirmeyeceğine emindi.

Sonraki bir kaç gün heyecanla Necmi beylerin ziyaretini ve onların sonuçlarını beklemeye başladı. Necmi bey o sabah her zamankinden daha düzgün giyinmiş, yanına iki arkadaşını daha almış tepedeki eve gitmek üzere hazırlanmışlardı. Üçü de gerçekten saray beyefendileri gibi görünüyorlardı. Hepsinin ayakabıları parlatılmış üst başları jilet gibi ütülenmiş, traşları düzeltilmişti. Bindikleri araba adanın tepesine doğru ilerlerken onları  uğurlamaya gelenler dualar ve umutla baktılar arkalarından. Ortalama üç saat sonra geri geldiklerinde üçünün de yüzü asılmıştı.

Doğan bey nuh diyor peygamber demiyordu. Adanın bu kısmına bir şeyler yaptırmayı düşündüğünden bakımevinin orada olmasını istemiyordu. Necmi beyler adanın diğer alanlarının tamamen boş olduğunu ve Doğan beyin istese oraları da kullanabileceğini ya da en azından illa burayı istiyorsa bile en azından ada üzerinde başka bir alanı onlara tahsis edebileceğini söyleseler de kesinlikle ikna olmamıştı.

“Beyler mülkümü nasıl planlayacağımı bana öğretmeyeceksiniz herhalde değil mi? Kırk dokuz yıllığına bir söz verdim ve bu süre boyunca sözümün arkasında duramayacak tek bir girişimde dahi bulunmadım. Şimdi aynı şeyi sizden bekliyorum. Kırk dokuz yılınız doldu ve koşulsuz olarak arazimi bana teslim etmeniz gerekiyor.”

Hayal onların arabadan inişini gördüğünde anlamıştı neler olduğunu. İşlerini bitirir bitirmez ağladığını kimse görmesin diye yine sahile koştu. Son bir kaç gün içinde geçenlerde az kalsın ona çarpacak olan arabayı bir kez daha görmüştü. O yüzden patika yola geldiğinde sağını solunu kontrol etti ve karşıya öyle geçti. O kadar sinirleri bozulmuş ve üzülmüştü ki ağlamaktan bastığı yeri bile doğru dürüst görmüyordu ve ayağı takılıp düştü sonunda. Canı çok yanmamıştı ama bunca ters giden şeyin üzerine bir de yere düşünce sinirleri iyice boşaldı ve düştüğü yerden kalkmadan ağlamaya devam etti.

Biraz sonra ona uzatılan eli farketti önünde, başını kaldırdığında bunun iyi giyimli bir adam olduğunu ve biraz ötesinde de o rastladığı aracın olduğunu gördü. Bu halde tanımadığı birilerine yakalanmış olmaktan mahcup olduğu için adamın uzattığı eline tutuanarak kalktı ve üzerini başını çırparak teşekkür etti.

“Küçük hanımın bir sıkıntısı mı var?” dedi yaşlı adam.

Hayal yine kendini tutamayıp ağlamaya başladı bu soru üzerine ve kısaca anlattı olanları. Sonra birden aklına gelerek,

“Siz o tepedeki evde oturan adamı tanıyor musunuz yoksa?” diye sordu merakla.

“Tanıyorum” dedi adam hafifçe gülümseyerek.

“Acaba beni ona götürseniz bir de ben konuşsam ikna olur mu ne dersiniz? Çok aksi ve inatçı biri olduğu söyleniyor ama belki beni dinler. Bir şansımı denemek istiyorum. O insanlar benim için çok önemliler gerçekten!”

“Ben bahsederim ona senden. Salı günü için randevu alayım hatta. Yanlız Doğan bey misafiri fazla sevmez. Gelirken yüzüne bir maske takman mümkün mü acaba?”

“Maske mi?” dedi Hayal şaşlınlıkla.

“Evet salı günü gelirken yüzünde mutlaka bir maske olmalı.”

Bu tuhaf teklife çok şaşırsa da tepedeki eve gidip konuşmak için bir şans yakaladığına çok sevinen Hayal kabul etti adamın söylediklerini.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s