Emanet bir yaşam – Bölüm 1

Safiye hanım eşini kaybedeli çok olmuş, yaklaşık otuz yıldır babadan kalma kulübesinde gölün yakınlarında bir yerde yaşamaya devam ediyordu. Çocukları olmadığı için kocasından sonra ona can yoldaşlığı edecek kimse kalmamıştı. O da kendini sosyal hayatın içine atmış pek çok arkadaş edinmiş ancak zaman içerisinde onlardan da yavaş yavaş koparak bu evde tek başına kalmıştı. Burada da görüştüğü bir kaç komşusu vardı ama onlarda çok sık uğramazlardı zaten. Sonunun gölün ortasındaki adada kurulan bakım evi olduğunu biliyordu. Bir keresinde sırf merakından haftada bir kalkan tekneye binip adaya gitmiş, bakımevini etrafında gezerek incelemişti.

Ada bin yıllar önce bir yer sarsıntısı sırasında gölün ortasında oluşmuştu. Üzerinde küçük bir köy kuracak kadar toprak vardı. Adanın tamamı bölgenin en zengin ailelerindne birine aitti. Sadece bakımevinin olduğu yer kırkdokuz yıllığına kiraya verilmiş, diğer topraklara başkalarının gelip yerleşmesine izin verilmemişti.

Adanın sahibi ailenin tepedeki evi dışında bakımevinin büyük bir kaç binası ve orada çalışanların yaşadıkları bir kaç ev dışında bir misafiri yoktu. Ailenin şimdi en yaşlı ferdi olan Sezai bey çok fazla ortalıkta görünmediği ve kimseyle selamlaşmadığı için onu pek gören olmazdı.

Safiye hanım kapısının önünde daha göbeği düşmemiş o zavallı bebeği bulduğunda Sezai bey de vefat etmiş ve eve iki yıl önce evlenen oğlu, eşi ve kızları taşınmışlardı. Safiye hanımın kapısına bırakılan bebekte bir kızdı. İlk önce kendini oyalamak için bir can yoldaşı bulduğuna sevinen Safiye hanım, sonra bebeği büyütmenin çok büyük sorumluluk olduğunu düşünerek paniğe kapılmıştı. Onu büyütmeye, ne yaşı, ne enerjisi, ne de parası yetmezdi. O kadar küçüktü ki onunla ne yapacağını bilemiyordu. Sonunda adadaki bakımevi aklına gelince bebeği de oraya bırakmaya karar verdi. Daha önce bir kaç çocuğun da orada büyütüldüğünü duymuştu. Aslında yaşlılar için kurulmuş bir bakımeviydi belki ama yine de kimsesiz çocukllara da sırtlarını dönmüyorlardı. Ertesi sabah bebeği kapısına bırakılan sepeti ve eşyaları ile kucakladığı gibi haftada bir karşıya götüren teknecinin yanına gitti. O gün teknenin karşıya geçme günü değildi.

Tekneci yıllardır tanıdığı yaşlı kadının kucağındaki bebeği görünce onun torunu olduğunu zanetti. Safiye hanımda onun torunu olmadığını ancak onu karşıdaki bakım evine bırakarak kurtarmak istediğini anlattı.

Tekneci çocuğa çok üzüldüğünü ancak teknenin karşıya geçme günü olmadığını tekrarladı. Safiye hanımın iki gün daha beklemesi gerekiyordu. İki gün dönüpte bu kadar minik bir bebekle ilgilenecek canı yoktu kadıncağızın. Tekneci sonunda ona acıdı ve günü olmadığı halde bebek ve onu karşıya geçireceğine söz verdi. Elbette kadıncağızın işi bitene kadar bekleyecek sonra onu alıp geri getirecekti.

Böylece bebek ve Safiye hanım bakım evine ulaştılar. Daha önce içine girerek bu kadar yakından bakmayan Safiye hanım aslnda bakım evini çok beğenmişti. Baş görevliyi bulup kucağında bebekle durumu  anlattı. Bakımevindekiler bebeğe hemen sahip çıktılar. Safiye hanım da henüz bir isim konduramadığı için adının Hayal olmasına karar verdiler. Safiye hanım Hayal’in orada iyi bakılacağından emin teslim etti bebeği onlara.

Hayal için böylece bu gölün içindeki adada yeni bir hayat başlamış oldu. Hayal ile birlikte üç çocuk daha vardı bakımevinde. Hemen hemen yaşları birbirine yakın ve üçü de kızdı. Bakım evinin tüm sağlık personeli de kalan hastalar gibi emekli oldukları için çocuklara da gönüllü bakmayı kabul etmişlerdi. Ayrıca bunca yaşlı insanın içinde çocukların olması hepsine iyi geliyordu. Bu dört kız tüm bakım evinin torunları gibi büyütüldüler. Eğitimleri akıl sağlığı yerinde olan ve geçmişte öğretmen, profesör veya benzeri görevler yapmış kişiler tarafından verildi. Bir diplomaları olmasa da yaşıtlarından çok daha fazla bilgiye sahip olarak yetiştirildiler. Arada bir onları evlat edinmek için aileler çıksa da Hayal bakımevine birilerinin geleceğini duyduğu günler sahile kaçıyor ve onlarla hiç bir zaman karşılaşmıyordu. Sonunda diğer üç kız kendi gönülleriyle evlatlık gitmelerine rağmen o on yedi yaşına gelmiş olmasına rağmen hâlâ bakımevinde yaşamaya devam ediyordu.

Bakım evi binaları ve sahil dışında hiç bir yer görmemişti hayatı boyunca. Gölün karşı kıyısında kocaman bir kara olduğunu ve o karada yaşayan yüz binlerce insan olduğunu bilmesine rağmen bir kez bile geçmemişti o tarafa, geçmeyi de talep etmemişti. Adayı ve bakımevini seviyordu. Hepsi belirli bir yaşın üzerinde olan bakım personeline yardım ediyor, yaşlılarla tek tek ilgilenip sohbet ediyordu.

Onu kapısında bulup buraya getiren Safiye teyze de artık tek başına yaşayamadığı için bakımevine gelmişti. O da kendi kapısına bırakılan bu melek gibi kızı çok seviyor kendi torunu sayıyordu. Onun gelişi ile Hayal onunla diğerlerinden biraz fazla ilgilenince  diğerleri biraz sitem etmişlerdi. Kızcağız hiç birini üzmemek için sürekli oradan oraya koşturup duruyordu bütün gün. Gözleri görmeyenlere kitap okuyor, banyolarına yardım ediyor, doktorların takip et dediği ilaçları içiriyor, işlerini bitirdikten sonra da çocukluğundan beri yaptığı gibi sahile gidip hava kararana kadar gölü seyrediyor, hava kararınca da yıldızlara dalıyordu.

Burada kocaman bir ailesi olmasına karşılık o da terkedilen her çocuk gibi bir burukluk yaşıyor, gerçek anne ve babasının neye benzediklerini hayal etmeye çalışıyordu. Acaba  ne kadar annesine, ne kadar babasına benziyordu mesela? Ya da başka kardeşleri var mıydı? Ailesi bir gün onu bulmaya gelir miydi. Gelirse neler hissederdi ve daha bir sürü şey. Sonra karanlıkta bakımevine dönüyor yatağına uzanıp biraz kitap okuyor, dua ediyordu.

“Allah’ım lütfen benim de gerçek bir ailem olmasına izin ver!”

Sabah erkenden uyanıyor günlük rutinlerini hiç aksatmadan tamamlıyor ve odasında yine aynı şeyleri yapıp ertesi güne geçiyordu. Bütün günleri hemen hemen birbirinin aynı olsa bile o hiç sıkılmıyordu. Buradaki bunca insan tarafından seviliyor olduğunu bilmekten çok mutluydu o da hepsini çok ama çok seviyordu. Onlar Hayal’in ailesi olmuşlardı Elbette yaşlı oldukları için içlerinden eksileler oluyor, hepsi çok üzülüyorlardı ama kalanlarla birbirlerine kenetlenerek bu acıları da atlatıyorlardı.

On sekiz yaşına girmesine  günler kala yine işlerini tamamlamış, göl kenarına inmenin hayalini kurarken, doktorlardan ikisinin bahçede konuşmalarına kulak misafiri oldu.

“Gerçekten ne yapacağımızı bilmiyorum Soner bey, buradaki bunca yaşlıyı birbirinden ayırıp başka yerlere taşımamız gerekecek, elbette gönüllüleri de öyle. Diğer kurumların bu kadar gönüllü barındırdıklarından da çok emin değilim. Ayrıca hastaların içinde yolculuğa asla dayanamayacak olanlar da var.”

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s