Hesaplaşma – Bölüm 4

“Gel zaman git zaman çocuklar haftasonları da beni görmek istemez oldular. Dershaneleri, arkadaş buluşmaları oluyordu. Benimle buluşunca onlara gidemiyorlardı. Benim de ayrı bir evim, bol param yoktu ki, onları alayım yanıma haftasonları hediyeler alıp gezdireyim anneleri gibi.

‘Onlar artık anne baba ile gezecek yaşı geçti Hüseyin seninle ilgisi yok!’ dedi Nazmiye bana, ‘Özleyince arar sorarlar merak  etme, sen onların babasısın!’

Ne  yazık ki hiçte öyle olmadı. Çocuklar beni ne aradı, ne de sordular bir daha. En son kızım ‘Nusret amca bizimle senden çok ilgileniyor’ dedi telefonda. Nusret bey Nazmiye’nin patronuydu. Biz evliyken çocukları hiç görmemişti ama belli ki dul kadın diye sahip çıkmış çocuklara da el atmıştı benden sonra. Nazmiye öyle söylemişti yani sonradan. Çok iyi adamdı Nusret bey.”

“Ya sabır!” çekti koğuşun yarısı sabırsızlıkla. Bazıları öfkeden volta atmaya başlamıştı arkada.

“Neyse fazla uzatmayayım!” dedi Hüseyin adamların halini görünce, “Bir yıl sonra ben de farklı bir iş buldum, kendime küçük bir daire tutacak kadar para kazanmaya başladım. Çocuklarla arada mesajlaşıyorduk sadece. Nazmiye artık telefonlara da çıkmıyordu.

Yeni girdiğim iş yerinde Fatma diye bir kızcağız vardı. Daha işe başladığım ilk günden çekmişti dikkatimi. Nazmiye’nin o eski sade haline benziyordu biraz ama onun gibi girişken sıcakkanlı değildi. Tam aksine insanın gözlerine bakamıyordu Fatma. Tesadüf ki oturduğu ev de benim yeni tuttuğum daireye yakın bir yerdeydi. Sabah ve akşamları karşılaşıyorduk otobüste. Böyle böyle muhabbetimiz ilerlemeye başladı. O da başarısız bir nişanlılık dönemi geçirmişti. Adam bunu terkedip gitmişti sonra. O kadar üzülmüştü ki bir daha kimseyle görüşmek istememişti. Benim hikayemi duyunca da çok üzüldü. Çok iyi niyetli, melek gibi bir kızdı sahiden. Onu tanıdıktan sonra Nazmiye’nin bana neler yaptığını anlamaya başladım zaten. Fatma’nın annesi ölmüştü babası da çok yaşlanmıştı artık. Evde bir kız kardeşi daha vardı. Babasına o bakıyor, Fatma’da evi geçindiriyordu. Bir akşam iş çıkışı onu çay içmeye davet ettim. Aslında bunu uzun süre önce planlamıştım ama sormaya cesaret edemiyordum. Tabi reddedilmekten de korkuyordum. Kabul edince çok şaşırdım. Sonraki dönemde arada bir birlikte çay içtik yine. Çok iyi anlaşıyorduk, çokta benziyorduk. Nazmiye’ye ilk bakışta aşık olmuştum ama Fatma’yı tanıdıkça daha çok sevmiştim. Sevdikçe de Nazmiye’nin aslında beni hiç sevmediğini anlamıştım. Yine de ben çok sevmiştim Nazmiye’yi o çocuklarımın annesiydi. Onun hakkında kötü düşünmek istemediğim için bu düşünceleri kafamdan uzaklaştırdım.

İş arkadaşlarımdan Mustafa vardı. Bizi bir kaç kez Fatma ile çıkarken gördü, ‘Ağabey neyi bekliyorsun  ki evlen bu kızla!’ dedi. Fatma ile arkadaşlığımız öyle güzeldi ki sahiden kızın böyle bir beklentisi olacağı hiç aklıma gelmemişti. Nazmiye’ye de hiç evlenme teklif etmediğim için sanki olaylar kendiliğinden gelişiverecekmiş gibi düşünüyordum. Öyle ya Nazmiye nasılsa beni istemiyordu, çocuklarda oralı değildi, ben de kendime yeni bir hayat kurmalıydım. Fatma bana hayatımda ilk kez kendimi değerli hissettirmişti, üstelik ona Nazmiye’ye yaptıklarımın yarısını bile yapmamıştım. ”

“Nihayet oğlum! Akıllanmaya başlamışsın geç olsa da!” dedi Selahattin ağa yeniden merakla kıpırdanarak, “Buraya nasıl düştüğüne bağlasan artık. Yoksa bu kızın da mı yaşı küçüktü?”

“Yok ağam aramızda taş çatlasın beş yaş var yok. Geleceğim o noktaya. Bir hafta sözler ezberleyip, nihayet Fatma’ya evlenme teklif ettim. O da hemen kabul etti. Bu defa aynı acıyı yaşamamak için nişanlılık dönemini çok uzatmak istemiyordu sadece. Benimde bekleyecek bir şeyim yoktu zaten. Yarın nikahlanalım dese olur derdim. Tabi babası vardı evde. Usuleten gidip önce onu istemem gerekiyordu. Ailem Nazmiye ile evliliğimden sonra beni salaklıkla yaftalayıp defterden sildiği için kızı istemeye gidecek kimsem de yoktu. Mustafa şirketin muhasebecisi Hulusi beyden rica etti benim için. Hulusi bey de zaten babam yaşındaydı, beni de severdi. Bir akşam Hulusi bey, hanımı ve ben kalkıp Fatma’ların evine gittik. Babası fiziken hastaydı ama maşallah zihnen cin gibiydi Fatma’nın. Beni soru yağmuruna tuttu. Dul olduğumdan pek haz etmemişti ama beni görünce fikrinin değiştiğini söyledi.”

“Senin gibi aptalı nereden bulacak tabi?” dedi arkalardan bir ses. Selahattin ağa dönüp ters ters baktı sözün sahibine ama aslında herkesin içinden geçirdiği cümle buydu koğuşta.

“Haklısın arkadaşım ne diyeyim!” dedi Hüseyin de, sonra derin bir iç geçirdi yeniden, koğuşta geçirdi ardından.

“Efendim Fatma’yı istedikten kısa bir süre için nikah günü aldık. Artık hayatım sahiden yoluna giriyordu. Nikaha bir kaç gün kala bir gece telefon çaldı. Açtım. Nazmiye hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Çok şaşırdım tabi, başlarına bir iş geldi sandım. Neredeyse sabaha kadar uzun uzun anlattı. Patronu Nusret bey bunu kandırmıştı. Benden boşanmasına da o neden olmuştu. Çocuklar için çok iyi vaadlerde bulununca Nazmiye de fedakarlık yapmak istemişti. Adamın yalan söylediğini nereden bilsindi. Anlattı, ağladı, ağladı anlattı.”

“Ne istiyormuş peki?” dedi Selahattin ağa öfkeyle.

“Barışmak istiyormuş. ”

“Yuh sakın gül gibi kızı bırakıp o şıllığa gittim deme!”

Hikayenin başından beri tuttuğu ifadelerden biri ağzdından çıkıvermişti ama toparlama ihtiyacı hissetmedi. Koğuş ağaya hak veren sözler mırıldandı.

“Yok ben de ona Fatma’yı anlattım, ne kadar iyi bir insan olduğunun, tanısa onunda seveceğini. Hatta istersen seni tanıştırayım dedim. Çok öfkelendi, önce bağırıp çağırmaya başladı. Sonra yeniden ağladı. Sonra yeniden bağırıp çağırdı  ve telefonu yüzüme kapattı. Aslında haline çok üzülmüştüm tabi. Ne de olsa çocuklarımın annesiydi ama benim de verilmiş sözlerim vardı artık. Onlar için elimden geleni yapmaya hazırdım ama geri dönemezdim.”

“Yani Fatma olmasa döner miydin ağabey?” dedi genç Hasan.

“Vallahi bilmiyorum!” dedi Hüseyin saf saf.

“Allah seni korumuş ağabeyim. Fatma bacımdan Allah razı olsun!” diye güldü Hasan.

“Neyse biz Fatma ile evlendik. Zaten babasına da yakın oturduğumuzdan onunla da beraber ilgilenmeye başladık. Kız kardeşi ile babasının çok bir geliri olmadığından bize her zaman ihtiyaçları vardı. Evlendikten iki ay sonra ayrı masraf yapmayalım diye Fatma’nın babasının yanına taşındık. Adamcağızın durumu ağırlaşmıştı.

Bir akşam yemeğimizi yedik, Fatma ile kardeşi babalarını yatırırken ben de meyve yiyip televizyon seyrediyordum ki kapı çaldı. Akşam vakti gelen giden pek olmazdı, hayırdır inşallah diyerek kalktım yerimden kapıya gittim.

İki tane polis gelmişti, Benim adımı söylediler, arıyorlarmış. Benim demeye kalmadı. Hakkınızda şikayet var bizimle karakola geleceksiniz dediler.”

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s