Hesaplaşma – Bölüm 3

Hüseyin ses çıkartmadı ağanın yorumuna. Biliyordu kendini zaten. Sorun da buydu ya. Şimdi biliyordu. O zamanlar bileydi başına gelir miydi bunların hiç biri?

Anlatmaya devam etti iç geçirerek.

“Bir yıl sonra ikinci çocuğumuz oldu. Benim maaşım hiç artmıyor olmasına rağmen Nazmiye kazandıkça kazanıyordu. İki çocukla zor oluyor diyerek çıktık o gecekondudan, normal bir apartman dairesine taşındık. Böylece o sevimsiz komşulardan da kurtulmuş olduk. Hepsi gözünü dikip bize bakıyordu sokağa çıktığımızda.

‘Kıskanıyorlar bizi!” diyordu Nazmiye. Paramızı, mutluluğumuzu her şeyi kıskanıyorlardı. Güzel kızdı Nazmiye tabi bir de, diğerlerinde olmayan çok şey vardı onda.

O apartmanda da yaklaşık üç yıl oturduk. Nazmiye’nin gene kadınlarla problemi başladı. Kızcağıza hiç bir yerde huzur vermiyorlardı güzelliği ve alımlılığı yüzünden. Gerçekten Nazmiye o gecekondudan çıkan kız olmaktan çıkmıştı artık. Değme artislere taş çıkaracak kadar alımlıydı. Saçları boyanmış, kılık kıyafeti değişmişti.

Sonunda temizlik işini bırakmış bir şirkette sekreterliğe başlamıştı. Eskisinden de iyi kazanıyordu. Haliyle de daha bakımlı olması gerekiyordu orada. Koskoca şirketti. Bana da orada bir iş bul dediğimde ‘Karı kocayı aynı yerde çalıştırmıyorlarmış, şirket kuralı’ demişti. Ben yine eski işimde devam ettim o yüzden. Maaşım biraz daha artmıştı neyseki. Oğlan yedi, kız da beş yaşına geldiğinde çocuklar rahat oynasın, biz de şu komşuculuktan kurtulup rahat edelim diye müstakil bir ev satın aldık. Bütün birikmişimizi bu eve yatırdık ama bir kaç yıl içinde elimiz yeniden bolaldı çok şükür. Nazmiye arada bir patronu ile şehir dışına gidiyor o günlerde ben de çocuklarla kalıp onlara bakıyordum. Pek fazla görüştüğümüz insan yoktu. Ben de zaten çocuklarla mutluydum. Bahçede oyunlar oynuyor, mangal yapıyor çok güzel vakit geçiriyorduk. Bir de köpeğimiz olmuştu bu arada. Sezar. Onu gezdirme görevi de benimdi. İş, çocuklar, Sezar derken  vaktim anca yetiyordu yaşamaya. Nazmiye’nin de seyahatleri çoğalınca eve bir kadın tuttuk işleri ve yemeği yapsın diye.”

Selahattin ağa huzursuzca kıpırdanıyordu artık. Koğuşun çoğu öyleydi. Yüksek sesle Hüseyin’in aptallığı hakkında yorum yapmalar başlamıştı. Önce hepsi ilgi ve merakla dinlerken şimdi gergin suratlarla dinliyorlardı.

“Allah belanı versin Hüseyin senin!” dedi Selahattin ağa sonunda dayanamayıp.

“Verdi ağam zaten merak etme!” dedi Hüseyin.

“Vermiş doğru bu kadına kandığına göre!”

Hüseyin onların gergin ve kızgın yorumlarına aldırmadan derin bir iç geçirdi yine. Koğuşta boş bulundu iç geçirdi onun ardından ama sonra toparlandılar hemen.

“Anlat oğlum ne oldu sonra?” dedi Selahattin ağa. Aslında daha fazlasını duymayı içi almıyordu ama oğlan anlatmaya başlamıştı bir defa. Hapse kadar hikayenin nasıl geldiğini de merak ediyordu. İçin için bütün koğuş hikayenin sonunda Hüseyin’in Nazmiye’yi öldürüp bu deliğe düştüğünü duymayı diliyordu. Oturdukları yerden bilendikleri belliydi hepsinin.

Hüseyin devam etti anlatmaya;

“Oğlan on dört kız da on iki yaşına geldiğinde Nazmiye ile aramızda o eski sevdanın eseri kalmamıştı. Yani aslında benim aşkın aynı duruyordu ama Nazmiye çok değişmişti. Eskisi gibi sabah beni öpe koklaya yollamıyor, akşam gelince de boynuma atlamıyordu. Geceleri de arkasını dönüp uyuyordu hemen.

‘Çok yoruluyorum Hüseyin! Kolay mı bunca parayı kazanmak sanıyorsun!’ diyordu sürekli bana.

Gerçekten başladığımız yerden geldiğimiz yere bakınca hepsinin Nazmiye sayesinde olduğunu biliyordum. Benim ona bakmam gerekirkern o bana bakıyordu. Yıllarca da gönlümü hoş tutmuştu, hele ki o sıkıntılı zor günlerde. Böylece bir süre de o eski günlerin hayali ile idare ettim elleşmedim Nazmiye ile. Yoruluyordu belli ki gerçekten. Eve gelir gelmez ki geç geliyordu zavallı, duşunu alıp yatıyordu hemen. Çoğu zaman çocukları görecek hali olmuyordu. Sabahları da hazırlanması uzun sürdüğünden ben çocukları okula götürmek için çıkıyordum o evde kalıyordu ardımızda. Evdeki kadın da olmasa halimiz perişandı gerçekten. Çocuklar annelerinden çok onu görüyorlardı zaten. Aslında ben de karımdan çok onu görüyordum.”

“Çüşş!” dedi arkadan bir ses.

Hüseyin yanlış anlaşıldığını anlayıp, “Yok kadıncağız annem yaşındaydı, Pakize hanım. Tövbeler olsun kem gözle baktıysam!”

Selahattin ağa hikayenin uzadıkça uzamasından sıkıntılı ters ters baktı “Çüşş!” diyerek bölene, sonra yeniden döndü Hüseyin’e eliyle devam et işareti yaptı.

“Bir yıl sonra Nazmiye bana gelip artık beraber  yapamadığımızı söyledi. Hiç bir şey anlamamıştım. Onu yormamak için elimden geleni yapıyordum. ‘Yok dedi kusura bakma! Çocuklar ben de kalsın, ayrılalım. Biz bu  evde devam ederiz, sen kendine bir yer bul! Zaten ben de sana karılık yapamıyorum artık. Genç adamsın sana da yazık!”

“Kadın resmen kapının önüne koymuş seni sonunda!” dedi az önceki adam yine.

“Günlerce onu ikna etmeye çalıştım. ‘Ben çocuklara bakmaya devam ederim, sana hiç elleşmem’ dedim. Ne dediysem bir şey buldu. ‘Ben senin hayatını zorlaştırıyorum’ dedi bana.  ‘Genç dipdiri erkeksin, gider başka kadın bulursun kendine kolayca’. Ondan başkasını istemediğimi anlattım ama ikna olmadı. Şirketin avukatı boşanma dilekçesini vermişti çoktan zaten.  Bir valizimle çıktım evden mecburen, ev zaten Nazmiye’nin üzerineydi. Onun parası ile alınmıştı Geriye dönüp baktığımda benim eve katkımın ancak günlük bir ekmekle, belki sebzelikteki bir kaç domates, salatalık olduğunu anlamıştım. ” diyerek derin bir iç geçirdi Hüseyin, koğuş koca bir “Oh!” çekti onun aksine.

“Peki buraya nasıl düştün oğlum sen?” dedi Selahattin ağa sabırsızlıkla.

“İşte onu anlatıyorum ağam. Nazmiye beni evden kovduktan sonra bir süre nereye gideceğimi bilemedim. İş yerinde bekar bir arkadaşım vardı. Arkadaşım dediysem öyle tanıdığım. Odasının birini bana kiraya vermeyi teklif etti ben de kabul ettim. Öyle konuşkan biri de değildi. Mutfak masrafını da bölüşecektik. Yemek yapmaktan pek anlamıyorduk ikimizde ama iyi kötü bir şeyler pişirip yiyorduk yine de. Boşanmamız çabucak gerçekleşti ama benim bunu kabul etmem çok uzun zaman aldı. Hafta sonları çocukları görmeye gidiyordum. Nazmiye hiç evde olmuyordu gittiğimde. Onu göreyim diye değişik saatlerde de gittim ara ara ama işe yaramadı. Sonunda bana görünmemek içi evde yok dedirttiğini düşündüm. Akıllı kadındı Nazmiye.

Aradan altı ay geçtiğinde benim aklım hâlâ ondaydı. Beni geri çağırır mı diye bir umut bekliyordum. Çocuklar bizim ayrılığımızdan pek etkilenmişe benzemiyorlardı. Nazmiye onları evdeki kadınla uzun bir tatile göndermişti olayı atlatabilsinler diye. O tatil ikisine de iyi gelmiş olmalıydı ki haftasonları gittiğimde dahi pek beni özlemiş gibi davranmıyorlardı.”

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s