Hesaplaşma – Bölüm 2

“Bir gün gene kapısının önünde bekledim. Anlaşmıştık önceden. Benim bir tek kardeşim biliyordu. O kimseye söylememişti. Çöp poşeti ve bohçası elinde çıktı dışarı. Beni görünce poşeti fırlattı, ikimiz birden koşmaya başladık sonra.” diye devam etti Hüseyin anlatmaya. Bütün koğuş merakla dinliyordu.

Hüseyin’in önüne getirip bir çay koydu genç Hasan. Selahattin ağabey işaret etmişti. Öyle herkese ikramda bulunmazdı.

Hüseyin bu sıcacık çaydan şöyle güzel bir yudum aldı, anlatmaya devam etti.

“Evin adresi cebimde bir kağıtta yazılıydı. Yanımda sadece ikimizin oraya varmasına yetecek para vardı. Bu yüzden evden annemin hazırladığı yufka ekmeklerinden koymuştum ben de koynuma. Latife’nin öğrettiği gibi caddeye çıkınca, durağı bulduk ve beklemeye başladık. İkimizde nefes nefeseydik. Nazmiye gene sokulmuştu yanıma. Elimi de tutmuştu. Kendimi tam bir kahraman gibi hissediyordum o an.”

Çayından bir yudum daha aldı.

“Tüm cahillimize rağmen evi elimizle koymuş gibi bulduk. Bir sedir, üzeri kapalı bir kaç eşyadan başka bir şey  yoktu evde. Gençlik vardı başımızda, hiç bir şeyi gözümüz görmüyordu ki. Günlerdir bu kaçışı düşünüp, planlamıştım ama eve öyle ikimiz giriverince ne yapacağımı şaşırdım bir an. Nazmiye hiç şaşkın değildi. Ben daha ne olduğunu anlayamadan sarıldı, girdi koynuma. O sabah kollarımda bir kızla uyandım ilk defa.” dedi ve derin bir iç geçirdi yine, ardından tüm koğuş iç geçirdi.

“İşte her şey böyle başladı ağalar!”

“İyi de o zaman on altı yaşımdaydım diyorsun. Şimdi olmuşsun otuz yaşında. Nasıl oluyor bu iş?” dedi Selahattin ağabey bir şey anlamadığını belli ederek. Herkes mırıldanmaya başladı.

“Onu diyorum ya ağam. Böyle başladı her şey. Yani beni buralara getiren hikaye böyle başladı.”

“E anlat da dinleyelim!” dediler.

Hasan çayını yeniledi Hüseyin’in.

“Nazmiye’nin babası Necmettin bey bütün mahalleyi ayağa kaldırıp, ikimizin kaçtığını öğrenince kapımıza dayanmış. Zavallı anam, babam bir şey bilmedikleri için şaşakalmışlar duyduklarına. Kardeşim adam anama babama bir şey yapacak diye korkup, söylemiş Latife’nin ağabeyinin evine gittiğimizi. Doğru Latife’lerin kapısına gitmiş tabi bizim kapıdan. Latife çok dayak yedi bizim yüzümüzden anasından babasından.

Velhasıl ertesi gün öğlene varmadan gelip buldular bizi. Kapı çalınca ben zaten anladım başımıza bir iş geleceğini ama işte geceden kalma gevşeklikle gittim açtım düşünmeden. Nazmiye’nin ağabeyinden bir yumruk yedim ilkin. Sonra bir ordu adam doldular içeri ikimizi yaka paça çıkarıp bindirdiler arabaya doğru mahalleye geldik. Beni bir güzel dövüp attılar baba evimin kapısına. Nazmiye’yi de sürükleyip götürdüler.”

“Öldürdüler mi kızı yoksa?”

“Yok öldürmediler. Meğer Nazmiye’nin ilk kaçışı değilmiş bu evden. Ben de ilk aşığı değilmişim elbette ama ilk yakalanan benmişim. Haftasına götürüp nikahladılar bizi. ‘Başlık parası istemiycem’ dedi babası.”

“E oğlum hani on altı yaşımdaydım diyorsun, resmi nikah mı kıyıldı.”

“Evet ağam. Hem imam, hem resmi nikah kıyıldı. Ana babanın rızası, imzası olunca oluyormuş. Tabi gidecek yer olmayınca biz mecbur anamların evinde yaşamaya başladık Nazmiye ile. Bizimkiler onun daha önceden de rahat durmadığını öğrendikleri için hem bana hem ona kötü davranıyorlardı. ‘Defolu malı kakaladılar sana salak oğlan!’ diyordu anam. Nazmiye ile nerdeyse hiç konuşmuyordu. Kedi gibiydi Nazmiye, anama hiç ses etmiyor, gece olup koynuma gelince tırmalıyordu beni sabaha kadar. Babam  bana bir iş buldu sanayide. ‘Madem karı almayı biliyorsun, o zaman çalışmayı da bileceksin!’ dedi öfkeyle. Artık ailenin istenmeyenleriydik ikimiz ama gidecek başka yerimiz de yoktu. Ben aklımca çalışıp para biriktirecektim. İkimize ayrı ev tutacaktım.”

“Ağabey kusura bakma bir şey soracağım, sen demedin mi bu kızın ilk numarası değilmişsin diye? Hiç zoruna gitmedi mi Allahaşkına?” dedi başından beri sessiz dinleyenlerden biri.

Hüseyin başını kaldırıp baktı ona dertli dertli, “Nazmiye beni öyle hoş tutuyordu ki kendimi onun tek aşkı sanıyordum ben hâlâ. Öncekiler beni tehdit ettiler, kaçırdılar demişti. Ben de inanmıştım.”

Koğuşta mırıldanmalar oldu yine. Hasan çay doldurmaya yeltenince, yeter işareti yaptı Hüseyin. Öyle çok çay içemezdi ezelinden beri.

“Anam zaten Nazmiye’yi sevmediği için bir temizlik işi buldu ona. Karı koca bütün gün çalışıp, gözlerinden uzak duruyorduk evdekilerin. Akşam olunca sessizce yemeğimizi yiyip, odamıza çekiliyorduk. Bir kaç ay sonra Nazmiye elinde benim bir aylık maaşım bir parayla geldi. Çalıştığı evdeki kadın acımıştı halimize Nazmiye’nin eline parayı tutuşturmuştu. O da almam dese de sonunda ihtiyacımız var diye almıştı. Sevinçle biriktirdiğimiz paraların üzerine ekledik parayı. Bir kaç ay sonra gittiği başka bir evden yine benzeri bir para verdiler. İyi insanların varlığına dua ettik o gece birlikte. İkinci yılın sonunda bir gece kondu alacak paramız oluvermişti. Evdekiler de anlayamadılar bu işin nasıl olduğunu ama bizden kurtulacaklarına sevindikleri için sormadılar.”

“Hakkikaten nasıl oldu Hüseyin ağa bu iş?”

“Oldu işte, sormayın. Ben de sonradan düşündüm  hep bunları. Cahillik işte.”

Öfkeyle homurdandı bu defa koğuş.

“Ailelerimize yakın olmak istemediğimiz için şehrin öte yanında başka bir gece kondu mahallesinde bir ev beğendik ikimiz. Nazmiye o kadar mutluydu ki, sevinçten ağladı o gün. Ben de duygulandım tabi. Gerçekten Allah’ın en salak kulu bendim herhalde.”

Koğuştan hiç ses çıkmayınca devam etti anlatmaya.

“Bir süre sonra evi döşeyecek,  yediğimiz önümüzde yemediğimiz arkamızda paramız da oldu. Bu temizlik işinin bu kadar iyi para getiren bir iş olması hem şaşırtıyor hem sevindiriyordu beni. Nazmiye benim gönlümü hep hoş tutmaya devam ediyordu bu  arada. Beni sabah işe giderken öpe koklaya yolluyor, akşam da kapıdan girer girmez hasretle boynuma atlıyordu. Bir yıla kalmadı hamile kaldı yeni evimizde. İkimizin de ailesi bizi arayıp sormadığından, kendi kendimize kutladık bu bebeği. Dokuz ay sonra bir oğlumuz oldu. O ara Nazmiye çalışamadığı için biraz zorlandık, biraz da doğumdan sonra çalışamadı haliyle altı ay kadar. Bebeğin ihtiyaçlarını önceden alıp, biraz da para ayırmıştık kenara. O açıdan bir sıkıntımız olmayınca idare ettik. Komşularımızın eski mahalleden bir tanıdık sayesinde başımıza gelenleri öğrendikleri için bizi burada da pek sevmediklerini söyledi Nazmiye. O yüzden bir çocuğumuz olunca da kimse bizi tebriğe gelmemişti. Tabi altın takan, bir hediye alanda olmadı. Yine Nazmiye’nin gittiği evden insanlar aldılar bir şeyler.”

“Oğlum sen harbiden su katılmamış” diyerek susutu Selahattin ağa, “Tövbe, tövbe devam et hele nereye varacak bu hikaye!”

Derin bir iç geçirdi Hüseyin, koğuş homurdandı bu sefer.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s