Geven – Bölüm 6

Kemal Selvi’ye karşı kendini çok suçlu ve kötü hissediyordu ama şimdi yapılacak en iyi şeyi yapıyorlardı. İyi ki kızın geldiği ilk günden arayıp ona her şeyi anlatmıştı. Aksi durumda şimdi işler iyice içinden çıkılmaz bir hale girmiş olabilirdi. Bir de Selvi’yi kaybederdi daha kavuşamadan.

Rüstem ağa kızlarının kendinden habersiz, başlarına buyruk doktora gittiklerini duyunca kıyameti koparmıştı. Hemen adamlarına kasabaya gitmelerini, sağlık ocağı dahil her yanı didik didik edip, kızın oralarda olup olmadığını öğrenmelerini istedi. Henüz doktorun erkek olduğundan haberi yoktu.

Ağanın adamları kasabaya varasıya kıyıldı Kemal ile Gevher’in nikahı. Gevher doktorun ellerine yapışıp öpmeye kalktı nikah olunca, Kemal zor kurtardı kendini kızın elinden. Nikah biter bitmez imam, Yaşar bey ve karısının önünde konuştu Gevher’le.

“Allah şahidim olsun ki ömrüm olduğunca, dünya ahiret bacımsın sen benim. Bu nikah sadece senin ve benim hayatımızı kurtarmak için yapıldı. Sakın ola ki aklına bir şey getirmeyesesin. Bu insanlar hem nikahımın, hem sözlerimizin şahididir. Tamam mı?”

Gevher başını salladı sessizce.

“Gidip kızın ailesiyle konuşman lazım doktor bey” dedi Yaşar bey, “Bana sorarsan yanlız gitmen  de doğru olmaz! Allah korusun Rüstem ağa deli adamdır sahiden!”

“Ben gelirim!” dedi Yaşar beyin eniştesi imam, “Bana elini sürmeye cesaret edemez, konuşurum da. Böylelerinin akıllanması lâzım artık. Doktor bey gibi iyi bir insana denk gelmese bu sabinin başına ne gelirdi kim bilir?”

“Allah korusun!” dedi Yaşar beyin karısı. Onun da içi kaynamıştı kıza, kendi kızlarının başına da gelebilirdi böyle şeyler. Küçük yerdi burası. İnsanlar kızın canına acımaz her tür dedikoduyu yapardı. Cehaletti ama kasabanın gerçeğiydi de işte bir taraftan.

Kemal  vicdan azabından bir türlü kurtulamadığı için onlar kendi aralarında Gevher’in ikram ettiği çayı içip sohbet ederken Selvi’yi aradı.

“Önce Allah sonra sen beni affet!” dedi açar açmaz.

“Sen yanlış bir şey yapmadın!” dedi Selvi.

“İnşallah öyledir! Ben can kurtarayım diye bu mesleği seçtim ama böylesi hiç aklıma gelmemişti Selvi!”

“Yarın gece biniyorum aldım biletimi!” dedi Selvi sadece. Diyecek söz bulamıyordu. En iyisi gidip kocasının yanında durmaktı. Bu aklı beraber işletmişlerdi. Kendi ailesine şimdilik bahsetmeyecekti bir şeyden. Sonra düşünecekti bu konuları. Şimdi tek istediği kocasının yanında olmaktı.

İki gün sonra karısına kavuşacağını duyunca çok sevindi Kemal. Ona şimdilik gidip Geven’in ailesi ile konuşacaklarından bahsetmemişti paniğe kapılmasın diye. Ancak birilerinin gidip nikahlandılarını onlara söylemesi gerekiyordu.

Hemen ertesi sabah imam efendi ile erkenden buluşup Gevher’in köyüne gitmeye karar verdiler. İmam karakola gidip durumu haber vermişti başlarına bir iş gelme olasılığına karşı. Henüz gerçekleşen bir olay olmadığı için karakol müdahalede bulunamıyordu ama en azından başından bilirlerse tedbirli olurlardı.

“Geven’i de götürecek miyiz?” dedi Kemal  imam efendiye.

“Gelsin, babasının elini öpsün o da!” dedi imam.

Gevher gene titremeye başlamıştı korkudan, babasının onları görünce ne yapacağını kestiremiyordu. Belki bu iki iyi insana bir şey yapacak sonra da onu çekip alacaktı yanlarından ve tabi onunda canına kıyacaktı son olarak. Aklından öyle korkunç şeyler geçirmeye başlamıştı ki korkudan, doktor ile imama bahsedemedi. Yol boyunca dudaklarının içini ısırıp yara etti sadece.

Kemal’de çok gergindi. İmam sen karışam ben konuşacağım doğrudan demişti.

Rüstem ağanın adamları bir gün önce kasabaya gelmişler, sağlık ocağına da sormuşlar ve doktorun kim olduğunu öğrenememişlerdi. O gün imam nikahı için orada olmayan Kemal yerine diğer doktor Hanife hanım  bu bilgiyi kimseye veremeyceklerini söylemişti. Adamların sağlık ocağına gelip sorular sorduklarını  gören Yaşar bey, aceleyle doktorun odasına girip bilgi vermemesi için yalvarmış, sonra anlatacağını söylemişti. Adamlar hışımla doktorun odasından çıkınca da meslektaşının başına gelenleri söylemişti kadına. Hanife hanım çok üzülmüş olsa da o da burada ailesiye yaşadığı için daha fazla olayın içine girmeye cesaret edememişti.

Adamların aklına kızın doktorla kaçtığı gelmediği için kasabayı alt üst etmişler, kimseden bir şey öğrenememişlerdi. Sağlık ocağındaki muayeneden sonra Gevher zaten eve döndüğü için oraya da bir kez daha uğrayıp bir şey sorma gereği duymamışlardı.

Rüstem ağa kızın kasabada da olmadığını öğrenince iyice sinirlenmişti, civarda ne kadar köy, ev yerleşim yeri varsa aransın istiyordu. Kız kasabaya da gitmediğine göre buralarda bir yere sığınmış olmalıydı. Tabi o saflıkla başına bir şey gelmediyse. Hacer hanım, Fatma ve diğer kız kardeşler sürekli göz yaşı döküyorlardı. Damatlar ve erkek kardeşlerin ağzını bıçak açmıyordu.

Bir tek evin en küçük erkeği Hasan ilgilenmiyordu namusla veya başka bir konuyla, neşeli neşeli oynuyordu o kendi kendine. Teyzesi Gevher’i  görse mutlulukla atlardı yine kucağına. Onun töreleri, öğretilmiş çaresizlikleri, törpülenmiş algıları yoktu. Yüreği herkese açıktı, kini, biriktirdiği öfkeleri yoktu. O da bir erkekti ama daha toplumsal işleme tabi tutulup işlenmemişti. Hamdı. Rüstem ağa ve onun gibilerin de bir zamanlar Hasan gibi küçük saf bir masum olduğuna inanmak zor geliyordu insana. Ya da Hasan’ın bir gün Rüstem ağa gibi olacağına.

İmam, Kemal ve Gevher daha çiftiğin kapısından girerken haber gelmişti eve. Rüstem ağa, oğulları, damatları kapıya çıkmışlardı hemen silahları bellerinde. Kadınlar arkalarından gelmişti yüzlerini örterek.

İmam’ın arabası evin önüne vardığında büyük bir kalabalık karşılamıştı onları, öfke, korku, merak, endişe dolu bir sisin içinden bakıyorlardı hepsi.

İmam Kemal ve Gevher’e aramada kalmalarını söyleyerek indi tek başına.

“Aleyküm Selam Rüstem ağa!” dedi yüksek sesle.

Kızının arabada olduğunu öğrenen Rüstem ağa başını salladı cevap vermedi imama.

“Sana kızınla kocasını getirdim el öpmeğe!” dedi imam hiç aldırmadan, “Ancak senden çekiniyorlar, bir hatadır etmiş iki genç. Ağasın büyüksün affeder elini öptürürsün diye düşündüm! Nikahların bizzat ben kıydım. Kızının namusuna bir zarar gelmedi.”

Rüstem ağa gözlerini kısmış arabanın içindekileri görmeye çalışıyordu. Ağanın kızını kaçırıp nikahlamaya cesaret eden bu adam kimdi, kimlerdendi bilmek istiyordu bir an önce.

Arkasındaki kalabalığın yüzünde ki korku ve merak birbirine karışmıştı iyice.

“Damadın kasabanın doktoru Kemal bey. Öyle cahil bir adam değil, okumuş, kültürlü, bütün kasaba namusluluğuna, dürüstlüğüne kefil olur sorarsan.”

Kızı kaçıranın okumuş bir doktor olması hepsini şaşırtımıştı iyice, Rüstem ağanın bile yüzündeki çizgiler şekil değiştirdi.

“Koskoca doktor yol yordam bilmiyor muymuş ki kaçırmış kızımı?” dedi Rüstem ağa.

“Gençliklerine ver işte, kızını görmüş vurulmuş, vermezsin diye korkmuş.”

“Yoksa bu o doktor mu?” dedi ağa birden uyanıp, Fatma’ya.

İmam konuyu bildiği için, “Yok kızını muayene eden doktor değil bu, ama geldiğinde gören doktor!”

“Ne yani bir görüşte kızıma vurulup aynı akşam mı kaçırmış?” dedi Rüstem ağa bu defa. Aptal bir adam değildi. Olsa bunca insanı idare edemezdi zaten.

Kemal adamın ikna olmayacağını düşünmeye başlamıştı. Belki de karısına kavuşamadan hepsi ölüvereceklerdi burada şimdi.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s