Geven – Bölüm 5

Hacer hanım kızına kızıp kocasından saklamak istese de, kızın kasabaya gitmiş olabileceğini de bir şekilde duyurmak istiyordu ona. Eğer cesaret edip oralara kadar gittiyse hiç değilse sağlıklı olduğu haberini alırlardı böylece. Tabi izini bulurlarsa Kız yarım akıllı, safçaydı ama kimse onu bu kadar cesaret gösterebileceğini beklemiyordu ailede. Korkaktı çünkü, başına buyrukluğu saflığındandı sadece.

“Jandarmaya haber mi versek!” demişti Gevher’in ağabeylerinden biri.

“Gazete ilanı da verelim istersen!” demişti Rüstem ağa öfkeyle, “Yedi köy duysun mu başımıza geleni! Akıllı olun! Kimse Gevher’in kaçtığını söylemeyecek. Arayıp bulacağız kendimiz hangi deliğe girdiyse!”

“Kasabaya kadar gider mi ki?” dedi  Hacer hanım yine duramayıp.

Rüstem ağa hışımla döndü karısına, “Bir şey mi biliyorsun sen?”

“Yok ne bileceğim!”

Rüstem ağanın aklı kesmiyordu kızın onca yolu kendi başına gideceğine, daha da doğrusu hiç bilmediği kasabanın yolunu denk getirip bulacağına.

Yine de yola kadar çıktıysa belki takip edip ulaşmıştır diye düşünüp tembihledi adamlarını baksınlar yola diye.

Akşam üzeri iki adam geldi yol üzerindeki ahırda bileğindeki nazarlığı düşürmüştü Gevher. Ahırı temizlerken bulmuştu evin sahipleri ama anlayamamışlardı nereden geldiğini. Samanlarla karışıp geldi diye düşünüp atmıştı cebine Muhsin bey.

Ağanın adamları gelip sorunca da elini cebine atmış, aklına gelmişti bileklik.

“İhtimal vermem ama samanlıkta buldum bunu bu sabah!” deyivermişti.

Adamlar bilekliği alıp getirince Hacer hanım tanımıştı kızının kolundakini.

“Vallahi gitmiş kasabaya geven!” demişti boş bulunup.

Fatma’yı annesine kaş göz ederken yakalayınca Rüstem ağa üzerlerine gitmiş, Fatma gene korkudan yumurtlamıştı babasına doktor macerasını, ellemeyi anlatmadan. Bir güzel sopa yemişti üzerine. Odaya geçince bir de annesinden yemişti tokatı.

“Başıma ne işler açtınız iki bacı?” diye tokatlamıştı Hacer hanım kızını hırsından. Tarlayı ekini unutmuş Gevher’in peşine düşmüştü herkes.

Kızın evinde geçirdiği ilk gün sakin geçinde, daha huzurlu dönmüştü Kemal. Gevher evi temizlemiş, yeni yemek yapmış, sofrayı kurmuştu gittiğinde. Kirlileri de yıkayıp asmıştı sandalyelere.

“Ne zahmet ettin, teşekkür ederim!” demişti Kemal nazikçe.

Hâlâ ne yapacağını bulamamıştı bu kızla. Biri onun evde olduğunu anlarsa başları çok fena derde girerdi.

“İstersen kıy nikahı korkudan kurtulalım sakin düşünürüz!” dedi Selvi sonunda.

“Delirdin mi Selvi, kuma mı alayım senin üzerine!”

“Canınızı kurtarmak için Kemal. Kıza elini süreceğinden değil ki? Yarın bir gün gelip kapına dayanacaklar, ikinizi de öldürecekler diye korkuyorum yemin ederim!”

Kemal yutkundu yan gözle Gevher’e baktı.

“Herkes duyacak Selvi!” dedi berbat bir sesle.

“Biliyorum ama oradakiler duyacak sadece!” dedi Selvi’de, “Bir çare buluruz sonra, ben de geleceğim bir haftaya kadar!”

“Sen gelince yapsak bari!”

“O zamana kadar bulurlar sizi Kemal! Adam deli bir ağa diyorsun!”

“E imam nikahı da yapsak vurur belki ne biliyoruz ki?”

“Sus Allahaşkına! Ağzından yel alsın!”

“Selvi seni seviyorum!”

“Ben de seni Kemal!”

Kemal iyice şaşırmıştı ne yapacağını. Selvi doğru söylüyordu, hem kendi hayatını hem de kızınkini tehlikeye sokuyordu böyle. Kulağı dışardaki seslerde uyuyamadı gene bütün gece. Boş odalardan birini vermişti Gevher’e. Kız çoktan evin adamı gibi davranmaya başlamıştı.

Sabah uykusuz ve yorgun bir şekilde gitti sağlık ocağına. Yaşar beyi görünce yanına gidip fısıldadı, “Yaşar bey biraz gelir misiniz odama?”

Adam konunun temizlik işi ile ilgili olduğunu sanıp endişeli bir suratla gitti Kemal’in peşinden. Doktor fısıldadığına göre artık sizinle çalışmayacağım diyecekti muhakkak. Evi daha ucuza temizletecek birilerini mi bulmuştu acaba?”

“Kapıyı kapat Yaşar bey, özel bir şey konuşacağım seninle!” dedi Kemal yine sesini küçük tutara.

“Buyur doktor bey!” dedi Yaşar bey kapıyı arkasından örterek.

“Yanlız senden yemin isteyeceğim bu konunun aramızda kalmasına dair. Kimseye demeyeceksin.”

“Yok doktor bey kimse diyeceğim. Hayırdır inşallah?” dedi bu defa merakla.

“Bak Yaşar bey evimde bir kız var benim.”

“Ne kızı?” dedi Yaşar bey sandalyede dikilerek, doktorun evli olduğunu biliyordu.

“Boş ver şimdi ne kızı, var işte! Benim acilen onunla imam nikahı yapmam gerekiyor!”

“Tövbe estağfurlah! Sen ne diyorsun doktor bey! Kız mı kaldırdın?”

Kemal iyice gerilmişti adamın tepkilerinden.

“Evet kız kaldırdım! Yaşar bey ne kız kaldırması? Kız kendi gönlüyle geldi işte. Şimdi de onu nikahıma almam gerek. Yoksa ailesi gelip ikimizi de öldürecek. Bu yüzden de konu  çok gizli. Sen hanımınla hocayı al gel. Şahitliğiniz lâzım!”

Yaşar bey ne diyeceğini bilemedi önce.

“Kız gönlüyle mi geldi diyosun!” dedi şüpheyle.

Kemal onun da iki kızı olduğunu biliyordu.

“Konu çok karışık Yaşar bey. Kız benim hastam. Onu muayene ettim diye namusum gitti sanıyor. Elimi bile sürmedim ben ona. Sema hemşire de şahidimdir. Çıktı geldi bir gece ailesinden kormuş!”

“Tövbe, tövbe!” dedi Yaşar bey yeniden, aklı yatmıştı şimdi hikayeye, “Sen nasıl bir belaya bulaşmışsın doktor bey!” dedi kendi kendine konuşur gibi.

“Bulaştım işte bir kere şimdi kızı nikahıma almam lâzım ki ailesiyle gidip konuşayım!”

“Karın ne olacak ya?”

“Onun haberi var! Haftaya gelecek zaten!”

“Tövbe, tövbe!” dedi adam tekrar şaşkınlıktan. Belli ki aklına diyecek başka söz gelmiyordu.

“Haydi gözünü seveyim Yaşar bey, bak senin de iki kızın var. Kurtaralım şu kızın canını, sonra bakacağız çaresine. Sakın kimseye demeyesin bak gelir vurular hepimizi!”

Yine “Tövbe, tövbe!” diyerek başını salladı, kalktı yerinden Yaşar bey, “Ben konuşayım hocayla!”

“Aman güvenilir ağzı sıkı bir hoca olsun gözünü seveyim!”

Yaşar bey yine başını sallayarak çıktı odadan.. Temizlik işini kaybetmekten korkarak girdiği odadan şoka girmiş vaziyette çıkıyordu. Akşam işten çıkar çıkmaz doğru eniştesine gitti. Aşağı mahallenin camisinde hocaydı adam. Ona durumu anlattı. Enişte baştan bu işe karışmak istemese de ikna etti onu. Sonra gidip karısına anlattı. Karısı da bütün gece “Tövbe, tövbe!” dedi durdu. Ertesi gün iş çıkışı Kemal’in evine gidip halledeceklerdi bu işi.

Kemal haberi alınca rahatladı. Önce Gevher’e, sonra da açıp Selvi’ye söyledi. Selvi bunu kızın ve kocasının iyiliği için yaptıklarına ikna etmeye çalışıyordu kendini. Ne kadar yapılması gerekenin bu olduğunu bilse de, hatta kendi önermiş olsa da bir yandan kadınlık iç güdüsü sürekli içini kemiriyordu. Daha evleneli dört beş ay olmuştu. Kocasıyla doğru dürüst birlikte olamadan kuma geliyordu üzerine. Üstelik evlerine ondan önce girmişti bu kuma.

“Daha erken gelemez misin?” dedi Kemal. O da Selvi’nin hissettiklerini hissediyordu.

“Annemlere bir bahane bulacağım!” dedi Selvi.

 

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s