Geven – Bölüm 3

Hava iyice dönmüştü karanlığa, odasının camından önce bohçasını attı, sonra kendi çıktı. Köyde hâlâ tarladan dönenler vardı. Sindi duvarın dibine  geçenler bitene kadar. Karanlıktan da ölesiye korkardı ama şimdi evde kalsa babası zaten öldürecekti onu. Onlar yokluğunu farkedip peşine düşesiye uzaklaşması lazımdı buradan.

Hızla fırladı sindiği yerden, ağaçlığa koştu. Oraya varınca durdu hemen, ağaçların arası iyice karanlık gözüküyordu ama burayı geçince kasaba yolunun öte tarafına çıkıldığını biliyordu. Hava biraz daha kararırsa bastığı yeri görmeyecekti. Koşar adımlarla ilerlemeye başladı. İki kez ayağı takılınca kapaklandı yere. Dizleri kanıyordu şimdi ama durmaya korkuyordu. Yola daha vardı onca koşmasına rağmen.

Yola vardığında sadece ay ışığının beyazlığı kalmıştı aydınlık olarak. Yoldan gelen geçen de yoktu bu saatte. Zaten ay olmasa yolu da seçemezdi gözleri bu karanlıkta. Yorgunluktan kan ter içinde kalmış ağaçların dalları yüzünü gözünü çizmişti hep koşarken. Yine de etraftan gece kuşlarının sesleri yükselince korkusundan duramadı yürümeye devam etti inleye tıslaya. Gündüz bir buçuk saatte varmışlardı kasabaya, o zaman hasta da olsa katırın üzerinde yorulmamıştı. Oysa daha çıkalı yarım saat olmasına rağmen dermanı bitmişti bacaklarının. Bir yarım saat daha gidince bir ev gördü. Gidip kapıyı çalamazdı elbette ama evin arkasındaki ahıra girebilirdi. Sessiz olmaya çalışarak ahırın yarım açık kapısından süzüldü içeri. Hayvanlar öylece duruyorlardı kapatıldıkları gibi. Yorgunluktan samanların arasına kıvrıldı hemen.

Horozların sesi ile açtı gözlerini panik halinde. Üzerini başını çırpıp kimse var mı diye kontrol etti önce ahırın kapısından. Kimseyi görmeyince fırladı yola hemen yeniden. Evi ardında kaybedene kadar koştu biraz onu görmesinler diye. Sonra yürümeye devam etti. Akşamdan kanayan dizlerindeki yaralar kabuk bağlamış geriliyordu şimdi.

“Evdekiler yokluğumu farketti mi acaba?” diye düşündü korkuyla. Babasının öfke dolu kara gözleri geldi gözlerinin önüne, “Anama, bacıma eziyet etmiyordur inşallah!” dedi kendi kendine.

Sahiden de Rüstem bey kızın camdan çıkıp gittiğini öğrenince kıyameti koparmıştı. Önce Hacer hanımı hırpalamış, sonra damatlar araya girince geri çekilmişti. Fatma korkusuna hiç sesini çıkaramamış, doktora gittiklerinden hiç bahsetmemişti kimseye. Kızının korkak ve saf olduğunu bilen Rüstem ağa güvendiği adamlar ve damatlarla tarlalar dahil her yanı aratmıştı gece ama izine ratlayamamışlardı Gevher’in.

Hacer hanım hasta hasta düşüp bir yerde kalır da, kurda kuşa yem olur diye göz yaşı döküyordu kendi kendine. Fatma’da ağlıyordu sürekli.

“Aptal kız!” diyordu içinden, “Olduğundan daha kötü yaptı şimdi her şeyi! Hepimizi yaktın geven!”

Gündüz vakti kasabaya girerse babasının tanıdıklarına denk gelir diye korktuğundan saklanacak bir yer bulup bekledi havanın kararmasını yeniden. Korkuyordu ama ancak karanlıkta rahat hareket edebiliyordu. Saklandığı yer hemen sağlık ocağının karşısındaydı. Bilerek buraya saklanmıştı zaten. Doktoru görmesi lâzımdı.

Kemal görev saati bitince çıktı sağlık ocağından, kasabada kiraladığı eve doğru yürüdü. Karısı Selvi daha gelmemişti buraya, kendisi de yeni atanmıştı zaten. O da eşyasını toplayıp gelecekti yakında. Kemal’in düzenini oturtması, onun her şeyi ayarlayıp gelmesi ancak sürecek gibi duruyordu. İşinden de ayrılacaktı tabi. Kemal burada görev yaptığı sürece çalışmayacaktı.

“Belki çocuk yaparız o arada!” diye konuşmuşlardı. Sonra yeni görev yerine göre bakacaklardı duruma. Küçük yer diye dert etmiyorlardı çocuğu. Doktoru babası olacaktı nasılsa,  okula başlaması için de zamanı çok olacağına göre, gül gibi büyütürlerdi burada çocuklarını. Sağlıklı beslenir, kasaba hayatının da tadını çıkarıp oynardı. Şehirde böyle güzel doğal ortamı nerede bulacaklardı sanki. Selvi’nin ailesi kızlarının böyle küçük bir kasabaya gidip doğum yapma hevesine karşı çıkmışlardı baştan ama damatlarıının doktor olması yüzünden sonunda onlar da ikna olmak zorunda kalmışlardı. Çocuk doğunca geleceklerdi yanlarına. Torunlarından uzakta kalmayacaklardı. Hem zaten hemen çocuk yapacaklar diye konuşmamışlardı. Şimdilik böyle düşünüyorlardı taşınırken. Belki buradaki yaşam koşulları fikirlerini de değiştirebilirdi.

Kemal kafasında bunları düşünerek yürüdü evine doğru. Cebinden anahtarı çıkarıp girdi bahçe içindeki tek katlı eve. Peşinden sessizce gelen gölgeyi farketmemişti. Gevher karanlıkta onu kimsenin farketmediğinden emin olunca girdi bahçeye hemen. Biraz daha bahçede bekleyip cesaretini toplamaya karar verdi sonra.

Kemal bu arada üzerini değiştirmiş, duşunu almış, mutfağa  bir şeyler hazırlamaya geçmişti. Selvi gelene kadar burada kendi işini kendi görmesi gerekiyordu. Hemşirelerden yardımcı bulabileceklerini teklif edenler olsa da, tek kişi olduğunu bahane ederek kabul etmemişti. Böyle küçük yerlerde tek başına yaşayan bir erkeğin evine kadın yardımcı geleceğini de sanmıyordu zaten. Sağlık ocağının temizlik görevlisi Ahmet bey karısıyla gelebileceğini söylemişti sonra. Maddi durumlarının da iyi olmadığını öğreninca ayda bir almıştı onları cam, kapı silsinler diye. Zaten geleli hepi topu üç dört ay olmuştu daha. Selvi geldikten sonra da gelirler diye düşünmüştü. Hele hayatlarına bir de bebek eklenirse zaten bir yardımcıya ihtiyacı olacaktı Selvi’nin.

Tam yemeğini ısıtmış, tabağını masaya yerleştirmişti ki kapının ziline yürüdü açmaya. Doktor olduğu için her saat kapısının ve telefonunun çalmasına alışıktı.

Kapıyı açıp üzeri başı kirlenmiş  ve yırtılmış, yüzü gözü karışmış genç kızı görünce şaşırdı önce.

“Kaza mı geçirdiniz?” dedi mesleki kaygılarla.

“Yok size geldim!” dedi Gevher korkuyla.

“Durun ocağı kapatayım da sağlık ocağına geçelim!” dedi sonra Kemal bu kızın yaralarının temizlenmesi lazımdı. Saldırıya da uğramış olabilirdi ayrıca. Buralarda nadir de olsa oluyordu böyle şeyler.

“Olmaz!” dedi Gevher arkasını kontrol etti korkuyla ve Kemal’in yanında koşarak attı kendini içeri.

Kemal şaşkın bakışlarla kalakaldı kapıda, kızın ne yaptığını anlayamamıştı.

“Kapat kapıyı, biri görecek!” dedi Gevher panikle.

Kemal’de kapattı şaşkınlığı devam ederek.

Gevher’in gözlerinden yaşlar inmeye başlamıştı yine iğnenin de etkisi geçtiği için halsizliği artmış, karnı da çok acıkmıştı. Masanın üzerinde tabağı görünce yutkundu.

“Aç mısın?” dedi Kemal onun yutkunduğunu görünce, kız içeri ışığa geçince tanımıştı onun yüzünü.

Başını salladı Gevher. Elindeki bohçasını sımsıkı tutuyordu.

“Önce yüzünü gözünü bir yıka istersen ben de sana bir tabak daha koyayım!” dedi Kemal onun ne kadar ürkek olduğunu hatırlayınca. Kızın başına kesin bir şey gelmişti doktordan dönereken. Bu hali başka nasıl açıklanabilirdi ki. Önce onun güvenini kazanıp, neler olduğunu öğrenir, sonra da jandarmaya haber veririm diye düşünmüştü.

Gevher, Kemal’in gösterdiği banyo kapısına baktı.

“Orada temizlenebilrisin. Kapı kilileniyor” dedi Kemal.

Gevher girdi banyoya kapıyı da kilitledi. Aynada kendi yüzüne bakınca anladı doktorun neden temizlen dediğini. Yanaklarında çizikler vardı. Saçı başı darmadağın olmuştu. Başındaki örtü duruyordu ama ağzı yüzü bir tarafa kaymıştı. Çekinerek  banyoyu inceledi. Bir duş, bir tuvalet, bir de el yıkamak için lavabo vardı.

Ani bir kararla duşu açtı ve üzerindekileri çıkarıp altına girdi. Kendine gelmeye ihtiyacı vardı. Sonra eski kıyafetleriyle kendini kurulayıp onları bohçasına tıktı, oradan yanına aldığı temizleri giyindi. Aynada eliyle saçını tarayıp topladı ve başına temiz bir tülbent geçirdi. Kilidi açıp döndü Kemal’in yanına.

“Haydi gel çorba ısıttım sana!” dedi Kemal.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s