Geven – Bölüm 1

“Kız ana bu Gevher’in ateşi çok yükselmiş, babama desek bir el doktora götürsek garibi!”

Gevher sahiden  geceden beri ateşlerin içinde yanıyordu. Hacer hanım da farkındaydı kızın halinin ama kocasının da huyunu billiyordu. Tarlada ekin zamanıydı şimdi işi bırakıp kasabadaki sağlık ocağında öldürsen götürmezdi kızı. Kadın başına köyden de çıkarmazdı onları.

“Sanki bilmiyormuş gibi konuşma!” dedi büyük kızına, “Bak şu oğlana ağlıyor galiba!”

Fatma annesinin sözün dinleyip gitti iki yaşındaki oğlunun yanına. Elindeki tahta parçasının kıymığı girmişti çocuğun eline.  Ağzıyla parmağındaki kıymığı emdi çıkardı. Öptü minicik parmaklarını Hasan’ın.

“Anasının kuzusu, acımış mı eli oğlumun! Bak teyzen hasta olmuş gördün mü tosunum. Doktor lazım!”

Sonra eteklerini toplayıp doğruldu gitti gene annesinin yanına.

“Ben Dilaver’e desem onunla gitsek ana?”

“Kızım Dilaver, Mehmet, Sait hepsi gidecekler tarlaya işte. Baban koyverir mi onları yanından ayrı. Kim çalışacak başka?”

“İyi ya ben çalışırım onun yerine? Ölsün mü bu çocuk burada böyle?”

“Allah korusun, ağzından yel alsın! Sus bakayim. Sabah dedim ben babana bunları. İki ot kaynat gevene yatsın dinlensin dedi.”

“Ne geveni ana ya! Demeyin şu kıza şöyle!”

“Ben mi diyorum baban diyor!” diyerek tarlaya gidecek azıkları hazırlamaya devam etti Hacer hanım.

Rüstem ağayla çocuk yaşta evlenmişti. Yüklüce başlık parası vermişlerdi Hacer’i alırken. Hacer’de güzel kızdı gerçekten. Sarı saçları, mavi gözleri, hokka gibi burnuyla yabancı artislere benzetirdi herkes onu. Hele o yaşlarda bakan bir daha bakardı. Civar köylerin, hatta kasabanın bile en güzel kızı olduğu söylenirdi.

Böyle güzelliği dillere destan olunca ünü ağaya kadar gitmişti elbette. Ağa da ortanca oğlu Rüstem’i evlendirmek istiyordu. Gidip Hacer’i görmüşler, Rüstem kıza bayılmıştı. Hemen isteme, düğün yapıldı, kız köyünden alınıp getirildi.

Tam yedi çocukları oldu Rüstem ağa ile Hacer’in. Sert bir adamdı Rüstem ağa. Ağabeyi şehire gidince buradaki tüm malvarlığını yönetmek ona kalmıştı. Bacılarını karıştırmıyordu bu işlere. Küçük kardeşi de ağabeyine yardım ediyordu ama ağa o değildi.

Ekin zamanı olduğu için marabalarla birlikte tüm aile gidiyordu tarlalara. Rüstem bey kimseyi gözünden kaçırmaz, sözünden çıkarmayı sevmezdi. Kaçana, çıkana ceza verir, sert sözler söylerdi. Bu yüzden hem ailesi hem köy çekinirdi ondan. Bir de parası bol diye fıstık ağacı diktirmişti bu sene. Ağaçların iyi meyve vermesi çok uzun sürüyordu ama şimdiden bakılırsa, evlatlarına ve onların çocuklarına çok fayda sağlardı. Tarlaların ve köyün etrafı hep fıstık fidesiydi şimdi.

“Yaşasın köye yeşillik, oturmaya gölge geldi!” diye sevinmişti Gevher.

Evin en küçüğüydü, safça bir kızdı. Hızlı anlayıp öğrenemezdi ama annesi gibi de güzeldi. Pek söze de gelmezdi. Başına buyruk denmese de gönlünün, aklının çektiğine gider ortadan kaybolurdu. On altı yaşına gelmişti ama hâlâ koyunun, kuzunun, kuşun, kelebeğin arkasından zıplayıp durduğu için kızardı ona Rüstem ağa.

Ağırbaşlı olmasını beklerdi ki ona da iyi bir koca bulup, başlık alsınlar.  Böyle köyün delisi gibi hopladıkça güzelliği de olsa kimse istemezdi ki onu. Tarlaya gelecek, sağlıklı çocuklar doğuracak aklı başında bir kız olması gerekiyordu. Diğer hiç bir çocuğuna benzemediği ve en çok ona kızdığı için “Geven” diyordu ona Rüstem ağa. Gevher yerine. Deve dikeni demekti geven.

Fatma kardeşinin haline çok üzülmüştü, babasının onu sevmediğini, zaten tarla olmasa da sırf akıllansın diye doktora götürmeyeceğini biliyordu. O da evlenip bu evden çıkalı üç yıl olmuştu. Evdeyken de Gevher’i hep o korur kollardı. Kocası civar  köyden bir ağanın oğluydu. İyi başlık parası verdiler diye seçmişti babası onu. Rüstem ağanın dediğine kimse itiraz edemezdi. Zaten köy yerinde kız kısmısının ne atasına ne kocasına ses etmesi mümkün müydü ki? İşte şu el kadar Hasan’a sözü geçiyordu Fatma’nın erkek niyetine.

“Hasan’ı al da Gevher’e çok sokulmasın, bak hasta olur sonra çocuk!” dedi Hacer hanım dalıp giden kızına bakıp.

“Anne ben tarlaya gelmeyim de Gevher’e bakayım bari, siz Hasan’ı da alın gidin!” dedi Fatma birden bire dönüp.

“Zaide ile Feray’da geliyor nasılsa bakar onlar Hasan’a. Sen ne otu kaynatılacaksa söyle bana, ben de Gevher’e onu içireyim. Baksana çişi gelse kalkamaz bu yerinden!”

Hacer hanım bir kızı Fatma’ya, bir de Gevher’e baktı.

“Tamam kal sen! Baban farketmez belki, Hasan’ı da çağır Zaide baksın!”

Fatma koşarak içeri koştu, “Zaide! Gel! Annem çağırıyor!”

Zaide yeğenini kucakladı aldı yerden, “Teyzesi mi bakacakmış bu kuzuya bu gün!” diyerek öptü pembe yanaklarından ve evden çıkıp bindi traktörün arkasına. Hacer hanım da Fatma’ya ne kaynatacağını tembihleyip çıktı elinde azık bohçalarıyla.

Fatma babası gitmediğini farketmesin diye çıkmadı evden. Traktörün gidişini izledi perdenin arkasından. Onlar gider gitmez koştu Gevher’in yanına.

“Kız? Uyuyor musun?”

“Yok abla! Karnım ağrıyor çok!”

“Haydi kalk seni kasabaya götüreceğim sağlık ocağına, babamlar gelmeden gider geliriz!”

Gevher zorla açtığı gözleriyle baktı ablasına, “Babam bacaklarımızı kırar valla!”

“Kırmaz! Nereden haberi olacak? Seni katıra bindirim bir saat sürse yol, haydi bir saat de orda oyalanalım, üç saatte falan geliriz. Herkes tarlalara gitti zaten, bizi kimse görmez!”

Gevher ablasının yardımıyla kalktı giyindi üzerini, kolunu kaldıracak hali yoktu, zorla bindi katırın sırtına. Fatma katırın ipini tuttu, çıktılar kasaba yoluna. Sahiden de köyde kimse kalmamıştı. Gevher katırın boynuna doğru bıraktı biraz sonra kendini. Fatma düşmeyeceğine emin olunca devam etti yola. Kasabaya konuştukları gibi bir saatte olmasa da bir buçuk saatte vardılar.

Fatma daha önce Hasan için geldiğinden sağlık ocağının yerini biliyordu. Köy yerinde ancak ebe gelir bakardı hastalara, o da ne kadar iyi ederse. Öyle hastalandı diye kimseyi kapıp doktora getirmezlerdi. Hasan devlet hastanesinde doğduğu için doktoru tembihlemişti kocasını sağlık ocağına götürün aşılarını yaptırın diye. O yüzden geliyorlardı sık sık buraya.

Gevher’in halini görünce de ilk burası aklına gelmişti Fatma’nın ama köy yerinde başında erkek olmadan iki kadın kasabaya gidemezdi. Hem cesaret edemezler, hem de erkekler kıyameti koparırlardı. İlla yanlarında olmaları lazımdı çünkü. Kadınlar öyle kendi kendilerine hareket etme özgürlüğüne sahip değildiler.

Fatma katırı bağladı, indirdi kardeşini katırın üzerinden. Sağlık ocağının kapısında bekleyen bir iki kişi vardı. Daha önce geldiklerinde birinin öyle yaptığını gördüğü için bekleyenlere aldırmadan Gevher’i yürüttü içeri, kız sahiden de zor ayakta duruyordu.

“Acil bir doktor lâzım!” dedi hemşirelere bakarak.

Hemşire ve oradaki kadın görevli hemen  geldi oturttu Gevher’i. Siz burada bekleyin şu kağıtları doldurun, biz hastayı içeri alalım dediler ve bir odaya girdiler.

Fatma bir diğer görevlinin gösterdiği kağıtlara baktı, sonra görevliye bakıp “Benim okumam yazmam yok!” dedi mahcup bir sesle.

Görevli bir şey demeden aldı kağıtları ve ona okuyup kendi yazmaya başladı.

 

(devam edecek)

Hikayenin görselleri : Turgut Zaim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s