Kayıp hayatlar – Bölüm 8

Nehir’in öyle sinirleri bozulmuştu ki gözlerinden akan yaşlardan defteri okuyamaz hale geldi bir süre sonra.

“Allahım beni neye sınıyorsun?” dedi kendi kendine, “Ben nasıl evli olabilirim! Bu yaşanılanlar neyin nesi? İlaçlar? Kaza? Bir kabusun içindeyim ne olur yardım et bana!”

Sonra derin derin nefes aldı akıl sağlığını korumak zorundaydı. Gerçeği tam olarak öğrenmek zorundaydı artık. Yengesinin ya da yengesi sandığı o kadının başka neler itiraf edebileceğini bilmiyordu artık.  Okumaya geri döndü.

Sana yaptıklarımız için çok üzgünüm güzel kızım. Bu zamana kadar hatalarımızı telafi edecek bir durumumuz olmadı. En azından benim olmadı çünkü Faruk asla seninle konuşmamanız gerektiğini söylüyordu. Bunu aslında seni sevdiğimiz için yapmamalıydık. Bunları öğrendiğin zaman Gülnaz hanımın neler yapabileceğini tahmin bile edemiyor ve açıkçası gerçekten korkuyorduk. İşin ne olduğunu bile öğrenmeden o sözleşmeyi imzaladığımıza aslında çok pişmandık ama çıkış bulamadığımız için oyuna devam ettik hep.

Sonunda biliyorsun hastalandım. Hastalığım gerçekti. Sana yaptıklarımız için Allah’ın beni cezalandırdığını düşündüm hep. Bunu hakketmiştik. Senin mutlu yuvanı yıkmış, sana deli gibi aşık kocanın elinden seni çekip almış, bambaşka ve hastalıklı insanlarla dolu sahte bir hayatın içine sürüklemiştik. Elbette bunlar bizim planlarımız değildi ama başrollerde biz vardık ne yazık ki. Faruk bu düşünceme de çok kızdı. Sana iyi bakmaktan başka elimzden bir şey gelmeyeceğini söylüyordu sürekli. Hepimiz için en doğrusuydu bu.

Biz senin kocanı ve Ordu’daki hayatında olan insanları hiç tanımadık. Gülnaz hanım bu konuda bize bir bilgi vermedi. Bu defteri elinde delil olarak kullanabilirsin yeni hayatına dönmek için. Hatta belki Gülnaz hanıma karşı da. Sancak iyi bir çocuk bunu bilmeni isterim. Annesinin çevirdiği oyunlardan zerre kadar haberi olmadığı gibi o da aynı ilaçları içtiği için kazaya ve seni kurtardığına inanıyor. Senin evli olduğunu da hiç öğrenmedi. Bu yüzden lütfen ona kızma. O da en az senin kadar mağdur. Bir insan öz evladına bunu nasıl yapabilir bilmiyorum ama Gülnaz hanım ne yazık ki sana yaptıklarını kendi oğluna da yaptı. Sanırım bir gün senden bıkıp kurtulacağını ümidediyordu emin değilim. Bana soracak olursan o çocuk senden asla vazgeçmez. Zavallı oğlan, annesinin elinde oyuncak ve ruh hastası oldu gitti.

Özür dilerim neyi nasıl anlatacağımı bilmediğim için karışık yazıyorum biraz. Evliyken buraya nasıl geldiğini merak ediyorsundur.

Ramazan bey senin izini bulduktan sonra, gün içinde neler yaptığına eşinin eve kaçta girip çıktığına kadar her şey takibe alınmış. Yani seni bulur bulmaz harekete geçmemişler. Zaten evli olduğun için geri dönmeyeceğin ortadaymış daha önce de dediğim gibi. Onlarda bunu beklemedikleri için çok şaşırmışlar evlenmiş olmana. Orada sana yardım eden iyi bir arkadaşın varmış sanırım, bir şekilde onlar aracılığı ile bilgi edinmişler. Yani onların elbette haberi yok bu kötü olaylardan da iyi niyetle sohbet edilmiş galiba. Çokta emin değilim o detaylardan.

Senin gidişinin ardından geçen üç senede Sancak Afyon’da bir klinikte tedavi gördüğü için seni geri getirme planı yapar yapmaz ona haber vermişler ama evli olduğundan bahsetmemişler elbette. Onu sana getireceklerini söyleyip klinikten çıkarmışlar.

Sonra bir gün eve girmeden seni gözetleyip kaçırmışlar, bayılttıkları ve ondan sonra yoğun ilaç verdiklerinden sen bu kısımları hatırlayamıyorsun. Yine nasıl yaptıklarını bilmiyorum ama eşinin oradaki dostlarının senden umutlarını kesmesi için de bir şeyler düzenlemişler ama o detayları bize anlatmadı Gülnaz hanım.

Onlarda uzun süre senin peşine düştükten sonra umudu kesmişler herhalde. Öldüğüne mi inanmışlar sanki öyle bir şeydi. Faruk bir trafik kazası planlandığından ve senin eşyalarının araca konduğundan falan bahsetmişti bir ara. Hastalığım ilerliyor olduğu için ben de eskisi gibi değilim tam aktaramıyorum kusura bakma. Bunları sonra da öğrenirsin eminim.

Benim bu mektubu yazmaktaki amacım sevgili kızım kaçıp kendini kurtarman. Ordu’ya git. Merkezde bir yerde yaşıyormuşsun sanırım. Orada kendine yeni bir hayat kurmaya çalış, eminim güzel yüreğinin hatırına kader seni eşinle veya seni tanıyan insanlarla karşılaştıracaktır.

İlaçları elbette içme artık. Yanlız ilaçları içmesen bile her şeyi hatırlar mısın bilmiyorum. Tek istediğim kızım, kaç kendini kurtar.

Faruk’u düşünme. O artık çok yaşlandı. Gülnaz ona bir şey yapamaz, defteri bilmeyecekleri için neden gittiğini de anlayamazlar. Sen akıllı ve iyi bir kızsın.

Ne olur beni affet. Ben çok üzgünüm ve cezamı da bulduğuma inanıyorum. Bu yüzden hastalığımdan hiç şikayet etmedim. Sonunda ne olacaksa olacak umurumda değil artık. Zaten bu vicdan azabıyla daha fazla yaşayamam.

Seni gerçekten sevdiğimi bil. Yengen olmasam bile, yine de seni tanıdıkça kendi kızım gibi sevdim. Sana gösterdiğim tüm sevgi ve sözlerde samimiydim. Büyük ihtimalle sen artık benden nefret ediyorsundur. Yine de ben içimde bir şey kalmasın istediğim ve artık kurtulmana yardım etmek istediğim için bunları yazıyorum.

Canım kızım, kendine iyi bak. Hemen bir kaç parça eşya hazırla ve git. Kimseye bir şey söyleme ve kimseye güvenme. Defterin arka kapağına bir zarf yapıştırdım o zarfın içinde epeyce para var. Seni bir süre idare edeceğini umuyorum.

Yolun açık olsun canım kızım.

Şengül

Nehir donup kalmıştı yatağın içinde. Gün aydınlanmak üzereydi. Defterin arka kapağındaki zarfa baktı, içinde gerçekten yüz ve iki yüzlük olmak üzere epeyce para vardı. Ordu’ya kaçmalıydı ama orada ne yapacağını kimi bulacağını bile bilmiyordu ki. Kendini kocaman bir boşlukta kaybolmuş hissediyordu. Kim olduğundan bile şüphe duyuyordu neredeyse. Faruk beyin uyanmasına daha vardı. Ani bir kararla yataktan kalktı hızla giyindi çantasına bir kaç eşya defter ve kimliği aldı aynı hızla çıktı evden ve sokağın sonuna kadar hızlı adımlarla yürüdükten sonra nefes nefese durdu.

“Allah’ım ne yapıyorum ben? Bana yardım et!” diyerek beş dakika kadar boş boş etrafına bakındı. Sonra Ordu’ya gitmesi gerektiğini hatırladı yeniden. Bir taksi çevirip otogara gitti. Biletini aldı ve otobüsü beklemeye başladı. Hâlâ ilacın etkisinde olduğu için sersem gibiydi. Düşündüklerini aklında tutmaya çalışıyordu. Beş dakika sonra burada neden olduğunu unutabilirmiş gibi hissettiğinden panik yaşıyordu. Bileti çantasına koymamış, onu görüp hatırlamak için sımsıkı elinde tutmuştu.

Sonunda ne yapacağını unutmadan otobüsteki koltuğuna yerleşti. Otobüs hareket ettiğinde ne olduğunu anlayamadan yeniden uykuya dalmıştı bile. Karmakarışık rüyalar gördü uykusu boyunca. Gözlerini açtığında Ordu’ya varmalarına iki saat kalmıştı. Yaklaşık yedi saattir uyuyordu. Neden burada olduğunu ve nereye gittiğini hatırlayıp toparlaması yarım saat kadar sürdü.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s