Kayıp hayatlar – Bölüm 7

Nehir Faruk beyi uyandırmayaya çalışarak odasına girip defteri yorganın içine sakladı, sonra salona dönüp yaşlı adamı uyandırarak yerine yatmasını sağladı. Televizyonu kapatıp yeniden odasına döndü. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki heyecandan kendi ilaçlarını içmeyi unuttuğunu hatırladı ama artık defteri okumak için daha fazla beklemek istemediği için boşverdi. Önce okuyacak sonra ilaçlarını içecekti.

Defter öyle kalın ve büyük bir defter değildi. Tek ortalı eskiden bakkal defteri denilen boydaydı. Heyecanla kapağını kaldırdı ve ilk sayfada yengesinin tükenmez kalem ile yazmış olduğu satırları gördü.

“Sevgili Nehir,

Umarım bu defteri güvenli bir yerde okuyorsundur. Sana bu satırlarda yazılanları çok daha  önce söylemek isterdim ama ne yazık ki beni de bağlayan şeyler vardı. İnsan oğlu çoğu durumda önce kendini ve sevdiklerini düşünecek kadar bencil oluyor ne yazık ki. Yazdıklarımı okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın. Lütfen okurken dikkatsiz davranıp etrafını kollamayı unutma ve defteri okuduktan sonra iyi bir yere sakla veya yoket nasıl istersen.

Anlatmaya nereden başlayacağımı gerçekten bilemiyorum. Yazmak ve söylemek istediğim çok şey var ama benim de bunu yapacak çok zamanım yok. Şu anda gece yarısını çoktan geçti sen ve dayın içeride uyuyorsunuz. Sana bu defteri söylemeyi başardığımda ben nerede ve nasıl olacağımı bilemiyorum. Aslında henüz sana söyleyip söylememeye bile karar verebilmiş değilim ama her ihtimale karşı yazıp bir kenarda saklamak istedim. Umarım sadece senin eline geçer.

Sen Sancak’ı bırakıp Ordu’ya gittiğinde biz henüz hayatına girmemiştik. Senin gidişinin ardından zavallı delikanlı aklını oynatacak seviyeye geldiğinden Gülnaz hanım çaresizlik içinde ne yapacağını düşünüyordu. Bizi, yani Faruk ve beni o dönemde buldu.  Faruk bir iş kurma hevesiyle elimizde avucumuzda ne varsa batırdığı için çok zor durumdaydık. Çoluk çocuk yoktu ama borç harç yüzünden kendi karnımızı bile doyuramaz duruma gelmiştik. Hatta bir keresinde birlikte intihar etmeyi bile düşündük.

Bir iş ilanı için Gülnaz hanımın şirketlerinden birine gitmiştik. Elbette biz ilana giderken onu tanımıyorduk bile. Bizi pek beğenmedi başlangıçta ilandaki iş için. Zaten iki kişi değil tek kişi aradıkalrını söyledi. Ona ne kadar zor durumda olduğumuzu anlatıp, başka işte verse yapacağımızı söyledik. Yeter ki bize işe alsın diye aklımıza geleni söylüyorduk.

O zaman bize özel bir iş teklifinde bulunabileceğini söyledi. Borçlarımızı kapatmamızı sağlayacaktı ama bu işten kimseye bahsetmeyecektik. Hemen kabul ettik elbette, borçlarımız kapanırsa her şekilde yaşar giderdik zaten. O zaman bize bir sözleşme hazırlattı henüz işi söylemeden.Sözleşmede eğer ona ihanet edersek sözleşmede yazan borcun iki katını ona ödemek zorunda olduğumuz yazıyordu. İşin ne olduğu orada da açık değildi. Çok usturuplu yazılmış bir metindi. Düşünmeden imzaladık ikimizde.

Sonra bizi evine davet etti ve orada ne iş yapacağımızı anlattı. Bize bir ev tutacaktı, üzerimiz başımız, tüm masraflarımız karşılanacaktı. Karşılığında senin dayın ve  yengen rolünü üstlenecek ilaçlarını içirip seni gözümüzün önünden ayırmayacaktık.

Evet güzel kızım ne yazık ki biz senin gerçek yengen ve dayın değiliz! Gülnaz hanım seni çok iyi araştırmış asla aksini ispat edemeyeceğin akrabalar üretmişti. Sen de zaten bunca zamandır bu oyundan hiç şüphe duymadın.

 

Nehir defteri elinden düşürdü yatağın üzerine, “Neden?” dedi yüksek sesle. Sonra dayısının duyacağını düşünüp eliyle ağzını kapattı. İçeride uyuyan o adam dayısı bile değildi. İki yabancı insanla yaşamıştı bu evde uzun zamandır.

“Ama neden?” dedi yenideni bu iki insan parayla tutulmuştu ama ona hiç zarar vermemişler aksine sevgi ve şefkat göstermişlerdi sadece.Merakla okumaya devam etti.

Ramazan bey çevresi sayesinde senin Ordu’da olduğunu öğrenmişti. Gülnaz hanım ve Ramazan beyin tek amaçları biricik oğullarını yeniden sağlığına kavuşturmaktı. Sancak onların tek mirasçısı ve tek çocukları, canlarıydı. Seni geri getirmek zorunaydılar. Aksi durumda Sancak’ın asla düzelmeyeceğini anlayacak kadar çok çaba sarfetmişlerdi senin ardından.

Yeniden gelip seninle konuşsalar ikna olmayacağından hiç şüpheleri yoktu. Asla normal yollarla geri gelmeyecektin. Çünkü sevgili kızım sen Ordu’ya gittikten sonra zaten bir başkasına aşık olmuş ve evlenmiştin. Ramazan bey seni bulduğunda tam sekiz aylık evli yeni gelindin.

“Aman Allahım!” dedi Nehir yeniden, “Evli mi? Kiminle? Ben bunları neden hatırlamıyorum!”

Son paragrafı yeniden okudu kalbi çarparak. Ordu’yu hatırlamaya çalıştı. İnsan evlenmiş olsa bunu hatırlamaz mıydı? Acaba yengesi ona bir oyun mu oynamaya çalışmıştı bu defterle. Belki de Sancak değil de yengesinin ruhsal problemleri vardı. Madem evliydi o zaman kocası neredeydi hem. Buraya gelmesine nasıl izin vermişti. Kaza sırasında o neredeydi? Başı zonklamaya başlamıştı iyice, yatağın içinde büzüşmüş, defteri elinde sımsıkı tutuyordu. Kalbi sıkışarak okumaya devam etti. .

Bunu hiç hatırlamadığını biliyorum. Lütfen sakin ol. Bu defterde yazılanlar sana yeni bir travma yaşatacak kadar ağır olacak. Ancak ben bunları içimde daha fazla taşıyamayacağım. Senin gibi iyi huylu, iyi niyetli bir kıza bunun yapılmasına gönlüm hiç razı olmadı ancak imzaladığımız o sözleşme bizi çok zor durumda bırakıyordu. Faruk ile de defalarca konuştum bu konuyu ama o sana söylememize yanaşmadı.

“Deli olma daha büyük bir borcun altına nasıl gireriz, Gülnaz hanımı karşımıza aldığımızda başımıza daha neler gelir düşünsene!” diyordu sürekli.

Ayrıca sana söylediğimzide hem sana hem bize zarar verecek şeyler yapmasından korkuyorduk. Biz seni sevdik kızım inan bana. Sana zarar vermek hiç istemedik. Elimizden geldiğince iyi baktık sana. Sadece o ilaçları keşke hiç vermeseydik diye düşünüyorum şimdi.

İçtiğin o ilaçların kazayla hiç ilgisi yoktu. Onlar senin ve Sancak’ın son bir kaç yılda olanları hafızanızdan bir şekilde silmenize ya da hatırlamamanıza yarıyordu. Nasıl şeyler olduğunu tam bilmiyorum ama öyle eczaneden alınacak türde ilaç değildirler. Gülnaz hanım her ay bize sayı ile teslim ediyordu. En önemli görevimiz sana o ilaçları düzenli olarak içirmekti. Başlangıçta bünyen kaldırmadığı için sürekli sana uyku yapmaya başladı. Sonra zamanla uyku yerini hafif sersemliğe bıraktı. Oysa sen bu sersemliği hep kazanın etkisi ve iyileşmesi gereken bir hastalık sandın. İlaçları içtiğinde iyi olacağını umut ediyordun ama asıl o ilaçlar seni sürekli sersemletiyordu. Kendini hatırlamak için her zorladığında şiddetli baş ağrıların oluyordu.

Sancak zaten seni bulduğu için bir şey hatırlamaya ve düşünmeye çalışmıyor, ilaçları güzel güzel içmeye devam ediyordu. O zaten seninleydi ve istediği olmuştu. İkinizi de iyileşince evleneceksiniz yalanlarıyla kandırıyorduk. İyileşeceğiniz bir günün gelmeyeceğini ikiniz de bilmiyordunuz oysa. Gülnaz hanım asla seni oğluna gerçek bir eş olarak görmemişti.

Nehir gözlerinden akan yaşlara hakim olamıyordu artık, iyice gerilmiş ve şaşırmıştı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s