Kayıp hayatlar – Bölüm 6

“Merhaba kızım!” dedi  Faruk bey, “Bütün gece yorulmuşsundur sana yardım edeyim diye geldim. Sen de gider uyursun biraz.”

“Yok dayıcığım olur mu yengeme ben bakmayacağım da kim bakacak? Sen nasıl dayanacaksın uykusuzluğa bu yaşta?”

“Gülnaz hanımla konuştuk bu gün birisi gelecek zaten merak etme o kalacak Şengül’ün yanında biz sadece ziyaret edeceğiz. Çok iyi kadın gerçekten müstakbel kayınvaliden. Senin böyle bir aileye gelin gideceğine inan çok seviniyorum. Ne Şengül’ün ne benim gözlerimiz arkada kalmayacak!”

Nehir ister istemez kazadan önce, daha da doğrusu o Ordu’ya gitmeden önce Gülnaz hanımın ona söylediklerini hatırlayıverdi. Şimdi herkes ve her şey çok iyiydi ve Gülnaz hanım sonradan özür dilemişti ondan yaptıkları için ama o sözlerin sızısı ve ağırlığı hiç eksilmemişti içinden. Elbette şimdi dayısı ve yengesi için onlara yaptıkları ile kendini çoktan affetirmişti belki ama Sancak’a olduğu gibi onu da bir türlü yürekten sevemiyordu Nehir. Kızıyordu hatta bu yüzden kendine. Kin tuttuğunu düşünüyordu. Kadıncağız kendini affettirmek için daha ne yapabilirdi oysa?

Nehir’in düşüncelere daldığını farkeden dayısı meraklandı, “Gece nasıl geçti, Şengül uyudu mu bütün gece?”

“Ara sıra uyandı biraz sohbet ettik!” dedi Nehir aklından düşünceleri tamamen atamamıştı, yengesinin bahsettiği defter geldi bu kez aklına. Orada ne yazdığını gerçekten merak ediyordu. Ancak yengesi onu “Dayına bile kesinlikle söyleme!” diye tembihlediği için ona bahsedemezdi. belki şimdi Faruk bey yengesinin yanına girince o da gider defteri alırdı saklandığı yerden.

“Sahi mi? Ne konuştunuz peki? Eskilerden falan mı?”

“Yok dayıcığım Sancak ile evliliğimizden, Gülnaz hanımların iyiliğinden falan konuştuk öyle. Zaten yengemin konuşacak hali yok ki fazla. Bir iki cümle kurdu uyudu hep!”

“Ya! Neyse bari, iyileşince konuşursunuz evde artık!” dedi Faruk bey, “Sen bir yere mi gidiyordun şimdi?”

“Yok tuvalete gidiyorum dayıcığım, eşyalarım yengemin yanında zaten, gelir seni görüp öyle giderim merak etme!”

“Tamam odada görüşürüz o zaman!” diyerek ağır ağır yengesinin odasına yürüdü Faruk bey.

“Zavallı adam karısının iyi olacağına inanıyor hâlâ. İnşallah  haklı çıkar!” diye iç çekerek lavaboların olduğu yere doğru yürüdü Nehir’de. Uykusuzluk ve yorgunluktan aklını fazla toparlayamıyordu.

Nehir lavaboda elini yüzünü yıkayıp açılmaya çalıştıktan sonra odaya geri döndü. Ancak ne yazık ki geri geldiğinde yengesi çoktan son nefesini vermiş, Faruk bey odadaki koltuğa çöküp kalmıştı.Yengesini odadan çıkarmak için gelen görevlilerle aynı anda girdi içeriye.

“Ama nasıl olur daha az önce buradaydım ben?” dedi şaşkınlık ve  üzüntüyle.

“Sorma kızım, sorma ben odaya  geldiğimde nefes almıyordu, hemen hemşireye söyledim ama ne yazık ki Şengül bizi bırakıp gitmiş çoktan!” derken iki damla göz yaşı indi Faruk beyin yanaklarından.

Haberi alan Sancak ve Ramazan bey hemen hastaneye koştular, Gülnaz hanım cenaze işlemlerini halledip öyle gelecekti. Nehir sürekli ağlıyordu, yengesinin durumunun ümitsiz olduğunu biliyordu ama  bu kadar çabuk gideceğini hiç düşünmemişti.

“Yaşasaydı çok acılar çekecekti!” dedi Sancak onu teselli etmeye çalışırken, “Böylesi onun için daha iyi oldu belki. Doktor kalbinin durduğunu söylemiş babama.”

“Yine de bu kadar hızlı olmamalıydı!” diyerek ağlamaya devam etti Nehir.

Sonra hep birlikte eve gittiler, Gülnaz hanım da eve geldi. Cenaze ikindi namazında kaldırıldı ve akşama Nehir’lerin evlerinde bir mevlüt okutturuldu. Her şey o kadar hızlı olup bitmişti ki zavallı Faruk bey ve Nehir geleni gideni öpüp taziyeleri kabul etmekten nasıl gece yarısı olduğunu anlamamışlardı bile. Sancak  o gece Nehir’i tek başına bırakmak istemediği için onlarda kaldı. Faruk beyin de dinlenmeye ihtiyacı vardı. Gülnaz hanımın hastanede Şengül hanımın yanında kalsın diye tutmuş olduğu kadıncağız cenazeden önce eve getirilmişti. Misafire tüm hizmeti o yapmış, gece de onlarla kalması uygun görülmüştü. Bir hafta boyunca gelen giden olabileceği için Gülnaz hanım ona bir haftalık parasını ödemişti peşinen. Eğer ihtiyaç olursa uzatılabilirdi de.

“Siz çok zahmetler verip yük oluyoruz, hakkınız helâl edin ne olur!” dedi Faruk bey gün sonunda Ramazan bey ve Gülnaz hanıma.

“Olur mu dünürüm, biz bir aileyiz artık sen üzme kendini!” dedi Ramazan bey onun sırtını sıvazlarken, “Ben yarın gene gelirim haydi kalın sağlıcakla!” diyerek ayrılmışlardı sonra evden.

Bu şehirde çok fazla çevreleri olmadığı için, konu komşu dışında pek gelen olmamıştı taziyeye. Sadece Sancak ve Ramazan bey  gelmişlerdi hergün. Komşulardan yemek getirenler olmuş, kalan işleri de eve gelen yardımcı kadın halletmişti.

Yengesinin bahsettiği defter cenazeden üç gün sonra aklına gelmişti yeniden Nehir’in. Ancak ev öyle hareketliydi ki bir türlü mutfağa girip defteri alamamıştı. Defteri alması için büfenin alt çekmecesini sökmesi ve sonra kimse görmeden yerine takması gerekiyordu. Ne zaman bu  niyetle mutfağa girecek olsa yardımcı kadın “Siz yorulmayın Nehir hanım ne istiyorsanız bana söyleyin yapayım. Gülnaz hanımın kesin talimatı var!” diyordu.

O hafta Nehir’in ilaçlarını takip etme görevi de ona verilmişti. Her gün saati geldiğinde elinde haplar ve bir bardak suyla Nehir’in yanına geliyor ve içmesini bekliyordu. Zaten Sancak’ta onlarda olduğu sürece yanından ayrılmadığı için deftere ulaşması için biraz sabretmesi gerektiğini anlamıştı. Bir kez gece susadığını bahane ederek mutfağa girdiğinde yardımcı kadında hemen  odadan çıkıp gelivermişti. Kadın tilki uykusunda gibi yatıyor her tıkırtıya odadan çıkıyordu.

“Kusura bakmayın ben yıllarca hastalara baktığım için hep tetikte uyurum” diyordu hayalet gibi karşılarına çıkınca.

Evde bir yabancının olmasına pek alışık olmayan Faruk bey ile Nehir bir kaç gün sonra kadının evin her yerinde karşılarına çıkmasına alışmaya başlamışlardı.

Gülnaz hanım eğer rahat ettiler ve isterlerse kadının sürekli onlarla kalabileceğini dile getirmeye başlasa da Nehir buna pek sıcak bakmıyordu. Ancak ileride sağlıkları tam düzelip Sancak ile evlenirler ve Faruk bey onlarla oturmak istemezse böyle birine ihtiyaç olabilirdi ama şimdilik Nehir idare edebilirdi.

Cenazenin ardından on gün sonra yardımcı kadının görevine son verildi böylece. Sancak ve Ramazan bey de iki üç günde bir gelmeye başladılar. Böylece Şengül hanımın defterini sakladığı yerden alabilmek için Nehir daha rahat hareket edebilecekti. Yakalanmaması gereken tek kişi Faruk bey olacağından işi kolaylaşmıştı.

O gece Faruk bey televizyonun karşısında uyuyunca, çayın altını kapatmak için mutfağa gitti. Hemen eğilip çekmecenin kolayca çıkıp çıkmayacağını kontrol etti eliyle. Çekmece yağ gibi kayıyordu biraz fazla çektiğinde muhtemelen çıkıverecekti. Yeniden salona doğru uzanıp Faruk beyi kontrol etti. Adamcağız bayağı horlamaya başlamıştı.

Heyecanla yeniden mutfağa döndü ve aceleyle çekmeceyi çıkarıp defteri aldı ve hırkasının içine sakladı. Sonra yeniden yerine takıp, çayı kapatıp çıktı mutfaktan. Öyle heyecanlanmıştı ki kalbi küt küt atıyor eli ayağı titriyordu.

(devam edecek)

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s