Kayıp hayatlar – Bölüm 5

Nehir, Sancak ile hemen her günü beraber geçirmeye devam ederlerken Şengül hanımın da doktor kontrollerinin sıklaştığı dikkatinden kaçmamıştı.

“Yenge hayırdır neden bu kadar çok doktora gidiyorsun?” diye sordu bir gün merakla.

“Canım benim farkedeceğini düşünmemiştim doğrusu. Tetkikler yapılıyor şimdilik bir teşhis yok. Yakında belli olunca ben de sana anlatırım olur mu?”

“Tamam ama kendine çok dikkat et lütfen. Siz olmasanız ben ne yapardım! İkinize de bir şey olmasına asla yüreğim dayanmaz inan bana!”

Şengül hanım ilaçların etkisinde bile güzel yüreği bir güneş gibi ışıldayan Nehir’e baktı uzun uzun.

“Keşke senin gibi bir kızım olsaydı gerçekten!” dedi derin bir iç geçirerek.

“Yenge öyle söyleme lütfen, ben kendimi sizin kızınız gibi hissediyorum artık. Hatta seni mutlu edecekse ‘anne’ de diyebilirim sana!”

Şengül hanımın gözlerinden iki damla yaş süzüldü, “Hayır! Herkesin annesi bir tane olur kızım. Sen yine bana yenge de olur mu?”

“Tamam yenge, nasıl istersen!” dedi Nehir ve Faruk beyle birlikte çıktılar Sancak’ı alıp yine sahilde oturmak için.

Şengül hanım da uzun uzun düşüncelere daldı kendi içinde. Faruk bey onun bu yaşanılanlardan ne kadar etkilendiğini hissediyordu. Çıkarken yüzünde oluşan endişeli ifadeyi farketmemişti kimse.

On beş gün sonra Şengül hanımın hastalığının o kimsenin adını  anmak istemediği hastalık olduğu anlaşıldı. Çok hızlı ilerleyen bir tür olduğu için doktor hemen kemotrerapilere başlamak istiyordu.

Nehir duyunca o kadar üzülmüştü ki, Sancak’a yengesinin kemoterapiler sonrası ona ihtiyacı olacağını söyleyerek bir süre görüşmemeyi teklif etti. Elbette bu teklifi kabul etmeyen Sancak bu kez her gün onlara gelmeye başladı. Gülnaz hanım ve Ramazan bey de tanıdıkları tüm doktorları devreye sokarak Şengül hanımın iyileşmesi için ellerinden geleni yapmaya çalıştılar. Ne yazık ki yapılanlar fazla bir işe yaramadı ve Şengül hanım üç ay sonra hastaneye yatmak zorunda kaldı.

Şengül hanımın hastalığı ağırlaştığından beri onun ve Nehir’in ilaçlarını Faruk bey takip etmeye başlamıştı. Adamcağız hasta bakmaya alışık olmadığı için kafası karışıyor, Nehir de elinden geldiğince ona yardımcı olmaya çalışıyordu.

Sancak ve Nehir’in durumları muayenelerde daha iyi çıkmasına rağmen doktor ilacı azaltma veya bırakma yoluna gitmemişti henüz. Faruk beyin iki hastayla baş etmesi zorlaşınca Gülnaz hanım Ramazan beyi onlara destek olmak için yolladı yanlarına.

Şengül hanım hastaneye yattıktan sonra da Ramazan bey onlarla birlikte hastaneye gelip gitmeye devam etti.

Sancak Nehir’i teselli edebilmek için bir an olsun yanında ayrımıyordu. Onu mutlu edebilmek için sürekli dikkatini dağıtmaya çalışıyor, moral vermek için uğraşıyor, sevdiği pasta ve çiçeklerden alıp getiriyordu.

Nehir, “Biliyor musun önce annem ve babam gitti elimden, şimdi de  bana annelik yapan zavallı yengem gidecek! Bu benim kaderim mi acaba?” diye göz yaşı döktükçe,  Sancak “Ben seni hiç bir zaman bırakmayacağım, hem de hiç bir zaman!” diye yeminler ediyordu.

Bunca zaman sonra minnet duysa bile Nehir hâlâ Sancak’a onun hisettiği gibi şeyler hissedemiyordu. Aslında çok istiyordu ama nedense kalbi mühürlü gibiydi. O sevmeye çalıştıkça direniyordu sanki yüreği. Bir sızı hissediyor Sancak’ı kalbinin içine alamıyordu bir türlü. Elbette bunu ona ne söylüyor ne de hissettiriyordu. Ne hissederse hissetsin sonunda bir gün evlenmek zorunda kalacaktı onunla.

Şengül yenge gittikten sonra Faruk dayısı da yanlız kalacaktı. Belki evlenince onunla oturulardı beraber. Adamcağız yengesinin ardından yapayanlız kalacaktı yoksa. Bu kadar iyiliklerinin ardından Nehir ona bunu yapamazdı. Sancak ile konuşsa Faruk dayısı ile birlikte oturmalarına bir şey diyeceğini sanmıyordu.

Doktorların tüm olumsuzluklarına rağmen yine de içinde bir yerlerde yengesinin yaşaması için küçük de olsa bir umut taşıyordu.

Yengesinin durumu iyice ağırlaşınca hastanede yanında Nehir kalmaya başladı. Faruk bey kalmak için ısrar etsede, Gülnaz hanım geceler için bir hasta bakıcı tutabileceğini söylese de Nehir “Hayır yengemle ben kalmak istiyorum!” diye ısrar etmişti. Gülnaz hanım “Sadece bir gece kalabilrsin. Sen de henüz iyileşmedin. Ondan sonra ben birini bulacağım, sende evde dayınla ilgilenirsin olur mu?” diyerek resti çekmişti.

Gülnaz hanımın bir şeyi kafasına koydumu onu yapmak için sürekli ısrar edeceğini bilen Nehir en azından ilk gece  kalabileceği için mutlu olmuştu. Herkes  gittikten sonra yengesinin yemeğini yemesine yardım etti ve bütün akşam onun elini tutarak yanında oturdu.

Gece yarısına doğru gözlerini açan Şengül hanım yanında Nehir’i görünce gülümsedi.

“Keşke sen de gitseydin burada heba olacaksın!” dedi zor konuşarak.

“Olur mu yengeciğim. Bıraksalar ben her gece kalacağım ama Gülnaz hanım birini bulacağım dedi.”

“Bırakmazlar canım kızım. Korkuyorlar!”

“Neden korkuyorlar yengeciğim sana bakamayacağımdan mı?” dedi Nehir şaşkınlıkla.

“Hayır benden korkuyorlar!” dedi Şengül hanım. Zor nefes alıyordu artık. Başını yastığın diğer yanına çevirim gözlerini kapadı yeniden.

Nehir onun neden öyle söylediğini anlayamamıştı ama kadıncağız konuşurken bile yorulduğu için o gözlerini kapatınca bir şey soramadı.

Gecenin üçü olmasına rağmen Nehir yatağın yanındaki sandalyeden kalkmamış ve yengesinin elini bırakmamıştı. Sancak sürekli mesaj atıyor o da yengesi uyudukça ona cevap yazıyordu. Tam onun da içi geçeceği sırada, Şengül hanım bir öksürük kriziyle gözlerini açtı. Nehir hemen masanın yanındaki sürahiden bir bardak su doldurup ona içirmeye çalıştı. Suyun etkisiyle boğazı yumuşayınca, öküsürüğü de yumuşadı ve sonunda kesildi.

Kadıncağız yeniden nefes nefese kalmış ve çok terlemişti. Nehir bu defa kağıt havludan kopardığı bir parça ile onun terini kurulamaya başladı.

“Nehir kızım sana  bir şey söylemem gerek!” dedi Şengül hanım nefes nefese bir şekilde.

“Yengeciğim biraz toparlan sonra söylersin, ne olur şimdi kendini yorma!” dedi Nehir sevecen bir sesle.

“Olmaz şimdi söylemem lazım! Başka vakit olmayabilir” diyerek Nehir’e yaklaşmasını işaret etti.

“Eve gidince mutfaktaki büfenin sağ alttaki çekmecesini çıkar. Çekmecenin altında bir defter var. Onu al, kimseye gösterme ve söyleme. ”

Nehir kadıncağızın zar zor kurduğu cümleleri anlamış ama bir anlam verememişti.

“Onu sana mı getirmemi istiyorsun yengeciğim!”

“Hayır senin okumanı ve saklamanı istiyorum. Sakın kimseye söyleme!” diye tekrar ettikten sonra yorgunlukla yeniden kapattı gözlerini. Nefesi artık hırıltılı çıkmaya başlamış, göğüs kafesi öncekinden daha sık inip çıkmaya başlamıştı. Nehir elindeki kağıt havluyla onun terini kurulamaya devam etti.

Şengül hanım sabaha kadar bir daha gözlerini açmadı. Nefes alışverişi giderek daha  kötüleşti sadece. Sabah altı gibi doktor ve hemşire odaya girince, gece ki öksürük krizni söyledi Nehir ve sonra onları yanlız bırakarak koridora çıktı. Bütün gece sandalyede oturduğu için her tarafı uyuşmuştu. Doktorlar daha Şengül hanımın yanından çıkmadan Faruk bey belirdi koridorda.

“Dayı bu kadar erken bir saatte ne arıyorsun burada ?” dedi Nehir onu görünce.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s