Kayıp hayatlar – Bölüm 4

Nehir’in hayatı Ordu’da yoluna girmiş, hayatında hiç  olmadığı kadar mutlu yaşamaya başlamıştı artık. Elbette Elif ve ailesinin de bunda payı çok büyüktü.

Şimdi Sancak  ile sahildeki çakılların üzerine oturmuş gölün sessizliğini dinlerken hayal meyal hatırladıklarıydı bunlar. Kazanın ardından hafızasında bazı sorunlar olmaya başlamıştı. Kazayı ve ondan önce yaşanılan yılların bir kısmını hatırlayamıyordu. Ona söylendiğine göre Ramazan bey ve Gülnaz hanım Sancak’ın durumuna çok üzüldükleri için onu aramaktan hiç vazgeçmemişlerdi. Ordu’ya gelişinin dördüncü yılında Ramazan beyin bir arakadaşının tesadüfi bir şekilde Elif’in babasını tanıyor olması sonucu izini bulmuşlardı.

Sancak Nehir’in nerede olduğunu öğrendiklerini duyunca sevinçten neredeyse havalara uçacaktı. Doktorunun da izniyle Ordu’ya Nehir’i almaya gitmek için Afyon’daki klinikten ayrıldı ve ailesi ile birlikte yola çıktı.

Nehir’in onların gelişinden haberi yoktu, Gülnaz hanım kıza sürpriz yapmak istiyordu. Nehir üniversiteyi bitirip bir işe girmiş, Elif’lerden ayrı bir evde yaşıyordu. Nehir sonraları bu detayları, evi ve mezuniyet törenini hatırlamaya çalışsa da başaramadı. Sancak’ların arabası tam Nehir eve dönerken girmişti sokağa. Gülnaz hanım kızın yaşamı hakkında tüm detayları öğrendiği için işten kaçta çıktığı, eve kaçta döndüğüne dair tüm bilgilere sahipti.

Sancak daha onu görür görmez babasına arabayı durdurttu ve sokak boyunca Nehir’e doğru koşmaya başladı. Bir yandan da ona sesleniyordu. Öyle bağırıyordu ki konu komşu cama fırlamıştı ne oluyor diye.

Nehir bir anda adını bağırarak gelen Sancak’ı görünce paniğe kapılmış, düşünmeye fırsat bulamadan eve girmek yerine ters yönde kaçmaya başlamıştı. Onca yıl sonra Sancak’ın onu nasıl bulduğunu anlayamasa da Gülnaz hanımın ona dört yıl önce teklif ettiklerinin acısı hâlâ canlıydı.

Garip bir şekilde kazayla silinmeyenlerden biri de bu acının izleriydi zaten. Nehir olanları hatırlamak için kendini zorladıkça yüreğinde sürekli bir sızı duyuyordu. Kaybolup giden anıların ve hazmedemediklerinin sızısı.

Sancak yıllardır hasretinden kliniklere düştüğü Nehir’in kendinden kaçtığını görünce iyice kendini kaybetmiş, çığlık çığlığa koşmaya başlamıştı bu kez. Bu çığlıklar Nehir’i iyice korkuttuğu için hareketli bir caddeye geldiğinde duramamış ve akıp giden arabaların arasına girmişti. Tam kocaman bir belediye otobüsünün ona çarpacağı sırada Sancak yetişmiş ve onu kucaklayarak kaldırıma yuvarlanmışlardı. Ancak bu yuvarlanış sırasında ikisi de başlarını çarptıklarından hafızalarında bazı sorunlar meydana gelmişti.

“İki aşığın aynı şekilde yaralanmaları da kaderin bir cilvesi olmalı!” demişti Nehir’in yengesi olanları ona anlatırken.

Evet kazadan sonra hatırlamadığı bir başka süreçte yengesi ve dayısı ile ilgili olan süreçti. Hastane kayıtları için Nehir’in ailesine ulaşılması gerekmiş ve nasıl olmuşsa yıllardır hiç görmediği yenge ve dayısına erişilmişti. Onlar da yeğenlerinin İstanbul dışında bir yerde kazaya uğradığını duyunca koşup gelmişlerdi. Zavallı Şengül hanım ve Faruk beyin hiç çocukları olmamıştı. Faruk bey ve Nehir’in annesi çok yıllar önce küstükleri için Nehir ikisini de hiç hatırlamıyordu. Bu elim kaza onları yeğenine yeniden kavuşturunca çok duygulanmışlar ve bu defa Nehir’e sahip çıkmaya karar vermişlerdi.

Gülnaz hanım ve Ramazan bey onlara olanları anlatınca, hiç tereddüt etmeden onlarda İstanbul’u terkedip Sancak’ın ailesi ve Nehir’i alıp, Nehir’in asıl yaşadığı yere Sancak’ın memleketine taşınmışlardı. İki gencin tedavisine burada devam edilecekti. Sancak bir daha Afyon’daki kliniğe geri dönmedi. Nehir’i bulduğu için çok çok mutluydu artık. O bir an önce evlenmek istese de Gülnaz hanım evlenmek için ikisininde tam olarak iyileşmesi ve akıllarının tam yerinde olduğuna dair rapor almaları gerektiğini söylemişti. Daha  doğrusu bunu söyleyen Gülnaz hanımın avukatıydı.

Her ikisi de ciddi birer kafa travması geçirdikllerinden ve bu travmanın izleri hâlâ hafıza da boşluklar olarak kendini gösterdiğinden tedavileri tamamlanana kadar yine eskisi gibi birbirlerinden ayrılmadan görüşseler bile evlenmeleri mümkün değildi.

Gülnaz hanım bile artık Nehir’i el üzerinde tutuyordu.Şengül hanım ve Faruk beye o kadar iyi davranıyordu ki onlar aileyi gerçekten çok sevmişlerdi. Şengül hanım Nehir’e gerçekten kendi kızı gibi bakıyor, unuttuklarını ona ara ara anlatıp hatırlatıyor, ilaçlarını hiç aksatmadan içiriyordu. Dayısı Faruk bey de Sancak ve ikisini gün içinde nereye isterlerse götürüyor. Onlar dönmek isteyene kadar da uzakta ikisini bekliyordu. Bazen Ramazan bey de müstakbel dünürüne eşlik ediyor, ikisi birden uzaktan çocukları seyrediyorlardı.

Sancak’ta aynı Nehir gibi bazı ayrıntıları hatırlamıyordu ama onun tek düşündüğü Nehir’in yanında olmak olduğu için Nehir gibi kendini hatırlamaya zorlamıyordu. Nehir her düşündüğüne başına şiddetli bir ağrı saplanıyor ve vazgeçiyordu denemekten. Doktor kendini fazla zorlamamasını, bunun hatırlama sürecini uzatacağını, çünkü beyinde belirli bir stres oluşacağını söylüyordu.

Geri döndüğünden beri Elif’ten de bir türlü haber alamamıştı. Kaza sırasında cep telefonu kaybolduğu için numarası yoktu. Gülnaz hanım onları bulup iletişim sağlayacağına Nehir’e söz vermişti. Nehir’in iyi olduğunu biliyor oldukları için onların da rahat davrandıklarını hatta bir gün Nehir’e yaptıkları iyiliklere karşılık onları evlerinde ağırlayabileceklerini söylüyordu yengesi de.

Nehir çocukluğu ve genç kızlığı boyunca, ailesi hayattayken de hiç görüşmediği ve tanımadığı yengesi ve dayısına onun için yaptıkları için gerçekten minnetardı. Onlar da yıllardır uzak durduklarına saçma bir küslüğü uzattıklarına çok pişman olmuşlardı.

“İnsan gençken doğru düşünemiyor kızım, gereksiz hırslara kapılıyor. Dolduruşa geliyor, ne bileyim işte saçma haraketler ve davranışlarla aslında çok şey kaybediyor. Ancak seni bulduk ya yeniden şimdi gerçekten çok mutlyuz inan bana!”

Kazanın ardından sekiz ay geçmesine rağmen Nehir ve Sancak’ın hafıza sorunları devam ediyordu. Bu nedenle ilaçları kesintisiz içiyorlardı. İlaçlar ağır olduğu için de yanlarında biri olmadan dışarı çıkamıyorlar, gün içinde normal insanların uyudukları süreden daha uzun uyuyorlardı. Böyle bir dönemde yapayalnız olmadığı için Allah’a şükrediyordu Nehir. Bu haliyle kendi başına bir yaşamı kotarması mümkün değildi.

Doktorların demesine göre bir yıla kalmaz ikisinde de kazadan hiç bir iz kalmayacak, tamamen iyileşeceklerdi. İşte o zaman Sancak ile evlenebilirlerdi. Ona da  can borçlanmıştı, hem kendinin hem de onun canını. Eğer onu kurtarmak için otobüsün önüne atlamamış olsaydı Nehir şimdi belkide hayatta olmayacak, Sancak’ta bu hale gelmemiş olacaktı. Nehir için hayatın feda etmeye kalkmış ve kalıcı olabilecek hasarları ve ölümü göze almıştı. Nehir’in artık ondan kaçması veya ona sırtını dönmesi zaten hayinlikten başka bir şey olmazdı.

Onun aşk dolu bakışları arada bir elini tutuşu ve yanından hiç ayrılmak istemeyişi bile içini eziyordu zaten. Bir daha onu bırakıp gitmeyecekti. Gülnaz hanımın da hatasını anladığı belli oluyordu. Artık evlenip mutlu bir hayat kurmaları için zaman yaklaşıyordu.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s