Kayıp hayatlar – Bölüm 3

Nehir hemen ertesi sabah başvurdu Ordu üniversitesine yatay geçiş hakkını kullanmak için. Bu  arada aynı akşam yurttan ayrılacağını bildirdi ve üniversite başvurusunu yapar yapmaz eşyalarını topladığı gibi bindi Ordu otobüsüne.

Sancak akşamdan beri defalarca aramıştı. En son gelip onu yurtta bulacağını biliyordu bu yüzden çok hızlı hareket etti ve yurttakiler dahil kimseye bir şey söylemeden çıktı yola.

Gülnaz hanım Nehir’in bu ilk teklifi az bulduğu için kabul etmediğini düşünmüştü. Aptal değildi madem böyle bir fırsat yakalamıştı daha fazlasını isteyecekti elbette. Bu yüzden bir kaç gün sonra kızı yeniden ziyaret etmeye karar vererek yürüyüş yolundan işine geri döndü. Kızın kapacağı parayı kaybetmekten çekineceği için oğluna bir şey söylemeyeceğini düşünüyordu.

Sancak  Nehir’den telefonuna gelen son mesajda “Bir kaç gün bir arkadaşımın yanına gideceğim beni merak etme!” yazmasından sonra ondan bir türlü haber alamadığı için devamlı arıyordu. Zaten mesaj gelir gelmez aramıştı ilkin. Kimdi bu arkadaş, apar topar bu gidiş neyin nesiydi? Nehir’in fazla arkadaşı olmadığını ve böyle gizemli davranışlar sergilemediğini çok iyi biliyordu. Kızcağızın yanlız kalmaya ihtiyacı olduğunu düşünerek bir kaç gün sadece aramakla yetindi. Sonunda telefon “Böyle bir numara kullanılmamaktadır!” mesajı vermeye başlayınca paniğe kapılıp yurda koştu. Yurttan  üç gün önce ayrıldığını söylediklerinde ne yapacağını bilemedi ve panikle annesini aradı.

Gülnaz hanım da o gün Nehir’i yeniden ziyaret etmeyi planlıyordu. Oğlunun heyecan ve panik dolu sesini duyunca önce ne olduğunu anlayamadı. Sonunda onun Nehir’in onların konuştuğunun ertesi günü yurdu terkettiğini öğrenince ne düşüneceğini bilemedi. Oğluna bir kaç teselli sözü söyleyip buluşmalarını istedi. Kız belki de kendiliğinden çıkıp gitmişti hayatlarından, böylece bir de asalak gibi onu beslemelerine gerek kalmayacaktı. Zaten teklifi kabul etse bile asla oğlundan çocuk sahibi olmasını istemediğine dair bir sözleşme imzalatmayı düşünüyordu ona. Yine de kızın bir işler çevirmediğinden emin olamadığı için önce oğluyla konuşmaya karar verdi.

Buluştuklarında Sancak çıldırmış gibiydi, “Kesin başına bir iş geldi Nehir’in anne! Bunlar onun yapacağı işler değil. Polise mi haber verelim?”

“Oğlum sakin ol! Ne polisi? Kız sana kendisi mesaj yazmış, bir arkadaşıma gidiyorum diye. Bekle dönecektir elbet!”

“İyide numarasını iptal etmiş, yurttan ayrılmış bunlar ne anlama geliyor o zaman!”

“Tamam, sen polisi unut! Ailemizin bir adı var biliyorsun, böyle işlere adımızı karıştıramayız. Ben sana söz veriyorum tüm imkanlarımı kullanıp bulacağım onu tamam mı?”

“Tamam! Anne lütfen acele et! Ben onsuz nefes bile alamam, ölürüm!”

“Sancak kendine gel! Tamam dedim!”

Gülnaz hanım oğlunun en çok bir ayda Nehir’i unutacağını düşünüyordu. Ayrıca kız ne kadar değerli olduğunu ispatlamak için böyle bir oyuna başvurmuş olabilirdi. Böylece onlardan daha fazla para koparabilecekti.

Ne yazık ki işler hiçte Gülnaz hanımın umduğu gibi gitmedi. Sancak daha bir haftanın sonunda yemeden içmeden kesildi önce, sonra kendini odasına kapattı. Sürekli annesini arıyor ve ondan bir haber alıp almadığını soruyordu. Nehir’den ise ne bir ses, ne de bir seda çıkıyordu. On beş günün sonunda Gülnaz hanım da kızın gerçekten şehri terkettiğine ikna oldu. Demek gerçekten parada pulda gözü yoktu bu enayinin.

“Kendisi bilir, seçtiği hayatı yaşasın!” dedi içinden. O artık oğlunu toparlamanın bir yolunu bulmalıydı. Sancak’a bir yandan onu aramaya devam ettiğini söylüyordu. Oğlanın deliliği giderek artmaya başlayınca onu şehirden uzakta bir kliniğe götürmek zorunda kaldılar. Nehir ortadan kaybolalı altı ay olmuştu. Gülnaz hanım bu defa gerçekten onu aratmaya başlamıştı. Doktorlar Sancak’ın takıntı yaptığını ve iyileşmek için en ufak bir çaba göstermediğini söylüyorlardı. Böyle giderse oğlanın deliliği de kalıcı olacaktı.

Bu Gülnaz hanımların biricik mirasçısının artık planlanan hiç bir şeyi yapamayacağı anlamına geliyordu. Ne soy, ne de mala sahip çıkacak kimse olmayacaktı hayatlarında.

Ramazan bey bu işte karısının parmağı olabileceğini tahmin ediyordu ama ona açıkça soramıyordu. Oğlu için o kadar üzülüyordu ki, kızın nerede olduğunu bilse karısına rağmen onu bulup kendi getirecekti. Onlara söylemeden o da araştırma yapmaya başladı.

Nehir gideli bir yıl olmuştu ve henüz onu bulabilmiş değillerdi. Sancak Afyon’daki klinikte kimse ile konuşmadan tek başına bir odanın içinde yaşıyordu. Etraflarındakilere onun yurt dışına eğitime gittiğini söylemişlerdi. Gülnaz hanım tüm yetki ve çevresini kullanıp Nehir’i aramaya devam ediyordu.

Kız ile konuşmaya giderken bunların olabileceğini hiç hesap etmemişti. O mahcup ve silik kızın koskoca aileyi bu hale getirdiğine inanamıyordu. Eline geçirse onu bir kaşık suda boğabilirdi ama oğlunun sağlığı için ne yazık ki bunu yapamayacaktı. Onu bulup  yeniden ikna etmek zorundaydı. Bu defa daha büyük meblağlar teklif edecekti.  Kızın yeniden ortadan kaybolmasını göze alamazdı. Bunun için de ayrıca önlemler alacaktı.

Bu süreç içerisinde Sancak’a iyi bakılması için de kliniğe büyük miktarlarda bağışta bulunuyordu. Sonraki planları içinde bu kliniğe ihtiyacı olabilirdi. Bu bağışlardan Ramazan beyin ya da kimsenin haberi yoktu. Kendi kişisel hesaplarından aktarıyordu parayı.

Nehir bu arada Elif’lerde bir kaç ay kaldıktan sonra üniversite kampüsünde bir yurda yerleşmişti. Elif’in ailesi gerçekten de ona kendi kızları gibi davranmış, misafir olduğunu hissettirmemişlerdi. Artık Elif ile her  gün görüşüyorlardı. Onun nişanlısı Dursun ile de tanışmıştı. Elif ve Dursun’un aralarındaki aşkı görünce zaten Sancak ve onun arasında yaşanılanın aşk olmadığını anlamıştı. Elif’in ondan bahsederken bile gözleri ışık saçıyordu. Birlikte olmasalar bile sürekli mesajlaşıyorlar, yarım saat ayrı kalsalar birbirlerini özlüyorlardı. Dursun iki ay sonra askere gidecekti. Geldikten sonra da hemen evleneceklerdi.

Nişanlılar nereye giderlerse yanlarında Nehir’i de götürüyorlardı. Böylece Nehir’in kısa zamanda bir çevresi oluşmuştu burada. Geldiği yurttaki gibi yanlız ve sessiz kalmasına fırsat olmuyordu. Haftasonları Elif’in ailesi mutlaka eve alıyorlardı onu. Haftasonu ve tatillerde yurtta kalmasını yasaklamıştı Halime hanım. O da Nehir’i çok seviyor ve kızın başına gelenlere gerçekten üzülüyordu. Ona söylemese bile bir yandan Nehir için de etraftan hayırlı bir kısmet bakıyordu kendi kendine. Kızını evlendirdikten sonra Nehir’i de kendi elleriyle gelin etmeyi kafaya koymuştu. O  sadece Elif’in arkadaşı değil aynı zamanda onların evinin kızıydı.

Nehir de onların evinde bulduğu güven ve sevgiyi için o kadar minnettardı ki, Halime hanıma ne yapacağını bilemiyordu.  Onun misafiri geleceğini veya temizlik yapacağını öğrendiği zaman hemen geliyor kadıncağıza elinden geldiğince yardım ediyordu.

“Kızım vallahi annem yurda beni yollayacak yakında dur biraz!” diye dalga geçiyordu Elif onunla.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s