Kayıp hayatlar – Bölüm 2

Gülnaz hanım hiç vakit kaybetmeden tanıttı kendini “Merhaba kızım! Ben Gülnaz, Sancak’ın annesiyim.”

Nehir beklemediği bu ziyaretçi karşısında şaşkınlığını gizleyemedi ve nedenini anlayamadığı için de biraz tedirgin oldu. Acaba Sancak annesine evleneceklerini söylemiş, kadıncağız da onu tanımak için mi buralara kadar gelmişti?

“Merhaba efendim, hoşgeldiniz. Sancak bana geleceğinizden bahsetmedi!” dedi utangaç bir ifadeyle.

“Sancak’ın buraya geldiğimden haberi yok. Biraz dışarıda yürüyüş yapıp konuşalım istedim seninle!”

Gülnaz hanım bir yandan Nehir’i süzüyor, bir yandan da bu mahcup ve silik kızda oğlunun ne bulmuş olabileceğini merak ediyordu. Aslında arsız bir kız olmadığı daha iyiydi. Böylece onu kolaylıkla bazı şeylere ikna edebilirdi.

Nehir, Sancak’ın annesinin teklifini red etmenin çok ayıp olacağını düşündüğü için, izin isteyip, odasına çıktı. Üzerine dışarıda yürümek için bir şeyler giydikten sonra nefes nefese aşağı indi.

İkisi birlikte yurdun hemen yakınında bulunan büyük belediye parkına gittiler. Bu parkı insanlar genellikle yürüyüş ve spor yapmak için kullanıyorlardı. Sahil boyunca uzun bir park olduğu için etrafı seyrederek ağaçların altında yürümek insanın ruhuna huzur veriyordu.

“Aileni kaybettiğini öğrendim!” dedi Gülnaz hanım yürümeye başladıklarında, “Senin gibi bir akıllı ve güzel bir kızın hayatta tek başına kalması gerçekten zor olmalı. Bir kardeşin de yokmuş üstelik.”

Nehir cevap vermeden başını salladı hafifçe. Bu pek konuşmaktan hoşlandığı bir konu değildi.

“Sancak’ta bizim tek oğlumuz biliyorsun. Ailemizin ve mal varlığımızın tek mirasçısı. Oğlumun senin gibi bir kıza neden aşık olduğunu anlayabiliyorum. Sen onun için sığınacak sessiz bir liman gibi olmalısın. O tüm sosyal hayatına rağmen içine kapalı bir çocuktur aslında.”

“O çok iyi bir insan!” dedi Nehir, Sancak’ın onun için yaptıklarını düşününce.

“Evet, onun merhamet duygularına da hitap ettiğin kesin. Ancak hepimizin hayatının bazı gerçekleri var Nehirciğim. Sancak’ın da doğduğundan beri misyonu ailemizi, soyumuzu ve mal varlığımızı devam ettirip korumak. Sen buraların adetlerini bilemezsin elbette. İstanbul’da herkes kaybolmuş bir şekilde yaşıyor. Aile, gelenekler, soy unutturuluyor. İnsanlar bu yüzden değersizleşiyor, değersiz ortaklıklar kuruyorlar.”

Nehir konunun nereye varacağını anlayamadığı için gerginleşmiş sessizce başı önünde Gülnaz hanımı dinliyordu. Sancak’ın ona acıdığı düşüncesi daha önce hiç aklına gelmemişti. Onun yaptığı tüm yardım ve şefkat dolu yaklaşımının ardında aşk değil de acıma duygusu olabilir miydi gerçekten. Nehir hiç aşık olmamıştı gerçekten. Sancak’ı seviyordu, minnet duyuyordu ama ona aşık olmadığını da biliyordu. Karşılıklı acıma ve minnet duygularıyla mı hareket ediyorlardı acaba sahiden.

“Bak Nehir!” dedi Gülnaz hanım aniden yürümeye son vererek, şimdi biraz sahile doğru dönmüştü yüzünü. Nehir onu profilden görebiliyordu,.

“Sancak’ın evlenmesi için çoktan bir kız seçilmişti kendi çevremizden. Bunu her iki ailede biliyor. Biz sadece onların mezuniyetlerini bekliyorduk. Sancak o sırada tanıdı seni. Açıkçası oğlumun böyle bir zaaf göstereceğini hiç tahmin etmemiştim ama o sana aşık olduğunu sandı.”

Nehir, Gülnaz hanımın ne demek istediğini çok iyi anlamıştı, “Onun hayatından çıkmam gerek o halde!” dedi üzgün ama kararlı bir sesle.

Gülnaz hanım hafifçe ona dönüp alaycı bir şekilde gülümsedi, yeniden denize baktı “Dedim ya akıllı bir kızsın. Ayrıca ben de seni bu hayatta tek başına bırakacak kadar merhametsiz değilim. Sonuçta bir anneyim ben de. Bu yüzden sana bir teklifte bulunmaya geldim!”

“Ne teklifi?”

“Sana burada bir daire alırım. Dayalı döşeli, hayatının sonuna kadar her  ihtiyacın karşılanır. Yeme, içme, giyim, gezme ne istiyorsan. Hatta mücevherler bile. Sancak için her zaman sığınacak bir liman olmaya devam edersin. Bu sadece üçümüz biliriz. Senin de hayatın kurtulmuş olur, oğlum da sensiz kalmaz. Ne dersin?” diyerek yüzündeki o alaycı gülümsemeyle döndü yeniden Nehir’e.

Nehir bu kadar  aşağılık bir teklif hayatında duymamıştı. Tüm ailesini kaybetmiş, tek başına kalmış ancak o kötü akrabalarınca bile bu derece kötü hissettirilmemişti daha önce. Yüzü öfkeden kıpkırımızı olmuştu. Gülnaz hanımın ise onun bu teklifini kabul edeceğinden hiç şüphesi yoktu.

“E ne diyorsun? Anlaştık mı?” diye tekrarladı kendinden gayet emin bir şekilde.

“Anlaşmadık!” dedi Nehir öfkeyle, “Siz beni oğlunuzun kapatması yapmaya nasıl cürret edersiniz? Ailem veya sizin kadar param olmadığı için onurum olmadığını mı düşünüyorsunuz! Size bir şey diyeyim mi genç bir kıza bu teklifi yaptığınız için asıl sizin onurunuz yok! Ne bir kadın olarak, ne de bir anne olarak!”

Sonra arkasını dönerek hızlı adımlarla uzaklaştı Gülnaz hanımın yanından. Öfkeden nefesi kesilmişti neredeyse. Gülnaz hanım “Nehir!” diye seslendi arkasından ama duymaza gelerek adımlarını hızlandırdı. Hırsından ne yapacağını bilemiyordu. Yurdun önüne gelene kadar biraz sakinleşmişti. Yurda girmek yerine  biraz daha yürümeye karar verdi. Sancak  bir iki kez aradıysa da telefona cevap vermedi. Akşam yurda geri geldiğinde bazı kararlar almıştı bile.

İstanbulda birlikte büyüdükleri arkadaşı Elif Ordu’da yaşıyordu. Babasının İstanbul’da işleri bozulunda onun memleketi olan Ordu’ya geri dönmüşlerdi. Üniversiteyi bitirdikten sonra da Elif’te Ordu’ya dönmüş ve nişanlanmıştı. İkisini de hayat ayrı ayrı yollara sürüklemiş olsa bile Nehir ve Elif’in haberleşmesi ve dostlukları hiç kesilmemişti. Annesi ve babasıı kaybedip, üç ay hastanede yattıktan sonra Elif onu bir haftalığına Ordu’da misafir etmiş Nehir o dönemdeki en güzel günlerini yaşamıştı can arkadaşıyla. Sonra bir kaç kez de Nehir’e gelmişti kalmaya. Nehir İstanbul’daki evi geçici olarak kapatıp burada yurda yerleşince gelip gidememişlerdi ama haberleşmeye devam ediyorlardı.

Yurda girmeden aradı Elif’i ve olanları anlattı. Ona daha önceden Sancak’tan bahsetmişti zaten. Elif hiç tereddüt etmeden Ordu’ya gelebileceğini söyledi ona. Zaten son sınıftaydı ve Ordu üniversitesine yatay geçiş yapmaya da notları yetiyordu.

“Ailen bir şey demez değil mi? Bir müdden sizde kalır sonra kendime bir şeyler ayarlarım diye düşündüm. İstanbul’daki evi de kiraya vereceğim bu arada. Öyle kapalı durmasının bir anlamı olmadığına karar verdim.”

“Saçmalama annemlerin seni ne kadar çok sevdiğini biliyorsun. Bir yer ayarlamadan istediğin kadar da kalabilirsin bizim evde. Ancak İstanbul’daki ev konusunu iyi düşünmüşsün. Sana oraya giderken de öyle yapmanı söylemiştim ama dinlemedin.”

“Evet ama annem ve babamın anıları var diye biliyorsun!” dedi Nehir üzgün bir sesle.

“Evet biliyorum ama senin de yaşamına devam etmen gerekiyor! Sen üniversite başvurunu yap. Ben de babamla konuşayım buradaki rektör ile konuşsun! Yaşasın yeniden bir arada olacağız, tıpkı eski günlerdeki gibi!”

Elif’le konuştuktan sonra Nehir’in de cesareti artımıştı. Gülnaz hanımın ona söylediklerinden sonra kırıldığını düşündüğü özgüveni yeniden yerine gelmişti.

(devam edecek)

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s