Kayıp hayatlar – Bölüm 1

Nehir ve Sancak sahildeki çakılların üzerine oturmuş gölün sessizliğini dinliyorlardı birlikte. Kazadan beri doktor ikisi içinde uzun bir dinlenme süreci vermişti. Kazanın travması yüzünden kullandıkları ilaçlar ağırdı biraz.

Üniversitede tanışmışlardı, Sancak görür görmez aşık olmuştu Nehir’e. Nehir o zamanlar çok içine kapanık bir kızdı. Çok fazla arkadaşı yoktu. Anne ve babasını lise son sınıfta kaybetmiş, o zamandan beridir kendi başına idare etmeye çalışıyordu. Tam on sekizinci yaş gününden bir hafta sonraydı onları kaybettiği kaza. Kendisi de üç ay hastanede yatmıştı. Arka koltukta oturduğu için kurtulabilmişti. Bütün olanlara rağmen üniversite sınavına girmiş ve kazanmıştı.

Nehir’in gizemli ve yanlız hâli dikkatini çekmişti Sancak’ın. Her dersin ardından amfinin önündeki kaloriferlerden birinin üzerine yaslanıp, elindeki kitapları karıştırıyordu. Sanki o sayfaların arkasına saklanıp yok olmak ister gibi bir hâli vardı. Kantine ya da başka sosyal ortamlara girmediği için Sancak’ın ona yaklaşması da çok zor olmuştu. Önceleri bir “Merhaba!” demişti sadece, bundan “Nasılsın?” a geçebilmesi bir aydan fazlayı bulmuştu. Nehir sürekli kısa cevaplar verip karşılığında “Sen?” diye sormadığı için konuşmayı uzatacak bir neden bulmak zor oluyordu.

Sonunda sınav zamanı, konulardan, notlardan derken on dakika muhabbet etmeyi başarmışlardı. Yıl sonu gelmiş, okulun en ağır olduğu zamanlar başlamıştı. Herkes birbirinden ders notları soruyor, nerelerden soru gelebileceği konusunda fikir alışverişi yapıyordu. Sancak’ta böyle yaklaşmaya başlamıştı Nehir’e. Bazı derslerden başarılı olamadığını söylemişti sonra. Sınavlar bitmeden kantinde bir çay içip bir konu anlatımına da hak kazanabilmişti.

Sonrası “Takılıdığım yerleri sorsam olur mu?” ile başlayan telefon numarası alışı ile akıp gitmişti. Nehir’in bir ailesi olmadığını duyunca çok üzülmüştü Sancak. Anne ve babası öldükten sonra on sekiz yaşını doldurduğu için aileden kimse de ona sahip çıkmamıştı.

“Kocaman kız kendi başının çaresine bakabilir!” demişlerdi arkasından, yüzüne ise “Kızım bir ihtiyacın olursa çekinme ara!”

Elbette hiç birini aramamıştı Nehir. Amcaları ve teyzesi bile ayda bir kez aramaktan fazlasını yapmamışlardı onun için. Sonrasında da Nehir onları hiç aramıyor vefasız çıktı diye küsüp iyice sırtlarını dönmüşlerdi zavallı kıza.

Kimse onun nasıl geçindiği, ne yiyip, içtiği ile ilgilenmemişti bile. Apartmanlarındaki bir kaç komşu arada bir kapısını çalıp bir kap yemek getirmişlerdi hastaneden döndükten sonra. Sonra onlarda kesmişlerdi arkasını. Babasının maaşı bağlanmıştı Nehir’e. Evleri kira değildi. Kesintisine rağmen kendi başına yetecek kadar para geçiyordu eline artık. Böylece kimsenin kapısını çalmadan geçinebiliyordu kendi başına. Üniversiteyi kazanınca burada yurtta kalmaya başlamıştı.  Bitirince kendi evlerine geri dönecekti. O şehirden ve akrabalarından uzaklaşmış olmak onu mutlu ediyordu şimdilik. Burada kötü anıları yoktu hiç değilse. Kimseyle fazla yakınlaşmadan yurttan okula, okulda yurda gidip geliyordu. Odayı paylaştığı kızlar da kendisi gibi sessiz sedasız oldukları için kimse kimseyi rahatsız etmeden geçinip gidiyorlardı.

Sancak’ın ise ailesi çok zengin bir aileydi. Şehrin köklü ailelerindendi ayrıca. Soyadları şehirde oldukça geçerliydi.  Gülnaz hanım Sancak’ın sürekli Nehir’den bahsedip onun peşinden ayrılmamasından rahatsız olsa da oğlunun ciddiyetini farketmediği için müdahalede bulunmamıştı başlangıçta. Ramazan beyin tüm sakinliğine karşılık Gülnaz hanım tüm mal varlığını yöneten kişiydi. Zenginliğin büyük bir kısmı onun babasından kaynaklanıyordu. Bu yüzden zaman zaman Ramazan beyi ezse de adamcağız artık cevap bile vermiyordu karısına. Ramazan beyin de ailesi zengin bir aileydi. Gülnaz hanımı ona vermelerinin nedenlerinden biri de buydu zaten. Sadece kardeşi kendi kurduğu işi batırınca mal biraz eksilmişti. Gülnaz hanım da bunu sürekli onun kafasına kakıyordu.

“Para var ama akıl yok sizde! Bak kardeşine batırdı onca parayı! Ben idare edeceğim Ramazan bu işleri. Lütfen sen karışma!”

Ramazan bey şehir için kurdukları kültür derneğinin işleri ile ilgilenmeye başlamıştı bu olaydan sonra. Öğrenci bursları, kültür etkinlikleri, şehrin tarihi değerlerinin korunması gibi sosyal projeler onun alanıydı artık. Belediye başkanı ve vali de çocukluk arkadaşları olduğu için Gülnaz hanımın ne yaptığını takip edecek kadar bile vakti olmuyordu zaten.

Sancak annesine Nehir ile evlenmek istediğini söyleyene kadar Gülnaz hanım biricik oğlunun nasıl bir aşka düştüğünü anlayamamıştı. Nehir ve ailesini araştırmış, İstanbul’da yaşayan bir memur ailesi olduklarını öğrenmişti. Elbette başlarına gelenleri ve Nehir’in tek başına kaldığını da. Aslında gerçekten çöpsüz üzüm denilecek türden bir kızdı ama onların ailesine uygun değildi.

Gülnaz hanım oğluna yine şehrin bilinen ailelerinden birinin kızını almak istiyordu. Dışarıdan kız almakta çok adetleri değildi zaten. Nehir Sancak için ancak bir gönül eğlencesi olabilirdi.

Düşüncesini oğluna söylediğinde onun gösterdiği sert tepki karşısında irkildi. Genellikle babası gibi sakin bir yapısı olan Sancak annesinin sevdiği kadına gönül eğlencesi demesini ve onlara lâyık görmemesine inanamıyordu.

“O benim sevdiğim kadın anne! Onu değerli yapan şey de bu zaten! Para ya da ailesi değil!”

Gülnaz hanım çok akıllı bir kadındı. Oğlunun öfkesini  görünce ondan özür dileyerek geri çekilmiş gibi yaptı. Bu işlerin konuşarak halledilemeyeceğini  ve her insanın ikna olanacağı bir şeyler olabileceğini çoktan öğrenmişti.

Sancak annesini ikna ettiğinden emin olarak Nehir’e doğrudan evlenme teklif edince, Nehir ne söyleyeceğini bilemedi. Aslında Sancak için öyle filmlerde gördüğü türden yoğun duygular beslemiyordu. Ancak buraya geldiğinden beri onunla hep Sancak ilgilenmiş, onun ailesi gibi olmuş, her derdine derman bulmuştu. Zaten hayatta kimsesi yoktu, böyle iyi bir insanla da evlenirse çok mutlu olacağını düşündü ve ona “Evet” cevabını verdi.

Sancak neredeyse sevinçten havalara uçacaktı, “Artık seni İstanbul’a göndermeyeceğim! Tabi sen istersen o başka, beraber gideriz ama sen artık benim karım olacaksın!” diye etrafında dans edip durdu bir süre. Nehir’de onun heyecanına kapılmış mutlulukla coşkusunu izliyordu.

Gülnaz hanım elbette oğlunun bu kadar hızlı hareket edeceğini hesaba katmamıştı. O daha kendi çözümlerini bulup uygulamadan Sancak!ın gidip Nehir’e evlenme teklif ettiğini duyunca çok sinirlendi ama bu defa akıllılık edip oğluna bir şey belli etmedi. Gülümseyerek onu tebrik etti ve yetişmesi gereken bir toplantısı olduğunu söyleyip uzaklaştı yanından. Sancak  o kadar mutluydu ki, annesinin ne sahte gülümsemesini, ne de ayrılırken yüzünün ne kadar kararmış olduğunu farketmemişti bile.

Gülnaz hanım sekreterini arayıp bir kaç saat içindeki tüm randevularını iptal edip doğruca Nehir’i bulmaya gitti. Kızın olabileceği tek yerin yurt olduğunu çoktan öğrenmişti. Adını anons ettirtip aşağıda beklemeye başladı.

Nehir aşağı inip bekleyen kadını görünce bir anlam veremedi. Tanıdığı biri değildi. Yanına gidip, “Buyurun efendim sanırım benimle görüşmek istemişsiniz?” dedi nazikçe.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s