Sürgün gibi – Bölüm 7

“Seninle evlenmeyeceğim!” dedi Ateş Tamer’in gözlerine bakarak.

“Ateş ben artık eskisi gibi değilim, inan yüzde seksen oranında iyileştiğimi söylüyor doktorum!”

“Ne doktoru?” dedi Ateş yanlış duyduğunu sanarak.

“Biliyorsun işte, dört yıl önce beni istemediğin hastalığımdan bahsediyorum!”

Ateş hâlâ Tamer’in ne söylediğini anlayamamıştı, “Ne hastalığı, ne istememesi ne saçmalıyorsun sen Tamer?”

“Sen neden vazgeçtin benimle evlenmekten dört yıl önce?” dedi Tamer gözlerini kısıp onu süzerek.

“Bir de soruyor musun? Pınar ile seni gördüm el ele bahçede, birbirinizi sevdiğinizi söylüyordunuz?”

Tamer’in de yüz ifadesi değişmişti birden, “Ne?” dedi şaşkınlıkla, yemeğe geldiğimiz geceden mi bahsediyorsun sen?”

“Ne bileyim başka geceleriniz de mi oldu? Neyse ki Cevat ayrıldı o şapşal kızdan! Ben de sizi bunca zaman evlenirsiniz diye bekliyordum ama babandan korkuna harekete geçemedin herhalde!”

Tamer ne diyeceğini bilemez bir halde bakıyordu Ateş’in öfkeli yüzüne “Yani sen o yüzden mi terketti beni?”

“Sen ne sanıyordun? Şu hastalık meselesi de neyin nesi hem?”

“Ben banyoda düştüğüm zaman sadece bileğimi kırmamış, başımı da vurmuştum. Ancak onunla ilgilii  bir sorun yaşamayınca iyi olduğumu düşündüm” dedi Tamer derin bir iç geçirerek, “Sonrasında bazı durumlarda bulanık görüyorum gibi gelmeye başladı. İlk olarak kahvaltıda annemin ve babamın yüzünü seçemediğimi farkettim. Gözlerim de bozulmaya başlamıştı ondan olduğunu düşündüm. Sonra yolda gördüğüm bir çocukluk arkadaşımı tanıyamadığım için bana sitem etti. Bir şekilde her şeyi görüyor sadece insan yüzlerine bakınca sorun yaşıyordum”

“Doktora gitmedin mi peki?” dedi Ateş onun bir yalan uydurduğunu düşünüyormuş gibi dinliyordu.

“Gittim! Bana yüz körlüğü hastalığna sahip olduğumu söyledi”

“Yüz körlüğü de neymiş?”

“Bir hastalık işte, bazıları doğuştan olurmuş. Benimki düşmenin etkisiyle başlamış. İnsanların yüzlerini tam göremiyordum yani. Çok tuhaf  bir duyguydu. Seslerinden, giysilerinden, sürekli kullandıkları eşyalarından ayırdederek insanları tanımaya uğraştım bir süre. Doktor bunun hemen geçmeyeceğini söyledi. O akşam size geldiğimizde aslında kimsenin yüzünü göremiyordum doğru dürüst. Senin masada yanımda olduğunu biliyordum sadece. Sonra herkes bahçeye çıkınca bende çıktım. Amacım sana hastalığımı anlatıp konuşmaktı. Pınar’ın elbisesinin seninkiyle aynı renk olduğunu farketmemiştim. Onu sen sandığım için elinden tutup ağaçların arkasına sürükledim.”

“Aman Allahım!”

“Sana hastalığım olduğunu ama iyileşebileceğimi anlatacaktım! Başlangıçta senden uzak durup hayatından çıkmayı düşünmüştüm ama sonra bunu yapamayacağımı anlayınca en iyi çarenin konuşmak olduğuna karar vermiştim. Ne yazık ki sen yerine Pınar’k ağaçarın arasına götürdüğümü anladığımda utancumdan yerin dibine geçecektim.!”

“Ama o da seni sevdiğini söyledi, ben kulaklarımla duydum!”

“Evet talihsiz bir durum da böylece ortaya çıkmış oldu ama ben sonra onunla bunun mümkün olmadığını söyledim. Hastalığımdan da bahsetmek zorunda kaldım tabi olanları açıklamak için. Sonra sen de benimle konuşmayı kesip o mesajları atınca, Pınar’ın sana hastalığımı söylediğini ve o yüzden beni istemediğimi sandım!”

“Pınar ile hiç konuşmadım ben!”

Tamer onun ellerini tuttu sıkıca “Ateş seni seviyorum! Hiç vazgeçmedim! Bırak sana yardım edeyim. Evlenelim, işini kurtaralım, sonra istersen yeniden ayrılırız. Ancak ailelerimiz daha fazla beklemeyecek. Belki bana bir şans daha vermek istersin. İnan bana ne Pınar ne de bir başkasıyla aramda hiç bir şey geçmedi benim!”

Ateş üç yıldır karşılıklı çektikleri hasret ve acının böylesine bir yanlış anlama ile olduğuna inanamıyordu. Bir süre birbirlerine bakıp gülseler mi, ağlasalar mı bilemediler. Sonunda birbirlerine sımsıkı sarılarak bir süre öylece kaldılar.

“Artık evlenebilir miyiz?” dedi Tamer fısıldayarak onun kulağına.

“Evet!” dedi gözlerinden yaşlar inerken Ateş.

Kafeden el ele çıkıp yeniden hastaneye döndüler. Kazım bey ve Ziya bey Zümrüt hanımın odasından çıkmış koridorda sohbet ediyorlardı. Ateş ve Tamer’i el ele yürüken görünce gülümsediler. Gençler onların önünden geçip odaya girdiler. Ateş babaannesine her şeyi anlatmak ve Tamer ile barıştıklarını söylemek istiyordu.

Zümrüt hanım başından beri Ateş’i iknaya uğraşsa da o sürekli konuyu kapatıyordu. Kadıncağız onların gitmeyen işlerine destek olmak için para yardımı da yapmıştı. Sonunda Ziya bey bunu farkedince annesine yardımı kesmesini tembihleyince yapacak bir şeyi kalmamıştı kadıncağızın. Ateş’in başına gelenler ve babası ile mücadelesine çok üzüldüğü için Ateş spazmı o yüzden geçirdiğini sanmıştı, yani stres yüzünden. Oysa doktorlarda bunun sadece yaşı ile ilgili olduğunu açıklamışlardı.

Zümrüt hanım kapıdan giren torunu ve Tamer’i el ele görünce sevinçle ellerini çırptı. Hemen yanına gidip elini öptüler ve heyecanla olanları ona da anlattılar.

Bir ay sonra Zümrüt hanım da iyi olunca Ateş ve Tamer’im nikah ve düğüm merasimleri yapıldı. Ziya bey damadına kızının işlerinin önünü kesmeyeceğine tam aksine destekleyeceğine söz verdi. Tamer karısının kendi şirketleri dışında başka bir işle uğraşmasını onaylıyordu. Hatta kendisi de o şirkette devam etmeyi düşünüyordu. Kâzım bey de oğlunun bu isteğine sesini çıkarmadı.

Ateş ve Tamer Zümrüt  hanına çok yakın bir evde oturmayı tercih ettiler ve kadıncağızı ömrünün sonuna kadar hiç yanlız bırakmadılar. Ali Ateş’in evliliğinden dört yıl sonra yengesi ile konuşarak ondan boşandı. Kadıncağız Ali’nin konuşması ile gözyaşlarına boğulup ona çok teşekkür etti. Çocuklara yine de babasının o olduğunu söylemeye devam ettiler. Aralarında anlaşamadıkları için boşanıyorlardı. Ali çocuklarla ilgilenmeye devam etti ancak, başka bir eve çıktı. Boşandıktan iki yıl sonra da hem yengesi hem o başkalarıyla evlenerek çok mutlu oldular.

Ziya bey apartmannda düzen bozulmadan devam ederken, onlarda kendi aralarında ayrı bir düzen kurarak mutlu bir yaşam sürdüler. Ziya bey elini çekince Ali ve Ateş’in işleri Tamer’in de desteği ile ilerleme gösterdi. Tüm borçlar ödendi ve iki yıl içinde yepyeni bir müşteri portföyleri oluştu.

Böylece bu güzel öğretmenler gününde bir hikayenin daha sonuna geldik hep beraber. Yine herkes için mutlu sonu olan bir hikayeye konuk olduk.

Bakalım gelecek günlerde hangi karakterlerle tanışıp, hangilerinin hayatlarına konuk olacağız.

Öğretmeyi, bilgiyi paylaşarak büyütmeyi hedef haline getirmiş, geleceğimiz çocuklarımızı emanet ettiğimiz değerli öğretmenlerimizi saygıyla selamlıyor ve günlerini kutluyorum.

Ülkemiz sizlerin ve bizlerin birlikte yetiştirdiği güzel nesillerle cennet olacak!

Sevgi, sağlık, dostluk ve mutluluk dolu bir pazar günümüz olsun, sağlıcakla kalın

Yarın yeni hikayemizde görüşmek üzere.

GÜLSEREN KILINÇ

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s