Sürgün gibi – Bölüm 5

Ateş ve Tamer kapısı aralık tanışma odasında içeridekileri unutup koyu bir sohbete daldıklarını, Ziya beyin sesi kapının dışından duyulunca farkettiler. Ateş nasıl olmuşsa Tamer’e ısınmış hayatının bu noktaya nasıl geldiğinin kısa bir özetini yapıvermişti. Tamer karşısında evlenmeye ve para meraklı bir gelin adayı bulmaya hazırlanmışken, böyle sevimli ve doğal bir kız bulunca oldukça etkilenmişti. Ziya beyin sert sesi kapının dışından, “Ateş, misafirler sizi bekliyor kızım! Tamer bey oğlumla gelin beş dakikaya!” diye duyulunca ikisi de nerede olduklarını hatırladılar.

Ateş panikle ayağa kalktı ve yeniden ayakkabılarını giymeye çalıştı. Tamer’de sanki basılmışlar gibi kalkıp ona yardım etmeye davranınca ikisi birden yeniden gülmeye başladılar.

Ayakkabılar ateşin ayağına zorlada olsa girince, “Aslında seni tanımak isterim!” dedi Tamer gülümseyerek.

“Ben de öyle!” dedi Ateş’te. O da beklediği gibi biri olmadığını anlamıştı Tamer’in.

Başka bir şey konuşmadan birlikte salona döndüler. İkisinin yüzündeki aydınlık gülümseme aileler için yeterli mesajı veriyordu zaten. Ziya bey odada biraz fazla kalmalarından gerilmişti ama gençlerin mutlu çıktığını görünce derin bir nefes aldı. İsteme merasimi ve nişan o gece yapıldı.

Ateş, eve dönüp Zümrüt hanıma olanları anlatırken, babaannesi büyük bir aşkın başladığını çoktan anlamıştı bile.

Sonraki ilk buluşmalarında yine o geceki hallerine ve aslında ne niyetle geldiklerine kadar olan tüm gerçekleri birbirlerine anlatıp yine neşeli bir gün geçirdiler. Bir sonraki, bir sonraki derken aralarındaki bağ gerçekten kuvvetlenmeye devam etmişti. Aileler kendi istekleri doğrultusunda gelişen olaylardan son derece memnundular. Sadece Ziya bey bu kadar görüşmenin fazla olduğunu düşünüyordu. Zümrüt hanım bu yüzden her görüştüklerinde ona söylememe kararı almıştı. Bu çocuklar nasılsa evleneceklerdi.

Ziya beye göre arayı fazla uzatmaya gerek yoktu. Ateş yüksek lisansını bitirp evlenmek istiyordu ama babasının onları rahat bırakmayacağını biliyordu. Tamer ona eğitimi tamamlaması ve istediği gibi kendi işini kurması konusunda destek vereceğine  çoktan söz vermişti. O da Ateş gibi bunun bir şirket evliliği olduğunu düşünmüyordu. Hatta babaları ne kadar onları şirketlerin gelecekteki patronları gibi görse de bu ikisinin de umurunda bile değildi.

“Nasılsa ağabeyim var!” diyordu Tamer, “O babamın istediklerini yapıyor ve patronlukta yapacaktır!”

Ateşin ise zaten istemediği kadar çok ortağı ve kardeşi vardı şirketin işleri için. O bu yüzden okuduğu meslek  ile ilgili kendine özel ayrı bir iş kurmak istiyordu. Üniversitede tanıştığı ve gerçek kardeşiymiş gibi sevdiği Ali ile birlikte bu işi kurmaya karar vermişlerdi. Ali dünya tatlısı bir genç adamdı. Evliydi ama onun evlilik hikayesi de içler acısıydı ne yazık ki. O da kendini derslere  ve işlere vermişti bu yüzden. Ateş’in ilk tanıştırdığı insanlardan biri oydu Tamer’e.

“Ortağım!” diye anlatmıştı onu. Ali gelmeden önce hikayesinden bahsetmişti kısaca.

Ali’nin ağabeyi erken yaşta evlenip çocuk sahibi olduktan sonra askere gitmişti. Kızı henüz iki yaşnda ve eşi hamileyken artık erteleyemediği askerliğini yapmak için ayrılmıştı yanlarından. Ağabeyi askerdeyken yengesi ve yeğenlerine Ali’nin anne va babası bakmışlardı. Ne yazık ki ağabeyi Muzaffer’in teskere haberini beklerken şehit haberini almışlardı. Askerlerden biri silahını temizlerken yanlışlıkla onu vurmuştu. Kurşun ölümcül bir bölgeye isabet ettiği için daha hastaneye varamadan teslim etmişti ruhunu zavallı Muzaffer.

Aile onun şehit haberini aldığında şoka girmişti. Tehlikeli bir bölgede değildi, çatışmaya girmemişti, sadece bir kaza sonucu şehit olmuştu. İnanılır gibi değildi gerçekten anlatılanlar. Ali’nin annesi bir kaç gün sonra bir kalp krizi geçirmişti dayanamayıp, neyse ki hastaneye yetiştirip kurtarmışlardı kadıncağızı. Evlat acısının nasıl bir şey olduğunu o zaman görmüştü Ali. Annesinin çığlıkları ve babasının gözlerindeki o derin acı hiç silinmemişti yüreğinden.

Muzaffer’in toprağa verilmesinin ardından üç ay sonra amcaları ve babası aralarında toplanmışlar ve gelin ile çocukların ortada kalmaması için Ali’nin ailesi olması gerektiğine karar vermişlerdi. Ali yengesiyle evlenecek, ağabeyinin emanetlerine sahip çıkacaktı. O iki sabi babasız büyümemeliydi. Küçük yeğeni Mert babasının ölümünden sonra dünyaya gelmişti. İkisi de çok küçüktüler ve Muzaffer’i hatırlamayacaklardı zaten.

Ali ailesinin aldığı bu karar sonucunda ikinci bir şoka girmişti. Annesinin de kararı onaylaması üzerine sesini yükseltememiş günlerce süren bir sessizliğe bürünmüştü. Yengesi de oğlu doğduğundan beri neredeyse hiç konuşmuyordu. Sadece çocuklarla ilgileniyor, bütün gün onlarla bir odanın içinde vakit geçiriyordu.

Babası bir akşam imamla geldi önce ve dini nikahları kıyıldı. Ali ve yengesi sessizce oturup imamın söylediklerini yapmışlardı sadece.

Çocukların biri on diğeri de sekiz yaşındaydı şimdi. O günden sonra onlar için ayrı bir ev açılmış. Muzaffer’in eski evi kapatılmıştı. Ali seslenmesi gerektiğinde zavallı kadına nasıl sesleneceğini bile bilemiyordu. O çocuklarıyla ayrı bir odada uyuyor, Ali ayrı bir odada uyuyordu. Çocuklar ona baba diyorlardı.

Tüm bunlar yaşanırken Ali’nin aslında çok sevdiği ve evlemeyi hayal ettiği bir başka kız olması da cabasıydı. Muzaffer’in şehit düşmesi ve ardından yaşanılan olaylar sonrası hayal ettiklerinin hiç biri mümkün olamayacağı için kıza açılma şansı bile olmamıştı. Ateş onun hâla içinde bir yerlerde o aşkı özlediğini biliyordu.

Bir tek Ateş’e anlatıyordu ne hissettiğini Ali. Evdekilere, ailesine sadece görevlerini yerini getiriyordu. Çok az konuşuyordu onlarla. Çünkü aslında bunca yıla rağmen hâlâ ne söyleyeceğini bilemiyordu. İçinden ağabeyinden defalarca özür dilemişti. Onun karısı ile evlenmiş olmaktan büyük bir utanç duyuyordu ama öte yandan çocuklar için bunun daha iyi olduğuna da kendini ikna etmeye çalışıyordu. Sonuçta karısı onun için hâlâ yengesiydi. Ele  güne karşı karı koca görünüyorlardı ve ağabeyinin çocuklarına da babalık ediyordu Ali. Hepsi buydu.

“Hepsi bu ama aslında kendi hayatından vazgeçmiş zavallı!” dedi Tamer dinlerken.

“Evet aynen öyle, ben de onu dinleyene kadar en büyük dert bende sanyıyordum!”

“Eğer biz benzer yapıda ve düşüncede insanlar olmasaydık Ali’nin benzeri bir evliliğimiz olacaktı belki de düşünsene. Bir ömür böyle nasıl geçer!”

“Hayır öyle olmaması için zaten konuşmaya gelmiştik o odaya unuttun mu? Biz buna izin vermeyecektik ama Ali çaresiz kalmış. Çocuklar için diyor. Yoksa o da itiraz edecekmiş ama çocuklara kıyamamış!”

Kahve dükkanına girip oturduklarında ikisininde zihni geçmişten yeniden o ana geri döndü. Geçmişte çok güzel şeyler yaşayıp konuşmuşlardı. Tüm olumsuz ve tuhaf düzene rağmen hayat yine de birbirini tamamlayacak insanlar çıkarmıştı karşılarına. Bu gerçekten bir mucizeydi. Ailelerine karşı gelmeden doğru insanla eşleşivermişlerdi sanki. Böylece herkes mutlu olmuştu. Ta ki nikahtan bir hafta öncesine kadar.

Birbirlerinin yüzüne fazla bakmamaya çalışarak oturdular karşı karşıya kahve dükkanında. Bu halleri tıpkı dört yıl önce o tanışma odasındaki hallerne benziyordu. Bir farkla. O zaman ikisinin de özgüveni şimdikinden daha fazlaydı.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s