Var olmayan ülkede aşk – Bölüm 6

Akşama doğru yine rengi solmuş olsa da Metin’in inat etmesi üzerine karışık birer kumpir yiyerek eve döndüler

“Bak o kumpiri yedin ama gece kötü olursan mutlaka beni uyandır tamam mı?” dedi Vildan o odasına giderken. Oturacak dermanı olmayan oğlan ilacını içip uyumak için izin istemişti.

“Hayır dün gece kitabımla çalıştığım için uykusuz ve yorgunum sadece bunun hastalıkla bir ilgisi yok. İyileşiyorum ben sen rahat ol!” diyerek gitti odasına. Gece boyu da uyandırmadı Vildan’ı.

Ertesi gün planladıkları tatilin son günüydü. Metin odadan biraz geç indi aşağıya.

“Günaydın! Baksana acaba bir kaç gün daha mı kalsak ne dersin?” dedi gelir gelmez.

Vildan’da o kadar güzel vakit geçiriyordu ki. Sanırım biraz daha kalmanın bir sıkıntısı olmaz diye düşündü kendi kendine.

“Olabilir aslında!” dedi yine de tereddütle.

“O zaman üç dört gün daha kalalım mı? Lütfen!” dedi Metin yalvarır gibi.

“Üç dört gün mü? Ben bir gün daha diyorsun sanmıştım!”

“Çok sayılmaz ki baksana ne çabuk gelip geçti!”

Gülümseyerek onayladı Vildan ve Metin sevinçten tam olarak olduğu yerde havaya zıpladı sevinçten.

“Çorba kaldıysa bu sabah yine çorba içsem olur mu?” dedi sonra mahcup bir sesle.

“Ah! Dün yediğin onca şey dokundu değil mi? Acele ettin tabi! Var bir kişilik ben sana yenisini yapayım en iyisi!” diyerek kalan bir kişilik çorbayı ısıtıp yedirdi ona.

“Bu gün yine sahilde dolanalım istersen, ya da evde dinlenelim hava güzel!” dedi sonra onun solgun yüzüne bakarak.

“Evet öğleden sonraya kadar verandada oturabiliriz güneşlenerek, sonra duruma göre bakarız olmaz mı?” dedi Metin.

Böylece o günü çıkmadan evde geçirdiler. Metin yine biraz uyukladı öğlene doğru. Vildan’da sessizce kitabını okudu yanında. Buraya geleli neredeyse dört gün olmuştu ve ilaçları düzenli içmesine rağmen Metin hâlâ toparlayamamıştı ama dikkat etmiyordu tabi. Her şeyi yiyor sonra da iyileşmiyorum diye ilaç içiyordu. Aslında bu kadar ilaç içmekte hiç iyi bir şey değildi Vildan’a göre ama henüz o derece karışacak kadar yakın değiliz diye düşünüp bir şey söylemiyordu.

Ertesi gününde yarısını sahilde yarısını evde geçirdiler. Böylede uzattıkları tatillin de çabucak sonu geldi yine. Günler hızla geçti. Son gece birlikte yeniden sahile gittiler ve masallarından bahsettiler.

“Sen hayatımda beni en çok mutlu eden insan oldun, nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum” dedi Metin sevgiyle.

“Hayatımını en keyifli ve özgür günlerini geçirdim ben de burada senin sayende. Kendi paramı yetiştirip buralara gelmeyi bırak, tatil yapmam bile imkansızken. Bir masal yaşamama neden oldun sen!”

“Aynı yerde olamasakta ben her zaman senin koruyucun olacağım. Tıpkı Peter Pan gibi. Bunu sakın unutma olur mu?” diyerek alnından öptü Metin Vildan’ı.

Vildan’da “Harika! Artık güvenebileceğim biri var nihayet. Bunun eksikliği nasıldır bilemezsin!” dedi gözleri dolarak.

Sonra ikisi de kendi çocukluklarından ve hayatlarından konuştular yine bir süre.

“Serin oldu haydi gidelim ben de kitabımı yazayım biraz!” diyerek kaldırdı Metin onu bir saat sonra.

“Sabah erkenden postaneye gideceğim, göndermem gereken bir kaç evrak var. Beni göremezsen merak etme olur mu?” dedi sonra Vildan yatağına giderken.

“Olur etmem, ben de kahvaltıyı hazırlar beklerim seni. İyi geceler!” diyerek çıktı odasına Vildan.

Metin ardından gülümsedi sadece.

Vildan o gece rüyasında sabaha kadar Peter Pan ve kayıp çocukları gördü. Onlarla maceradan maceraya koştu. Kaptan Kanca ile savaştı. Elbette rüyasındaki Peter Pan eskiden olduğu gibi yakışıklı çocuk değil Metin’di artık. O zamana kadar hiç erkek arkadaşı olmasa da, Metin ile geçirdiği bu son bir kaç günün ardından insanın yüreğinin güzelliğinin dış güzellikten daha önemli olduğundan iyice emin olmuştu. Metin dünyanın en iyi, en yakışıklı, en karizmatik insanıydı artık ona göre. Yarından sonra ikisi de kendi evlerine dönecek olsalar  bile harika anılar biriktirmişlerdi burada. Zaten her akşam konuşmaya devam edeceklerdi yine. Kim bilir belki bir süre sonra tekrarlardı bu seyahati.

Evdekiler bunca zaman onun yokluğunu hissetmişler miydi acaba diye düşündü sonra. Cep telefonun olmadığı için hissetseler de ulaşamamışlardı muhtemelen. Polise falan haber verip ardından yas tuttuklarını da sanmıyordu.Hatta belki de bir boğaz eksildi diye sevinmişlerdi bile. Kapısı kilitli olduğu için onu kırıp içeri girmediklerini umuyordu sadece. Bilgisayarı onun en önemli eşyasıydı çünkü ve başına bir iş gelmesini istemiyordu. Ayrıca Metin ile iletişimi ve sohbeti korumak için de ona ihtiyacı vardı.

Erken olmasına rağmen yatakta oyalanmaktan vazgeçip, kalktı, eşyalarını topladı ve çantası ile birlikte aşağı indi. Bu evde son kez kahvaltı edeceklerdi beraber. Metin’in odasıının kapısı açıktı aşağı indiğinde. Söylediği gibi postaneye gitmiş olmalıydı. Zaten dönüyorlardı bu gün. Acele etmeyip döndüğünde de gönderebilirdi ne gönderecekse. Böyle küçük bir yerden hızla yola çıkıyor muydu ki gönderiler?

Sonra  bunun kendini ilgilendirmediğine karar verip kahvaltıyı hazırladı ve dolapta bozulacak bir şey kalmasın diye aldıkarından artakalanları dışarı çıkarıp paketledi. Eve geldikleri belli olmasın diye dolaşıp kontrol etti. Nevresimleri yıkamıyorlardı ama zaten Metin’in dediğine göre de eve gelen giden yoktu nasılsa.

Tüm bunları yaparken aradan bir buçuk saat geçmişti ama Metin henüz dönmemişti. Şehirde dolaştıkları sırada postanenin yerini gördüğünü hatırlıyordu. Tam emin olamasa da çok uzakta olmadığını düşünüyordu. Gidiş geliş, haydi orada biraz oyalanışla en çok kırk beş dakika sürmeliydi bu ziyaret. Ancak iki saate yakın olmasına rağmen Metin yoktu ortada. Acaba  başka yerlere de mi uğramıştı?

Cep telefonu olmadığı için arayamıyordu. Hoş zaten bildiği kadarıyla Metin’de buraya gediklerinden beri cep telefonunu açmamıştı. Bu yüzden yanında bile olmayabilirdi. Biraz daha bekleyeyim diyerek bir bardak çay alıp verandaya çıktı. Güneşin son demleriydi artık. .Ağaçlara, denize dalarak biraz daha vakit geçirdi. Bir saat daha geçmiş olmasına karşılık Metin’den hâlâ ses yoktu. Üstelik kahvaltı edip daha otobüs bileti alacaklardı. Yarım saat daha bekledikten sonra gidip ona bakmaya karar verdi. Acaba kendini kötü hissedip bir yerlerde yığılıp kalmış mıydı? Dikkat etmiyordu ki hiç midesine!

Çayın altını kapatıp, bulanan midesini bastırmak için ağzına bir parça peynir attı masadan ve çarşıya doğru yürüdü. Yarım saat olmadan postaneyi bulmuştu. İçeri girdi ama Metin’i göremedi. Sonra cadde boyunca dükkanların içine bakarak yürümeye devam etti. Sahilde bir kalabalık gördü. Mevsim itibariyle burada çok insan yoktu. Günlerdir görmedikleri kadar çok insanın nereden çıktığını merak etti kendi kendine. Sonra Metin’in de o kalabalık içinde olabileceği düşüncesi aklına gelince sahile doğru yürüdü.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s