Var olmayan ülkede aşk – Bölüm 5

Metin çorbayı içtikten sonra “Daha iyi misin?” diye sordu Vildan. Dünkü haline göre rengi de daha düzelmiş görünüyordu.

“Evet çok daha iyiyim. Şimdi ilacımı da içinde daha da iyi olacağım göreceksin! Hatta o kadar iyiyim ki bu günün tamamını seninle sahilde geçirmek istiyorum!”

Gömleğinin cebinden ilaç kutusunu çıkardı ve gülümseyerek yuttu ilacını. Birllikte hızlıca mutfağı toplayıp sahile koştular. Hava o kadar güzeldi ki, ayakkabılarını çıkarıp dizlerine kadar denizin dalgalarını hissetmek için girdiler. Birbirlerine su attılar. Islattılar.

Sonunda nefes nefese kalıp kumların üzerine oturdular.

“Biliyor musun? Peter Pan ve Wendy’nin var olmayan ülkesi de buradan farklı olmamalı. Seninle o kadar güzel vakit geçirdim ki gerçekten masalın içine girmiş gibiyim!” dedi Metin gökyüzüne bakarak.

Bu kadar güzüel vakit geçirmeyi kendisi de beklemeyen Vildan’da gülümsedi.

“İnan benim için de öyle!” diyerek ayağa fırladı ve yine deniz kabukları toplamaya başladı.

“Bütün kabukları götüreceksin sanırım İstanbul’a?”

“Evet bulabildiğim kadar toplamak istiyorum! Neden sen de bana yardım etmiyorsun?”

Bu defa ikisi bir kaç saat deniz kabuğu ve güzel taşlardan toplayarak yürüdüler. Metin’in rengi yeniden solmaya başlayınca.

“Acıktık artık istersen eve dönüp yemek yiyelim, biraz da dinlenelim!” dedi Vildan.

Metin başıyla onayladı bu teklifi ve ağır ağır döndüler eve. Metin yine kendini koltuğa attı. Vildan’da mutfağa geçti. Masayı hazırlayıp yemekleri ısıttığında onu çağırmak için yanına gitti ama Metin çoktan sızmıştı yeniden koltukta. Bu defa onu hiç ellemeden gidip sessizce yemeğini yedi. Sonra da çantasından çıkardığı kitabını okumaya başladı onun karşısına oturup.

Metin yeniden gözlerini açtığında öğleden sonra olmuştu.

“Ah uyudum mu ben! Hay aksi! Seninle geçen hiç bir dakikamı ziyan etmek istemiyoru oysa ki?”

“Delirdin mi sen? Vücudunun ihtiyacı var demek ki. Tatile geldik buraya. Üstelik ben buradan bir yere gitmedim ki zaten. Haydi artık miden bulanacak yine, ısıtayım şu yemeğini ye artık!”

“Sen gerçekten kanatsız bir melek olmalısın, keşke seni çok daha önce bulsaydım!”

Gülümsedi Vildan ve o yemeğini yerken masada onunla oturup bekledi. Karnı doyunca yeniden kendine gelen Metin, “Bu akşam yeniden sahile gidelim mi?” dedi heyecanla.

“Evet ama serin olabilir sıkı giyinmemiz gerek!” dedi Vildan da bu fikirdne hoşlanarak.

Eğer evde olsaydı dört duvarla sınırlı hayatının içinde kahramanından gelecek mesajları bekleyecek olacaktı ama şimdi o tam karşısındaydı ve ikisi akıllarına eseni yapabiliyorlar ve sınırlarını duvarlar tutmuyor ve kendileri belirliyorlardı. Hayatının en güzel günlerini yaşadığını hissediyordu. Başlangıçta çok fazla endişesi ve tedirginlikleri vardı ama Metin ile vakit geçirdikçe onun ne kadar temiz kalpli ve çocuk ruhlu olduğunu anllıyordu. O değil Vildan karıncayı bile incitemeyecek kadar iyi bir insandı. Üstelik o kadar zayıf ve sağlıksız görünüyordu ki bir hamle yapsa Vildan onu zaten kolaylıkla yere yıkardı. Otobüste gördüğü delikanlı geldi aklına. O ne kadar sağlıklı, yapılı ve yakışıklıydı. Metin şimdi hastaydı ama biraz iyileşince o da kendini toparlayacaktı. Onun ruhuna iyi gelende Metin’di üstelik.

Akşam sıkı sıkı giyinip yeniden sahile gittiler. Gerçekten güneş çekilince hava epeyce soğuk olmuştu. Üstelik kumlarda nemlendiği için oturamadılar. Biraz yürüdüler ve sonra çakıllı bir alan bulunca oraya oturdular. Ay yeni yükseliyor denizin üzerinde titreyen beyaz kalın bir çizgi oluşturuyordu. Çizginin ucu onların olduğu yere kadar geliyordu.  Serinliğe rağmen gökyüzünde tek bir bulut bile yoktu. Sezon çoktan sona erdiği için parlak ışıkların çoğu yanmıyordu ve bu nedenle yıldızları seçmek çok daha kolay oluyordu.

“Bu gece seninle gökyüzünden yıldız toplayalım mı?” dedi Metin çocukça bir sesle.

“Olur toplayalım!” dedi Vildan’da neşeyle.

Metin kollarını gökyüzüne uzatıp bir yıldız kapmış gibi avucunu kapattı ve sonra Vildan’ın elini tutup avucunu açtı. Cebinden çıkardığı kalemle onun  eline bir yıldız çizdi.

“İşte bu  senin için gökyüzünden kopardığım bir yıldız!”

Bunun üzerine Vildan’da onun hareketlerini tekrarladı ve o da Metin’in elinin üzerine bir yıldız çizdi.

“Bu da benim sana hediyem yıldız olsun o zaman! Yanlız gökyüzüne göstermemeye çalış, çünkü onun çaldım ve geri isteyebilir!”

Metin onun elini avucunun içine aldı ve birlikte yıldızlara bakmaya devam ettiler.

“Biliyor musun? Sana aşık olabilrim bu tatilin sonunda!” dedi sonra fısıldayarak.

Vildan gülümseyerek sıktı onun elini, “Biz birbirimizin kahramanıi koruyucusu ve dostuyuz unuttun mu? Bir masal yaşamak için buradayız!”

“İyi ama masallarda hep aşk olmaz mı?”

“Olur elbette bizim masalımız peter pan ve wendy yani masum ve çocuksu bir bağ!”

“Benim için yeterli bu kadarı zaten!”

Vildan başını bıraktı onun omuzuna “Tamam o zaman!”

Metin gündüz de uyuduğu için uykusu gelmiyordu ama Vildan’ın üzerine bir ağırlık gelmişti çoktan. Bu nedenle çok kalmadan eve döndüler.

“Annemin haberi yok ama ben bir kitap yazıyorum aslında!” dedi Metin yaptığı yaramazlığı açıklayan bir çocuk gibi.

“Sahi mi? Ben de okumak istiyorum o zaman!” diyerek ellerini çırptı Vildan.

“Zaten kitabımın kahramanı sensin ve sana söz veriyorum bitince ilk sen okuyacaksın!”

“Söz mü? ”

“Evet söz! Haydi sen şimdi git uyu ben de hazır uykum yokken biraz daha yazayım!”

Vildan ona iyi geceler dileyerek odasına çıktı. Metin’de geldiğinden beri ilk kez açtığı diz üstü bilgisayarının başına geçip yazmaya başladı. Vildan gece yarısından sonra uyanıp tuvalate gittiğinde hâlâ aşağda ışık yanıyor ve klavye sesleri geliiyordu.

Vildan sabah uyandığında onu yine koltukta sızmış buldu. Bilgisayar önündeydi. Muhtemelen geç saate kadar yazıp, sonrada uyuyakalmıştı.  Sessiz olmaya gayret ederek mutfağa girdi.

Biraz sonra “Günaydın!” diyerek geldi arkasından Metin, “Bu sabah bir omlet mi yapsak ne dersin?”

“Miden düzeldi mi senin o kadar?”

“Evet yiyebilirim sanırım!”

Böylece ikisi birden masayı hazırlayıp sonra da keyifli bir kahvaltı yaptılar.

“Bu gün de gidip şehir de gezelim ne dersin? Akşam da dışarıda yeriz sen de yorulmazsın!” dedi Metin karnı doyunca.

“Evet ama bak sonra miden kötülemesin yine?”

“Hayır bir şey olmaz! Hem havalar iyice soğumadan bir dondurma daha yemek istiyorum ben!”

Yine mutfağı birlikte toplayıp bu defa şehirde gezdiler. Gövdeleri bir kucaktan daha kalın olan ağaçlara sarıldılar. Dondurma yediler, kahve içtiler, hediyelik eşyacıları gezdiler. Bir tanesinden birer bileklik aldılar birbirlerine. Bu bilekliği takarken bir dilek dileniyor, sonra bahar  gelip çiçekler açtığında bir ağaca bağlanıyordu. İkisi de gözlerini kapatıp birbirlerinin koluna bileklikleri bağladılar ve dileklerini dilediler. Satan kadın dilekleri olsa da olmasa da bu bileklikleri baharda bir ağaca bağlamaları gerektiğini sıkı sıkı tembihledi ikisine de.

“Tamam!” diyerek söz verip ayrıldılar dükkandan.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s