Var olmayan ülkede aşk – Bölüm 4

“Bu anı o kadar çok hayal ettim ki şu an yaşıyorum ama gerçek olduğuna inanmakta zorlanıyorum!” dedi Metin elindeki gülleri ona uzatırken.

“İnan ben de öyleyim!” dedi Vildan uzatılan gülleri alırken.

“Haydi gel bir yandan yürüyelim, bir yandan konuşalım. Yoksa böyle birbirimize bakıp kalacağız!” diyerek döndü Metin, Vildan’da onun gittiği yöne doğru takip etmeye başladı. İkisi birbirine bakmadan yürümeye başlayınca biraz sohbet etmeye başladılar bilgisayarda olduğu gibi.

“Acıkmış olmalısın,  şimdi boş bir eve gideceğiz. İstersen önce bir şeyler yiyelim sonra eve geçelim. Hatta eve geçmeden bir de alışveriş yapmamız gerekecek” dedi Metin başını çevirmeden. İkisi de yürürken kendi ayaklarına bakmaya başlamışlardı.

“Gideceğimiz ev buraya uzak mı?”

“Hayır çok değil ama zaten araba kiraladım kolayca gideriz merak etme!”

“Senin ehliyetin var mı?”

“Evet yeni aldım ama korkma, ağabeyim sayesinde tecrübem var. Acemi şoför değilim!” diyerek gülümsedi ve Vildan’ın yeniden yüzüne baktı Metin.

Aslında elbette birbirleriniz incelemek ve bakmak istiyorlardı. Sadece aylarca yazılı konuştuktan sonra şimdi sesli konuşmak bile tuhaf gelmişti. Zamanla aşabileceklerini düşünüyor olsalar da ilk dakikalar biraz tedirgin ve mahcup geçti.

Yemek bittiğinde yine internette konuştukları gibi “Kanki” diyerek sohbet etmeye başlamışlar ve rahatlamışlardı bile.

Metin tam olarak iyileşemediği için bir şey yiyememişti aslında, rengi hâlâ solgundu. Doktorun verdiği ilaçları yanında getirmişti ve saati geldiğinde onları içmek zorundaydı.

“İstersen eve gidince bir nane limon yapayım sana, iyi gelir!” dedi Vildan.

“Yok midem bulanmıyor artık. İlaçlarımı içeyim bir kaç güne daha iyi olurum zaten!” diyerek geçiştirdi Metin. Şimdi masalının kahramanı ile doya doya vakit geçirmek istiyordu.

“Anlaştığımız gibi masalı yaşayacağız değil mi? Değişen bir şey yok?”

“Evet anlaştığımız gibi!” diye cevap verdi Vildan.

Yemekten sonra yola çıkıp Burhaniye’ye geçtiler, orada bir markete uğrayıp ev için biraz yiyecek, içecek, tuvalet ve temizlik malzemesi aldılar. Ödemelerin tamamını Metin yapıyor Vildan’ın katkı yapmasına izin vermiyordu. Zaten kızcağızın öyle fazla parası yoktu ama tüm harcamaları da o yapınca mahcup olmuştu biraz.

“Seni ben davet ettim hatırlatmak isterim. Dolayısıyla burada para harcaman uygun düşmez!” diyerek kesip attı Metin.

Evi açtıklarında biraz havasız kaldığı için ikisinin de genzi yandı ve öksürmeye başladılar. Hemen camları açıp havalandırdılar ve sonra aldıklarını  yerleştirdiler. Uzun süredir kapalı olmasına rağmen tertemizdi ev. Çok keyifli ve konforlu döşenmişti. Çok eşya yoktu ama gerekli olan her şey vardı. Üç odası vardı. Bunlardan birinde çift kişilik diğerlerinde tek kişilik yataklar konulmuştu.

Çift kişilik yatak olan odanın Metin’in teyzesinin olduğuna karar verdiler ve diğer tek kişilik odaları paylaştılar. İki odanın da kapısının arkasında anahtarları vardı. Vildan sırt çantasını odaya fırlatıp evin arkasına bakmak istediğini söyledi. Açık camlardan denizin sesi geliyordu ama onu yakından görmek istemişti.

Arka kapıdan çıkınca uzun bir bahçe yolu ile karşılaştı. Bahçe kapısının paslı  demirini gıcırdatarak açtıktan sonra bir yürüyüş yolu ve ardından uzanan geniş kumsal ve denizi farketti hayranlıkla. Mevsim deniz sezonu için henüz serin olduğundan sahilde kimse yoktu. Yan evlerin de panjurlarının kapalı oluşundan kimsenin olmadığı anlaşılıyordu. Muhtemelen bu evler sadece yazlık olarak kullanılıyor, deniz mevsimi bitince de kimse gelmiyordu.

“Demek denizi buldun!” dedi Metin’in sesi arkasından.

“Evet, bu kadar güzel bir yer beklemiyordum açıkçası. Resmen büyülendim!” dedi hayran hayran Vildan.

“Ben de senden!” dedi dudaklarının arasından Metin ama Vildan emin olamadı doğru duyduğuna ve sesini çıkarmayıp denize doğru yürüdü.

Üç dört adımda bir kumların arasında deniz kabukları görüyor, durup topluyordu. Sahilde kimse olmadığı için bütün kabuklar onları beklemiş gibi kumun üzerine çıkmıştı sanki.

“Bunları toplayıp İstanbul’a götüreceğim!” diye seslendi Metin’e, “İnternette bunlarla harika şeyler yapıldığını gördüm!”

Metin onun heyecanlı koşturmasını keyifle izliyordu. Andan daha çok keyif almak isterdi ama kendini gerçekten de çok halsiz hissediyordu. Onu kumsalda kendi haline bırakıp eve döndü ve ocağa çay suyu koyarak koltuğa oturdu. Penceren hâlâ neşeyle kabuk toplayan Vildan’ı görebiliyordu.

Vildan eve döndüğünde Metin sızmıştı bile.

“Hay Allah, gerçekten hasta bu çocuk! İlacını içti mi acaba?” diyerek sağa sola bakındı. Metin’in çantası hemen kapının yanında duruyordu. Odasına çıkarmamıştı henüz. O uyurken çantasını karıştırmak istemediği için seslenip onu uyandırmak istedi. O zaman farketti saçlarının terden ıslandığını. İyice kötüleşeceğinden korktuğu için koluna dokunarak uyandırmaya çalıştı.

“Metin? Metin! Uyan lütfen sanırım ilacını içmelisin, çok terlemişsin kanki.”

Metin zorlukla açtı gözlerini karşısında Vildan’ı görünce gülümsedi.

“Haklısın unuttum!” dedi doğrularak, “Tam iyileşmediğim için vücut çabuk yoruluyor ama geçecek endişelenme. İlaçlarım şu çantanın ön gözünde verebilir misin?”

“Elbette!” diyerek çantayı aldı ve kendi açmak yerine uzattı Metin’e. Metin çantanın ön gözünden bir kutu çıkardı. Küçük mavi kutunun dört tane gözü, her gözünde de farklı bir kaç hap duruyordu. Bir tanesini Vildan’ın verdiği su ile yuttu.

“Ne kadar çok ilaç vermiş doktor? Mikrop falan mı kapmıştın sen?”

“Sorma, az rastlanır bir şeymiş ama atlattım çok şükür. Bir daha ateşim çıkarsa bak şu üç hapın olduğu gözdeki haplardan birini verebilirsin tamam mı? Endişelenme.”

“O ne ilacı antibiyotik mi?”

“Evet bir çeşit antibiyotik!”

“Bak ne diyeceğim ben mutfağı düzenleyeyim bu akşam. Yarın için bize harika bir yemek hazırlayayım. Sen bu mideyle dışarıda yemek yeme artık. Bak kötü oldun.”

“Yorulma ama!” dedi Metin sevgiyle ona bakarak.

“Ne yorulması ben severek yaparım böyle işleri. Haydi sen de doğru odana gidip yat şimdi! Biraz dinlenip yarına daha iyi olursun!”

Sonra Metin’in koluna girip kaldırdı onu. Delikanlı ağır ağır gitti odasına.

Gelirken hissettiği tedirginlik ve korkunun artık iyice azaldığını hissediyordu Vildan. Ne kadar güven duysa da başına bir iş gelmesinden korkmuştu biraz. Yani sonuçta Metin sapığın biri olsa onu burda kimse bulamazdı. Kimse de buraya geldiğini bilmiyordu ayrıca. Yetmezmiş gibi telefonunu da kaybetmişti zaten.

“Neyse şimdi bunları düşünmeyi bırakayım da şu çocuğun midesini rahatlatacak bol naneli bir yayla çorbası yapayım!” diyerek geçti mutfağa.

Metin gerçekten de ertesi sabah daha iyi uyandı. Ancak rengi hâlâ solgun görünüyordu. Vildan onun başka bir şey yemesine izin vermeden çorba ısıttı hemen.

“İyi de ben sabahları çorba yemem ki!” diye mızıldandı Metin.

“Yemezdim diyecektin herhalde. Buraya masal  yaşamaya geldik sen mızırdayan bir kedi gibi davranıyorsun. Bu çorbayı içmezsen masalını korku filmine çeviririm beyefendi ona göre!”

“Annemden kurtuldum derken sana çattık galiba şimdi!” dedi Metin kahkaha atarak.

Onun annesinden ne kadar bunaldığını bilen Vildan’da güldü bu benzetmeye.

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s