Var olmayan ülkede aşk – Bölüm 3

Vildan feribotun kalktığı yere gidebilmek için önce iki otobüs değiştirmek zorundaydı. İlk otobüsten heyecanla indikten sonra, nefes nefese ikincisine yetişti. O sırada telefonuna gelen mesaj sesini duyunca hemen kontrol etti. Mesaj Metin’den geliyordu.

“Ben geldim şimdi seni bekliyorum. Burası şimdilik çok renksiz, sen gelince bütün renkler buraya gelecek! Herhalde bütün renkler senin yanında!”

Yüzünde kocaman bir gülümseme ile hemen cevap yazdı Vildan, “İnşallah beni görünce hayal kırıklığına uğramazsın!”

Sonra çift katlı olan otobüsün üst katına çıkarak kendisine oturacak bir yer buldu. Telefonu hâlâ sımsıkı elinde tutuyordu. Boğaz köprüsünden geçtikleri sırada Burhaniye’de yaşayacağı güzellikler aklına  geldi ve Peter Pan ile kendisini sahilde mutlulukla yürürken hayal etmeye başladı. Hayale öylesine kapılmıştı ki, elini kolunu sanki denize taş atarmış gibi hareket ettirdiğini farketmedi bile. Gece boyunca da kaçmanın verdiği gerginlikle uyuyamadığı için aslında içi geçmiş, hayal ediyorum sandığı şeyleri rüyasında görmeye başlamıştı.

Denize taş atmak için kolu aniden havaya kalkınca yanındaki genç adamın çantasını düşürmüş, onun etkisiyle de gözlerini açıvermişti. Delikanlının gergin yüzüyle karşılaşınca tam olarak ne yaptığını da farkedememiş, çok özür dileyerek çantayı yerden alıp yeniden aralarına koymuştu. Ancak bu sırada rüyadan uyanmış olsa da yanında oturan şapkalı ve beyaz tişörtlü çocuğun yakışıklılığı karşısında yeni bir hayale dalmış gibi hissediyordu.

“Resmen aşık oluyorum galiba!” dedi kendi kendine, hayatı boyunca birine bakar bakmaz bu kadar etkilendiğini hiç hatırlamıyordu. Delikanlı onun hayran hayran bakışına bir anlam verememiş, gergin bakışlarını camdan dışarı çevirerek yolculuğuna devam etmeye başladı.

Tam  o sorada Metin’den  bir mesaj  daha geldi, “Seni nasıl tanıyacağım?”

Vildan yanındaki delikanlının etkisinden kurtulup hemen cevap verdi Metin’e. Bu sabah yaptığı her şey, tüm hayatı boyunca yaptığı her  şeye ve karakterine tamamen aykırıydı aslında. Kendisi bile şaşkındı bu yüzden.

“Üzerimde beyaz bir tünik ile kot pantolonum var. Boynuma çapraz astığım kırmızı bir çanta taşıyorum. Saçlarım koyu kahverengi kıvırcık ve omuzlarıma kadar açık. Umarım bunlar senin yeterli olur.”

“Benim de elimde iki tane gül var. Beyaz olan sen, kırmızı olan ise benim! Bir de güneş gözlüklerim var”

Camdan dışarı bakan delikanlı Vildan’ın yüzündeki tuhaf  gülümsemeyi görecek kadar çevirmişti kafasını sonra onunla göz göze gelince yeniden dışarı bakmaya başladı.

“Herhalde normal olmadığımı düşünüyordur! Bir insan nasıl bu kadar yakışıklı olabilir!” diye geçirdi Vildan içinden, “Bana ne oluyor böyle gerçekten anlamıyorum!”

“Unutmadan iner  inmez telefonu kapatacaksın sakın unutma!” diye bir mesaj daha geldi Metin’den.

“Tamam merak etme!” diye yazdı Vildan’da cevap olarak. Acaba nasıl biriydi bu Metin? Belki bu yanındaki delikanlı kadar yakışıklıydı, belki de dünya çirkiniydi. Aslında onun yüreğini sevmişti geçen bu aylar boyunca. Tipinin nasıl olduğu çokta önemli değildi.

“Değil mi sahi?” diye sordu sonra kendi kendine. Onun aklında canlandırdığı Peter Pan açık kumraldı mesela, düz kemersiz bir burnu vardı. Çocuksu güzel bakışlarına inat, kalın kaşları, bir türlü yatışmayan hafif dalgalı saçları vardı. Gözleri ela, teni buğday rengiydi.

Tam  bunları düşünürken gözü yeniden yanında oturan beyaz tişörtlü delikanlıya takıldı, “İşte tam da böyle aslında!” dedi sonra neşeyle. Bu genç adamdan neden bu kadar etkilendiğini çözmüştü sonunda. Tıpatıp hayalindeki Peter Pan’a benziyordu. Kalbi yeniden hızlı hızlı atmaya başladı. Delikanlı onun yine tuhaf tuhaf baktığını ve üstüne üstelik bakarken de baygın bir gülümseme takındığını görünce gözlerini kısarak süzdü.

Vildan hemen toparlanıp diğer tarafa çevirdi başını. Onun hayranlığı arttıkça delikanlının onun zeka seviyesi hakkındaki tahminleri giderek düşüyordu  herhalde. Neredeyse kendi kendine gülecekti yine halini düşününce.

“Allah’ım inşallah yanlış bir şeylerin peşinde değilimdir!” dedi içinden.

Artık feribota binme zamanı yaklaştığı için konuştukları gibi telefonunu kapattı önce sonra da onu feribotta okumak için yanına aldığı kitabın arasına koydu. Yanına bıraktığı sırt çantasına uzandı ve inmek için hazır beklemeye başladı. Sonra yaklaştıklarını düşündüğü için ayağa kalktı ama otobüsün ani yaptığı frenle dengesini kaybedip az önce yanından kalktığı delikanlının üzerine doğru sarsıldı. Durağını kaçırma ve mahcup olmanın verdiği tedirginlikle hızla düzelmeye çalışırken bu sefer kolyesinin metal kısmı delikanlının üzerindeki kazağa takılıverdi. Vildan kurtarmak için hamle yaptığında kazağın iplikleri uzadığı için eğilip eliyle kurtarmayı denedi. Delikanlı artık ne yapacağını bilemez halde bakıyordu ona! Yanına oturduğundan beri hiç durmadan ona rahatsızlık vermişti.

“Acele etmezseniz daha kolay olacak sanırım!” dedi delikanlı ters bir sesle.

“Ay ne olur kusura bakmayın! Durağımıda kaçıracağım!” diyerek bir yandan kolyeyi kurtarmaya çalışıyordu. Sonunda kolye kazaktan kurtuldu. Zaten kendini iyice kötü hisseden Vildan inebilmek için çantasını kaptığı gibi hızla otobüsün alt katına indi. Kolyeyi kurtarmak için uğraşırken arasına telefonunu koyduğu kitabı da orada bıraktığının farkında bile değildi o sırada.

Koşarak feribota yetiştikten sonra anladı kitabın da telefonun da olmadığı ama artık yapacak bir şey yoktu. Zaten bilinmez bir maceraya doğru yola çıkmıştı. Telefonu kendi elleriyle kapatmıştı son karmaşa yaşanmadan evvel. İndiği yerden arasa bile telefon açılmayacaktı.

“Belki dönerken kayıp eşya bürosu falan varsa oraya sorarım” dedi kendi kendine. Bir kaç saat sonra Metin ile yüzyüze geleceklerdi. Oturduğu yerde yanında kimse yoktu ve hayallere dalarken uyku yeniden ağır basmıştı. Bu defa kimse olmadığından emin olduğu için bıraktı o da kendini uykuya.

Rüyasında tıpkı masalda olduğu gibi bir gece camına geliyordu Metin yani Peter Pan, onu alıp var olmayan ülkeye götürüyordu. Nasıl oluyorsa peri tozu bile olmadan ikisi de uçuyorlardı gökyüzünde. Tıpkı o küçüklük kitabının resimlerindeki gibiydiler. Vildan’ın üzerinde beyaz uzun bir gecelik vardı ve uçarken etekleri pır pır ediyordu ardında. Peter Pan’ın ise tıpkı o kitaptaki gibiydi kıyafeti. Yeşil bir kısmı parçalanmış bir gömlek ve paçaları makasla rastgele kesilmiş gibi görünen bir pantolon.

Gözlerini açtığınd Feribot’un varmak üzere olduğunun anonsu yapılıyordu. Rüyasının etkisinden henüz kurtulamadığı için gözlerini açık tutmaya çalıştı. Yoksa kaldığı yerden uykuya dalacağını hissediyordu.

Edremit’e iner inmez, gözleri elinde iki gül taşıyan güneş gözlüklü genç adamı aramaya başladı. Biraz ileride kalabalığı yararak etrafına bakınan kareli gömlekli delikanlı o olmalıydı. Delikanlı gülümseyerek ona doğru geldi ve tam önünde durarak güneş gözlüğünü çıkardı.

“Vildan?”

“Evet. Metin?”

Az önce yanında oturan delikanlı kadar olamasa da Metin’de eli  yüzü düzgün bir insandı. Hayalindeki Peter Pan’ın fiziğine sahip değildi ama ruhuna sahip olduğunu daha önce ispatlamıştı Villdan’a.

(devam edecek)

Acaba gerçekten büyümek istemeyen bir çocuk var mıdır, yoksa bir kez büyüdükten sonra, geride kalmış çocukluğun özlemi midir büyümemiş olmak?

 

 

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s