Var olmayan ülkede aşk- Bölüm 1

Olabilecek en güzel adres belki de…

Varolmayan Ülke
“Sağdan ikinci yıldız, sonra sabaha kadar dümdüz.”

Peter Pan, J. M. Barrie

Derin bir iç çekti Vildan, çocukluğundan beri belki de en sevdiği hikayeydi Peter Pan ve en sevdiği kahraman elbette. Bir gün penceresine gelip, tüm diğer kayıp çocukların yanına var  olmayan ülkeye götürecekti onu.

Çocukluğundan beri annesinin aldığı tek kitap olan “Peter Pan”ı masanın üzerine bıraktı. Çantasının kenarından sallanan anahtarlığına, onu koruduğuna inandığı peluş, Peter Pan oyuncağına bakıp gülümsedi.

“Bir gün geleceğini biliyorum!” dedi ve yatağına uzanıp uykuya daldı.

Vildan babasını hiç tanımamıştı. Annesi bir keresinde öldüğünü söylemişti, bir başka seferinde ise onları bırakıp kaçtığını. Babası ile ilgili soru sorduğunda genelde sinirlenirdi. Yedi yıldır birlikte yaşadığı Fikret amca evdeyken zaten ondan bahsetmek yasaktı. Fikret amca ile birlikte evde rakı yapıyorlar, sonra sabahlara kadar içip sarhoş oluyorlardı. Sabahları okula gitmek için kalktığında içerideki berbat koku yüzünden kahvaltı bile edemiyor. Hızlıca hazırladığı sandviçini yemek için evin dışına çıkıyordu. Apartmanın hemen girişindeki büyük çınar ağacının altındaki derme çatma banka oturup kahvaltısını yapıyor, sonra eve geri dönmeden okula gidiyordu.

Annesi ve Fikret amcanın uyanması onun okuldan gelişini buluyordu zaten. Daha kapıdan girer girmez karınları acıktığı için onu alışverişe yolluyorlar, sonra onu unutup kendi dünyalarına geri dönüyorlardı.

Okulda ne kadar başarılı bir öğrenci olduğundan ikisinin de haberi yoktu. Öğretmenleri ona her yıl onur öğrencisi belgesi verip, bu kadar iyi yetişmiş, akıllı öğrencinin ailesi ile mutlaka tanışmak istediklerini söylüyorlardı.

Evde çamaşır ve ütü işine de Vildan baktığı için, üzeri başı her zaman tertemiz ve ütülü oluyordu okulda. Annesi ve Fikret amcanın onu yok sayma saati gelir  gelmez de kendini odasına kilitliyor, derslerini çalışıyor, okul kütüphanesinden aldığı kitapları okuyor. Kalan zamanını da zorla aldırdığı bilgisayarında oyalanarak geçiriyordu. Gün sonunda mutlaka Peter Pan kitabı ile yeniden buluşuyor, okul öncesi çocuklar için hazırlanmış kocaman yazılarını bir çırpıda yeniden okuyor. Resimlerine tek tek bakıp hayallere dalarak uyuyordu.

Liseyi bitirmesine bir yıl kalmıştı, iyi bir üniversiye kazanmak istiyordu. Okuldakiler o çalışkan kızın iki ayyaşla paylaştığı bu evde bir masal dünyasında yaşadığını bilseler kim bilir neler düşünürlerdi.

Liseye başladığı yıldan bu yana boyu atmış, annesi gibi gösterişli bir genç kıza dönüşmeye başlamıştı. Kendindeki bu değişikliğin karşı cins üzerindeki etkisini ilk Fikret amcanın bakışlarında hissetmişti. O kadar tedirgin olmuştu ki hemen annesine söylemiş, annesi ise onun mutluluğunu kıskandığıını söyleyerek azarlamıştı.

“Gençliğine güvenip benim ilişkimiz bozmaya kalkma küçük hanım! Yoksa kendini kapının önünde bulursun!”

Nefes aldığının bile farkında olmayan bir anneden doğru bir davranış beklemek elbette bir hataydı. O günden sonra odasına girdiği an kapısını kilitliyor. Onların sızdığı saatlerde banyosunu yapıyor ve mümkün olduğunda ortalıkta olmamaya gayret ediyordu. Çok dışarı çıkan bir genç olmadığı için böylece okul dışındaki tüm saatlerini odasında geçirmeye başlamıştı. Evdekilerin temiz ve ütülü kıyafet derdi olmadığı için ütü masasını da odasına almıştı. Böylece yemek ve tuvalet ihtiyacı dışında odasından çıkıp göz önünde olması gerekmiyordu. Tatil günleri de onlar günün yarısını uyuyarak geçirdiklerinden fazla zorlanmadan idare edebiliyordu. Havalar güzelse onlar uyanınca bahçedeki çınarın altına gidiyordu.

Fikret amcanın isteği ile eve internet bağlanınca oyalanmak daha da kolay olmaya başlamıştı. Annesi sevgilisinin interneti başka kadınlarla konuşmak  için istediğini anlamasa da bu iş en çok Vildan’ın işine yaramıştı. Önüne kocaman yeni bir dünya açılıvermişti.

Bir çok şeyi takip ediyor, gerçek dünyada görüşemese de sosyal dünyadan pek çok arkadaş ediniyor. Bazen onlarla saatlerce sohbet ediyordu.

Yine bir akşam odasının kapısını kilitlemiş, yapması gereken tüm sorumluluklarını yerine getirmiş, bilgisayarın başına geçmişti.  Daha ekranı açar açmaz düşen mesajı görünce gözlerini kocaman açarak baktı önce.

“Peter pan : Merhaba!”

Hemen sandalyesine iyice yerleşip açtı mesajı. Peter Pan takma adıyla yazan biri sadece bir tesadüf müydü acaba? Yoksa hayallerine cevap mı geliyordu sahiden.

“Ne yapmalıyım ki? Yazsam mı acaba? Ne olabilir ki yazsam? Sonuçta benim de takma adım var. Ben istemediğim sürece beni bulamaz bile!”

“Wendy : Merhaba!” yazdı hızlıca.

“Peter Pan : Aynı masaldan birini bulmak harika?”

“Wendy : Sen de mi seviyorsun bu masalı yoksa!”

“Peter Pan : Ben bu masalın kahramanıyım elbette seviyorum!”

Gece boyunca biraz daha yazıştılar. İkisinin hemen aynı yaşlarda olduğu ortaya çıktı önce. İkisi de üniversiteye hazırlanıyorlardı. Henüz gerçek adın bilmediği Peter Pan’ın annesi onun hukuk okumasını istiyordu ama onun hayalleri başkaydı. Annesinin baskıları yüzünden hayal ettiklerinin peşinden gidemiyor olmak onu çok üzüyordu.

Vildan sorular sorarak daha  çok onun hakkında bilgi edinmeye çalıştı. Yazdıklarına bakılırsa kötü niyetli birine benzemiyordu.

“Peter Pan : Peki ya senin hayatın nasıl?” diye yazınca iyi geceler dileyip sohbeti sonlandırdı.

Ne kadar güvenilir de görse ilk konuşmadan kendini çok açık etmek istemiyordu.

Peter Pan kitabını aldı masadan yatağın içine gömülüp okudu hızla yine. Resimlere bakarken, az önce konuştuğu Peter Pan’ın nasıl bir tipi olduğunu hayal ederken buldu kendini.  Sonra içinde ikisinin olduğu bir Peter Pan masalı canlandırdı gözlerinde, uyurken yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.

Ertesi gün eve gelince daha ders çalışmaya başlarken açtı bilgisayarı, ekrana herhangi bir mesaj düşerse küçük bir “ding” sesi geliyordu. Bir yandan önündeki testleri çözerken bir yandan kulağı bilgisayardaydı. Ödevleri ve tekrarlarını yapana kadar gelmedi ses. Sonra ertesi gün giyeceği kıyafetlerini ütüledi. Ütünün buharının çıkardığı sesten sesi duyamazsa diye arada bir durup kulak kesiliyordu.

Herhangi bir hareket olmayınca bu defa yarım kalan kitabını eline aldı. Her günde en az otuz sayfa okumaya gayret ediyordu. Öğretmeni üniversite sınavında başarılı olmak istiyorsa ders çalışmak kadar kitap okumanın da çok önemli olduğunu söylüyordu sürekli. Kitap okumak hem hayal gücünü genişletiyor, hem ifade gücünü arttırıyor, hepsinden önemlisi de okuduğunu hızla anlama kabiliyetini arttırıyordu. Genel kültür sağlaması, en iyi dost olması gibi pek çok diğer konu da vardı elbette.

Hayatının büyük bir kısmını odasında geçirince onunda en iyi arkadaşı kitaplar olmuştu zaten. Ancak şu internet geldiğinden beri aklı sürekli oraya kaydığı için kendini zorluyordu okumaya. Kitabını okumadan asla geçmiyordu bilgisayarın başına.

Bu gün dikkatini vermekte zorlanıyordu aklı o küçük “ding” sesine odaklı olduğu için ama yine de planladığı kadarını okuyabildi kitabın. Bir kaç sayfadan sonra unutmuştu zaten o sesi ve odaklanmıştı kitapta anlatılan hikayeye.

(devam edecek)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s