Gece perisi – Bölüm 6

Duygu Pınar annenin geçmişindeki bu büyük aşk yarası ve evlat acısını öğrenince iyice üzülmüştü. Kadıncağız kendi yaralarının üzerine bir de onun acısını onarmaya çalışmıştı onca zamandır. Üstelik Duygu’nun yaptıkları öyle yenilir yutulur şeyler de değildi. Az kalsın uyuşturucu bağımlısı oluyordu.

“Gerçekten seni çok seviyorum Pınar anne! Ne olur seni üzdüğüm her  şey için beni affet!” diyerek sarıldı kadının boynuna.

Pınar anne de çok duygulanmıştı bu sarılıştan, artık ondan bir şey saklamak istemiyordu.

“Seninle konuşmak istediğim başka şeyler de var Duygu’cuğum!” dedi sesi titreyerek.

Duygu yavaşça onun kollarından geri çekilip, merakla baktı gözlerine.

“Başka acılardan mı bahsedeceksin yoksa?” dedi hüzünle burnunun çekerek.

“Hayır bu defa güzel şeylerden bahsedeceğim.”

“Ah nihayet!” diye ellerini çırptı Duygu, şimdi gerçekten çok meraklanmıştı.

“Sana bu hikayeyi anlattım ama peşinden benim için acı çekmeni ve üzülmeni istemiyorum. Evet ben yıllarca unutamadım, canım çok yandı. Hem terkedilmek, hem evlat kaybetmek bana çok ağır geldi.”

“Pınar anne!” diye iç çekti Duygu.

“Canım kızım, hikayenin orada bitmediğini bundan iki ay önce öğrendim.”

“Nasıl yani?”

“O gittiğim yerde Yüksel beni buldu. Nasıl oldu bilmiyorum ama bir anda karşıma çıktı. Programımı bitirmiş, arkadaki odaya geçiyordum. Odanın kapısının önünde bekleyen gölgenin o olacağı elbette aklıma geldi. İri yarı bir adamı görünce tedirgin oldum. Tam yanıma birini almak için geri dönüyordum ki “Pınar!” diye seslendi.”

“Aman Allahım!” diyerek elleri ile ağzını kapattı Duygu. Demek Pınar annenin hayatında biri olduğu konusunda yanılmamışlardı. Gençlik aşkını yeniden bulmuştu o.

“Adımı duyunca döndüm, o da bana doğru yürüdü. Saçlarına düşen aklara rağmen tanıdım onu Duygu. Kalbim yerinden çıkacak gibi atmaya başladı. Ondan hem nefret ediyor, hem de deli gibi seviyordum hâlâ. Ne diyeceğimi, ne yapacağımı bilemedim. ‘Bir kahve içip konuşalım mı?'” dedi nazikçe. Bir şey söylemeden odaya giridm. Heyecanla üzerimi değiştirdim. Aklıma binlerce soru, sitem dolanıyordu. Odaya girerken ona bir şey söylememiştim. Hâlâ kapının ardında olup olmadığını bile bilmiyordum. Giyinip kapıyı açtım korkarak.”

“Orada mıydı?” dedi Duygu nefesini tutarak.

“Evet. Gitmemişti!”

“İşte bu çok heyecanlı!”

“Açık olan bir kafe bulup oturduk. Kaybettiğim evladımı düşününce içim yanıyordu. Bana çektirdiği acılarının hepsi tazeydi hâlâ ama bir açıklama bekliyordum yine de. Benimle evlenmekten asla vazgeçmediğini söyledi. Beni yanına alıp doğuma kadar bana bakan arkadaşıma meğerse annesi para vermiş. O benimle konuştuktan hemen sonra gelipte benimle kalabilirsin deyişinden hiç şüphelenmemiştim.”

“İyi ama neden?” dedi Duygu bu defa diklenerek.

“Beni onların ayarladığı bir doktora götürüp, çocuk ölü doğdu dedirtmek için!”

“Ne?”

“Yüksel bütün bunları sonradan öğrenmiş. Her yerde beni aramış ama bulamamış. Annesi öldükten yıllar sonra bir başka kadınla evlenmiş. Oğlumuz on iki yaşındayken.”

“Yani çocuk onlarda mıymış?”

“Evet. Oğluma önce annesi o öldükten sonra da karısı bakmış. Yirmi sekiz yaşında harika bir oğlum var Duygu. Üvey annesi onu o kadar iyi yetiştirmiş ki.”

“Ah inanamıyorum gerçekten! Peki onunla da konuştun mu? Yani oğlunu gördün mü?”

“Hayır henüz görmedim. Yurt dışından henüz geldi. Yüksel bizi buluşturacak.”

“Peki ya onun karısı. Yani Yüksle beyin?”

“Zavallı kadın o illet hastalığa yakalanmış. Bundan beş yıl önce vafat etmiş. O ölünce Yüksel oğlumuza benden bahsetmiş. Babaannesi oğluma da benim öldüğümü söylemiş çünkü.”

“Peki neden daha önce söylememiş yani annesi ölünce?”

“Çocuğun üvey annesini kabul etmeyeceğinden ve benim peşime düşeceğinden korkmuş. O zaten beni aramaktan hiç vazgeçmemiş ama ikisinede onca iyi bakan o zavallı kadına da haksızlık etmek istememiş.”

“Keşke hiç evlenmeseymiş!” dedi Duygu hırsla.

“Tek başına bir çocuk yetiştirmesi kolay değil bir erkeğin Duygu’cuğum”

“Yine de deneyebilirdi.”

“Denese bile beni yine şimdi bulacaktı. Yani oğlumuz yirmi sekiz yaşına geldiğinde. En azından oğlum bir aileyle mutlu ve sevilerek büyümüş. Bunun için o kadına çok teşekkür borçluyum. Her kadın başkasının çocuğuna böyle sahip çıkmaz.”

“Haklısın sanırım Pınar anneciğim! Gerçekten çok heyecanlı ve şaşırtıcı. Peki şimdi ne oalcak?”

“Bir kaç gün sonra oğlumla buluşacağım. Aslında daha önce olacaktı ama bir türlü denk gelmedi. Yüksel ona benim hakkımda her şeyi anlatmış. Yani gece kulüplerini falan biliyor. Hiç tereddüt etmeden annemle bir an önce görüşmek istiyorum demiş.”

Pınar hanımın gözlerindeki sevinç gözyaşları, sesindeki heyecan sarmıştı Duygu’yu. “Keşke ben de annemi bulsam bir yerlerden, o da ölmemiş olsa!” dedi birden bire.

Pınar hanım sevgiyle sarıldı kıza, “Ben seni hiç bir zaman bırakmayacağım canım kızım. Yüksel ile senden de bahsettik. O da seninle tanışmaya can atıyor. Ben bir türlü konuşacak fırsat bulamadığım için bekliyor, hatta geciktirdiğim için de kızıyordu.”

“Ben de çok isterim tanışmayı Yüksel amcayla!”

“Oğlumuzla da tanışacaksın. Hatta şey!” dedi tereddüt edip sustu sonra Pınar anne.

Duygu öyle heyecana kapılmıştuı ki, onun ellerinden tutup sordu hemen.

“Ney? Ne oldu Pınar anne? Lütfen her şeyi anlat bana!”

“Yüksel ile konuştuk. Yani biz çok güzel bir aile olabiliriz hep birlikte.”

“Sana evlenme mi teklif etti yoksa? Harika yaşasın!Elbette olabiliriz. O kadar sevindim ki!” diyerek kalkıp zıplamaya başladı Duygu.

“Evet ama sadece o kadar değil!” dedi Pınar anne kızın heyecanına bakarken.

“Birlikte mi oturacağız? Ona da tamam!” Duygu kadıncağızın onu tedirgin etmekten korktuğu için mutluluğunu ertelediğini düşündüğü için sürekli ona yardımcı olmaya çalışıyordu söyleyeceklerinde.

“Oğlumuzla da seni evlendirmek  istiyoruz!” deyiverdi Pınar anne bir solukta, “Sen benim kızımsın, o da oğlum. İkinizin bir yuva kurması inan beni çok mutlu eder. Hayatımın bundan sonrası peri masalı gibi olur. Elbette senin aklında başkası yoksa.”

Duygu durdu birden, Pınar annenin söylediğini anlamaya çalışıyordu.

“Ama daha sen bile tanışmadın oğlunla Pınar anneciğim! Siz bir kavuşun, beni merak etme sen!” dedi tuhaf bir gülümsemeyle.

Aslında belkide Murat’tan bahsetmenin tam zamanıydı ama kadıncağız o kadar mutlu ve heyecanlı görünüyordu ki ne diyeceğini bilemedi. Annesinin ölümünden sonra onun neredeyse hayatını kurtarmıştı. Elinde avucunda ne varsa onu kurtarmak için harcamıştı. Ona öyle borçluydu ki bunca acının ardından, bu kadar gönülden istediği bir şeye “Hayır!” demek nasıl mümkün olabilirdi.

“Yok acele etmiyorum sadece öyle heyecanlıyım ki bir an önce sana söylemek istedim. Belki buluşmaya sen de gelirsin bizimle!”

“Ah dur benim kalbim o kadar heyecana dayanmaz. Hem sizin aile olarak ilk bir araya gelişiniz  bu. Ben sonrakilere katılırım olur mu?”

“Tamam canım kızım benim. Düşünceli kızım. Yüksel’e sana anlattığımı söyleyeyim. Çok sevinecek!”

(devam edecek)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s